Showing posts with label Güncel Haberler. Show all posts
Showing posts with label Güncel Haberler. Show all posts

Sunday, February 28, 2010

Avatar romandan çalıntı mı?




Strugatsky kardeşlerin "Noon Universe" serisinin kahramanları Avatar'dakilere oldukça benziyor. Avatar'ın yönetmeni Cameron ise "intihal" iddialarını reddediyor.

Hasılat rekorları kıran Avatar filminin konusunun "çalıntı" olabileceğini hiç düşünmüş müydünüz! Avatar'ın, Rus Arkady ve Boris Strugatsky kardeşlerin Sovyet döneminde yazdığı bilim-kurgu Roman serisi "Noon Universe"e benzerliği dikkat çekiyor.

James Cameron'un filmi Avatar, Pandora adlı bir gezegende yaşayan Na'vi ırkını anlatıyor. Yemyeşil Pandora, Strugatsky'lerin kitabında da geçiyor. Film de kitap da 22. yüzyılı konu ediniyor. Cameron'un Na'vi'si ise kitapta Nave olarak geçiyor.
Avatar romandan çalıntı mı?

Futbolu ağlatan adamın son anları


Avrupa Futbol Şampiyonası’nda Türkiye A Milli Futbol Takımı’nın kazandığı en büyük başarının mimarlarından biri olan ve bu zaferin hemen ardından ani ölümüyle Türkiye’yi yasa boğan eski Futbol Federasyonu Başkanı Hasan Doğan’ın hayatı kitap oldu. Ailesi ve dostlarıyla yapılan görüşmeler sonucu Haşim Akman’ın kaleme aldığı, Hayykitap’tan çıkan “Hasan Doğan Futbolu Ağlatan Adam”ın en çarpıcı bölümü ise Doğan’ın son dakikalarını ve bu anlara ailesinin, arkadaşlarının ve Başbakan Erdoğan’ın tanık oluşunu anlatan sayfalar... Hasan Doğan’ın son anları kitapta şöyle anlatılıyor:

Neşeyle kalktı, acıyla yıkıldı
Alkoçlar Otel’de epeyce kalabalık bir masa etrafında buluşuldu. Masada, Fatih Terim, Cihan Kamer, Hamdi Abdik, Hasan Doğan, Levent Kızıl, eşleriyle birlikteydi. Federasyon çevresinden birkaç kişinin yanı sıra Beyazıt Öztürk de vardı. Yemeğin ardından Cihan Kamer, Hamdi Abdik ve Hasan Doğan otelin Sağlık merkezindeki SPA’ya gitti. SPA’da hem son günlerin yorgunluğu giderilmeye çalışıldı hem de üç yakın arkadaş Cihan Kamer’in esprileriyle hoşça vakit geçirdi. Hasan Doğan, Cihan Kamer’e “Yahu arkadaş, şuramdan inanılmaz bir ağrı geliyor” diyerek sırtında bir noktayı tarif etti. Saatler 18.35’i gösteriyordu. Cihan Kamer alışkındı bu türden sözlerine onun. Şikâyetlerinin yoğunlaşması üzerine, iki yıl kadar önce ne olur ne olmaz diyerek Anjiyo yaptırmışlardı. Sonuç temizdi. Hasan Doğan’ın yakınan sesini biraz geride bırakıp asansöre doğru yöneldi Kamer, duyduklarının üstünde durmamaya çalışıyordu. İlgi gösterip üstelerse daha kötü olacağından, Doğan’ın kuruntuya kapılacağından korkuyordu. Birkaç adım atmıştı ki arkasından gelen, “Tutun” sesiyle durdu. Tam dönüp elini uzatıyordu ki duyduğu “küüüt” sesine baktı. Hasan Doğan yere yıkılmıştı.

Doktorların ümitsiz çabası
Cihan Kamer korku, şaşkınlık ve üzüntü içinde, “Yetişin! Çabuk!” diye bağırmaya başladı. Doktorluk yapmamasına karşın tıp eğitimi görmüş Hamdi Abdik hemen yanlarında bitti ve yerde uzanmakta olan Hasan Doğan’a kalp masajı yapmaya koyuldu. O sırada otelde tatilini geçirmekte olan ve olup bitenleri bir üst kattan gören Belçikalı acil servis uzmanı bir Doktor da yetişip Hamdi Abdik’ten görevi devraldı. Belçikalı doktorun ısrarlı müdahalesi bir iki dakikadır sürmekteydi ki otelin doktorları, müdahale için gerekli tıbbi donanımlarıyla birlikte geldiler. Operasyonu izleyen Hamdi Abdik ise o sırada Cihan Kamer’e dönüp, ümitsiz bir şekilde “Çok zor” dedi. Ne yapacağını, kimi arayıp da Haber vereceğini bilmez bir şekilde gelişmeleri izleyen Cihan Kamer, cep telefonundan gayri ihtiyari eşini aradı. “Hasan abi fenalaştı” dedi Cihan Kamer. Sesi, eşinin o ana kadar hiç duymadığı ölçüde kötüydü. Bulundukları yere ulaştığı sırada karşılaştığı manzara hiç de umduğu gibi değildi Çiğdem Kamer’in.

‘Allahım onu elimden alma’
Çiğdem Kamer, Aysel Doğan’ın o sırada bir arkadaşlarıyla birlikte bulunduğu yeri biliyordu. Hemen yanına gitti. Aysel Doğan, o anda SPA merkezinden çıkıyordu. Çiğdem Kamer yürüyüp bulundukları yerden uzaklaşmaya çalışıyordu ki Aysel Doğan onu durdurdu. “Çiğdem, senin başka bir şeyin var. Neden söylemiyorsun ne olduğunu” dediği anda Çiğdem Kamer, “Aysel abla, metanetli olman lazım şu anda. Bunu sana nasıl söyleyeceğim, onu da bilmiyorum. Bunu kolay söylemenin yolu yok. Hasan ağabey fenalaştı” deyiverdi. Birden ciddileşti Aysel Doğan, “Nerede? Bana yerini söyle çabuk” dedi. Durumu son derece metanetle karşılamıştı. “Hemen söyle Çiğdem, çabuk gitmeliyiz” dedi. Yeniden yürümeye başladılar. “Çok mu ciddi?” diye sordu yürürlerken. Doktorlar görüş alanına girdiğinde feryadı bastı Aysel Doğan. Geldiğini gören herkes sakin olmasını söylerken o, ilk anda, kimselerin pek de anlam veremediği bir hareket yaptı: Cep telefonunu kapattı. Çiğdem Kamer, daha sonra açılması gerektiğinde pin kodunu bilmediğini hatırlayıp itiraz edecek oldu, engellemeye çalıştı. “Kızım ararsa ne söylerim” dedi Aysel Doğan. “Şu anda ancak dua edebiliriz. Başka bir şey yapamayız, oturalım” dedi. O sırada Allah’a, “Onu elimden alma” diye yakarıyordu.

Başbakan’a haber verildi
Kaybedecek vakit yoktu, doğrudan Başbakan’ı aradı Cihan Kamer, “Haberler iyi değil” dedi: “Hasan abi... Herhalde kalp krizi geçiriyor ve geri gelmiyor”. “Hangi Hasan abi” sorusu üzerine, “Bizim Hasan abi” dedi. “Hayırlı konuş. Ne demek gelmiyor? Dur bakalım, ne oldu? Orada doktor falan kim var?” dedi Başbakan Erdoğan. Cihan Kamer, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın sorusunun üzerine durumu anlatmaya başladı. Bu konuşmanın ardından aileden haber verileceklerin adını geçirdi aklından hızlıca. Hasan Doğan’ın kardeşi Hüseyin Doğan’ı düşündü önce, vazgeçti. “Ailenin büyük oğlu” sayılan Remzi Gür’ü aradı. “Remzi abi, Hasan abi kalp krizi geçiriyor ve geri gelmiyor. Acil gelin” dedi, kapattı telefonu.

Erdoğan: Oraya geliyorum
Hastaneye ulaştıklarında Aysel Doğan, “Ben doktorla görüşüp durumu öğrenmek istiyorum” dedi. Israrlarına karşı koyamayan doktorlar onu içeri aldı, Çiğdem Kamer ise bekleme salonunda kaldı. Bu sırada Tayyip Erdoğan da hastanenin başhekiminden bilgi alıyordu. Başhekimle konuştuktan sonra Cihan Kamer’i aradı. Başbakan, “Başhekimin hâlâ ümidi varmış” diyordu. Belli ki o da ümitliydi. “Geri dönmüyor” dedi Cihan Kamer. Başbakan, “Peki, beni tekrar başhekimle görüştür” dedi. Konuşma kısa sürdü. Başhekimin, “Maalesef kaybettik” demesi üzerine bitti konuşma. Bir süre sonra tekrar çaldı Cihan Kamer’in telefonu. Yine Başbakan’dı. “Oraya geliyorum. Ne yapacaksınız, götürecek misiniz bugün?” diye sordu. Ailenin diğer üyelerinin de Bodrum’a gelmesini bekliyordu Cihan Kamer. Oğlu Selim de yetişirse pazar gününe defnetme taraftarıydı.

Son bir kez görmek istedi
Hastanede yaşama döndürmeye çabası sürerken, dışarısı da giderek kalabalıklaşıyordu. Haberi duyan herkes soluğu hastanede almıştı. Fatih ve Fulya Terim, Levent Bıçakçı, Milli Takım’ın o sırada Bodrum’da bulunan futbolcuları, Doğan ailesinin yanındaydı. Hastanenin önü gazeteci kaynıyordu. İçerideki endişeli bekleyiş sürerken bir ara Fatih Terim yanaştı Aysel Doğan’ın yanına. Son haberi o verdi. O zamana kadar gözyaşını tutabilenler için de sondu bu. Ağlayabilenler kendilerini tutmaktan vazgeçti. Bekleme salonuna sadece hıçkırık seslerinin hâkim olduğu bir anda Aysel Doğan, “Ben kocamı göreceğim” diyerek kalktı yerinden. Engel olmak istediler, o direndi ve istediğini elde etti...
Baba ocağına acı haber
Hasan Doğan’ın annesi Ferhan hanım ile babası Mustafa Doğan, yazları Kastamonu’da, ata yurtları olan Abana’da geçirirdi. Denizi uzaktan, yeşillikler arasındaki yamaçtan gören bir evin verandasında gündelik hayatın telaşesinden uzak, akraba ağırlamak, eş dost ziyareti, sohbet ve ibadet alırdı vakitlerinin çoğunu. O gün de öyle, karı koca akşam yemeklerini erkenden yemiş, yatsı namazı için geçmesi gereken süreyi dolduruyorlardı. Evin sokak kapısından girdikten sonra bahçeyi aşarak gelinen verandanın kenarındaki kapının eşiğinde, Ferhan Doğan’ın aynı mahallede oturan kardeşi Burhan Özer beliriverdi. Enerjik biriydi ama o anki durgun hali akşamın alacasında göze görünmedi. Kısa bir soluklanmanın ardından, doğrudan söze girdi Burhan Özer. “Hasan’a bir şey olmuş” dedi ve devam etti: “Beni de Hüseyin (Doğan) aradı. ‘Annemin babamın yanına git dayı’ dedi, geldim.” O sözünü bitirmişti ki çevreden başkaları geldi. Gelenler, “Hasan komada” dedi. Yaşlı karı koca, hayır duaya durdular. Evdeki birileri televizyonu açtı. Oradan duydukları habere göre, verandaya, “Nefes alma verme durumu iyiymiş” haberi uçuruldu. Ama çok geçmeden acı haber geldi.
Oğlu ABD’de öğrendi
Her şeyden habersiz olan Selim, San Diego’da Türk arkadaşıyla sohbete başlamıştı ki arkadaşının telefonu çaldı. Açtı. “Alo” dedikten sonra üç beş saniye sessizce dinledi karşı tarafın söylediklerini ve sonra hiçbir şey söylemeden masadan kalkıp kahvaltı salonunun dışına çıktı arkadaşı. Geldiğinde suratı allak bullaktı. “Kalp krizi” dedi. Bu iki kelimenin taşıdığı felaketin farkındaydı Selim. Hemen çok yakınlarının adlarını geçirdi aklından. İçlerinde babasının adı yoktu. Arkadaşı, bu boşlukta aklından geçenleri okumuş gibi, bir kelime daha fısıldadı: “Baban.” Son kelimeyi duyunca, eli ayağı kesildi Selim’in. Sarsıldı bir an. İkisi birden başladılar ağlamaya...
Kızı inanmak istemedi
O gün bir arkadaşının evindeydi Zeynep Doğan. Arkadaşının telefonu çaldı. O ana kadar hiçbir şeyden haberi olmayan Zeynep, arkadaşının yüzündeki Dehşet ifadesiyle irkildi. Genç kadın “Baban fenalaşmış” demeye çalışırken Zeynep bir anda “Kalp krizi mi?” dedi ve koşup televizyonu açtı. Ekranda beliren görüntüde “Vefat etti” yazıyordu. Anlamadı önce, inanmak istemedi. Hemen Çiğdem Kamer’i aradı, “Müdahale ediliyor” cevabını alınca tekrar bir nefes aldı. “Babama hiçbir şey olmaz. Bir mucize olur ve babam kurtulur” diyerek kendini rahatlatıyordu. Zeynep, Bodrum’da uçaktan inene kadar “bu gerçeğe” inancını hep koruyacaktı. Zaten ona acı haberi verme görevini kimse üstlenemiyordu. Uçakta, Ethem Sancak’ın Psikolog eşi onun yanında oturacak ve durumu son derece güzel yönetecekti.
YAŞAMA DÖNMEDİ
Avrupa Futbol Şampiyonası’nda Türkiye’nin attığı gollere eşine sarılarak sevinmişti Doğan... Çok değil, bu zaferin hemen ardından, stresi atmak için girdiği SPA’dan sonra yere yığılıverdi. Oteldeki bir Belçikalı doktor, ardından uzman ekip müdahale etti ama Doğan’ı yaşama döndürmek mümkün olmadı.
Futbolu ağlatan adamın son anları

Thursday, December 24, 2009

Dünya birinciliği Bursa mutfağı ile geldi


Araştırmacı Ömür Akkor tarafından yazılan "Bursa Mutfağı" adlı kitap, Dünyanın en prestijli yemek kitabı yarışması "Gourmand World Cookbook Awards"ta, "Yerel Mutfak" kategorisinde 2009’un en iyi kitabı seçildi.

AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, şeflik yapan Ömür Akkor, Bursa’nın mutfak kültürünü tanımak amacıyla beş yıl önce köyleri gezmeye başladı.

Araştırmalarında hamur işlerinden sebze yemeklerine, et yemeklerinden tatlılara Bursa’nın zengin yemek kültürüne ait unutulmuş lezzetleri keşfeden Akkor, bunları "Bursa Mutfağı" adıyla kitaplaştırmaya karar verdi.

Mart ayında yayımlanan kitapta, 120’si ilk kez yayımlanarak dünya mutfak literatürüne giren 140 tarif yer alıyor.

Kitabıyla dünyanın en prestijli yemek kitabı yarışması "Gourmand World Cookbook Awards"a başvuran Akkor, hem bu yıl yayımlanan 136 ülkeden 5 bin civarındaki kitap arasında ilk 20’ye kalarak "2009’un En İyi Yemek Kitabı" finalisti olmasının hem de kitabının "Yerel Mutfak" dalında bu yılın en iyi yemek kitabı seçilmesinin mutluluğunu yaşıyor.

Ömür Akkor, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 5 yıl boyunca Bursa’nın tüm ilçe ve köylerinde gezerek, yemekleri kayıt altına aldığını belirtti.

Kayıt altına aldığı tarifleri 6 ay içinde düzenleyerek, yayınevine teslim ettiğini anlatan Akkor, mart ayında yayımlanan kitabın, Bursa mutfağının tariflerini düzenleyen ilk kitap olma özelliği bulunduğuna işaret etti.

Akkor, kitabının, "Gourmand World Cookbook Awards"ın "Yerel Mutfak" kategorisinde önce Türkiye’nin sonra da dünyanın en iyi kitabı seçildiğini belirterek, "Kitabım, ayrıca ilk 20’ye kalarak 2009’un en iyi yemek kitabı finalisti oldu. Şubat ayında Paris’te düzenlenecek kitap fuarında sonuçlar açıklanacak. Bundan sonrası için de çok umutluyum" dedi.

Kitabı yazdığında bu kadar başarı elde edeceğini tahmin etmediğini dile getiren Akkor, şunları kaydetti: "Kitabın içindeki tariflere baktığımızda, 140 tarifin 120 tanesi dünya mutfak literatürüne bu kitapla girdi. İçindeki tariflerden geçmişi 500 yıla dayananlar var. Tariflerin çoğu, beklenildiği gibi hamur işinden oluşmuyor. Et, bakliyat yemekleri ve tatlılar da çok önde. Ayrıca kitapta, Bursa mutfak kültürü ve adetleri de bulunuyor. Bayram, ölüm, düğün ve doğumlarda neler yendiği ve hangi ritüellerle yemeklerin sunulduğu kitapta yer alıyor."
Dünya birinciliği Bursa mutfağı ile geldi

Wednesday, December 23, 2009

"Yağmur Adam" öldü


Salt Lake City Tribune gazetesi, hafızasıyla şaşırtan dahi Peek'in cumartesi günü Salt Lake City'de kalp durması sonucu 58 yaşında hayata veda ettiğini duyurdu.

Peek'in babası Fran Peek, gazeteye yaptığı açıklamada, 16 ayda Shakespeare'in tüm eserlerini, İncil ve Tevrat'ın tamamını okuyan oğlunun haftalardır solunum yollarından rahatsız olduğunu belirtti. Utah Üniversitesi'nden nöropsikiyatr Daniel Christensen de gazetedeki açıklamasında, "O, benzersizdi. Hafızası ve bilgisi inanılmazdı" ifadesini kullandı.

Alışılmadık ezber yeteneğine sahip Peek, senarist Barry Morrow ile 1984'de bir toplantıda karşılaşmış ve Morrow'a ilham kaynağı olmuştu. 1988'deki "Yağmur Adam" filmi "en iyi erkek oyuncu" da dahil olmak üzere 4 Oscar ödülü kazanmıştı.

Beyin kökünde bulunan beyinciği tam gelişmemiş, iki beyin lobunu birbirine bağlayan köprücükler olmadan doğan Peek, 4 yaşına kadar konuşamamış, doktorlar Peek'in zeka geriliği olduğunu düşünerek, ailesine oğullarının özel Eğitim almasını önermişti. Ancak Peek daha sonra yetenekleriyle herkesi şaşırtmaya başlamıştı. IQ testlerinde vasat sayılacak 87 puana ulaşabilen, tek başına giyinemeyen Peek'in hafızasında 9 bin kitap bulunduğu sanılıyor.

Peek, herhangi bir tarihin haftanın hangi gününe denk geldiğini söyleyebiliyordu. ABD'deki bazı kentlerin haritalarını hafızasına kaydetmiş olan Peek, dünya tarihindeki büyük olayları, tarihlerini hatırlıyordu. Filmleri, konuları ve oyuncularıyla hatırlayan Peek, telefon kodlarını ve posta kodlarını da ezbere biliyordu.

İnsan beyninin sırlarına ermeye çalışan Amerikan uzay ve Havacılık Dairesi NASA'nın da dikkatini çeken Peek, yakınlarına göre münzevi hayat sürüyor, gittiği kütüphanelerde sürekli kitap okuyordu.

"Yağmur Adam" öldü

Saturday, December 19, 2009

‘İnanç yürüyor


Ocak 2003’te dünyaya gelen ve annesinin reddettiği labrador-chow chow kırması köpek, o zaman Reuben Stringfellow tarafından sahiplenildi. Stringfellow ve annesi Jude Stringfellow, köpeğe “iki ayağı üzerinde yürümeyi” öğretti. Faith’in öyküsünün savaş gazilerine umut olacağını düşünen Stringfellow ailesi, köpeklerini sık sık ordu üslerine götürüp savaştan dönen askerlerle tanıştırıyor. Jude Stringfellow, “Uzuvlarını kaybetmiş insanlar Faith’i görünce elimi sıkıp bana teşekkür ediyor” dedi. Stringfellow’lar“Faith Walks” (İnanç Yürüyor) isimli bir kitap da yazacak.
‘İnanç’ yürüyor

Wednesday, December 16, 2009

Köken sorgulamaya yoğun ilgi


Türk Tarih Kurumu eski Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun Osmanlı tarih belgelerinden yararlanarak hazırladığı ve 22 yıl süren çalışmalarının ürünü olan, Aşiret, Cemaat ve Oymak sorgusunun yapılabildiği "www.anadoluasiretleri.com" adlı internet sitesi, bir aydır faal olmasına karşın, 730 bin kişi tarafından ziyaret edildi.

Prof. Dr. Halaçoğlu’nun, "Anadolu’da Aşiretler, Cemaatler, Oymaklar" adlı 6 ciltlik kitabındaki verilerin yer aldığı ve 5 TL’den başlayan ücret karşılığında detaylı bilgiye ulaşılan sitenin, bir ayda 730 binden fazla kişi tarafından ziyaret edildiği, kısa süre sonra SMS yoluyla kredi alınarak köken sorgusu yapılabileceği bildirildi.

Bir konferansa katılmak için geldiği Adana’da, AA muhabirine açıklamada bulunan Prof. Dr. Halaçoğlu, Anadolu’nun geçmişine ait çarpıtıcı bilgilerin yer aldığı batı kaynaklı kitapların yayınlanması üzerine, Bilimsel bir kaynağın hazırlanması için harekete geçtiğini söyledi.

Prof. Dr. Halaçoğlu, 1986’da başladığı çalışmasını, Türk Tarih Kurumu Başkanlığı, Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü gibi görevleri nedeniyle 22 yıl sonra tamamlayabildiğini belirterek, şöyle dedi: "Ancak her şeye rağmen bitmiş olmasından son derece memnunum. Çünkü bu kitaptan önce Anadolu hakkında yanlış bilgiler veren eserler vardı. Bunları görünce ciddi bir çalışma yapılması gerektiğini düşündüm ve harekete geçtim.

Anadolu’nun geçmişini ortaya koymamız lazımdı. Aynı aile içinde farklı soyadlar taşıyan kişiler vardı. Bu da toplum içinde gittikçe ayrışmayı getiriyor, bir aile bile kendi içinde parçalanıyordu. Bu da Türkiye için ciddi bir sonuç doğuruyor, bir kimlik bunalımına götürüyordu. Bunu mutlaka bilimsel açıdan ortaya koymamız gerekiyordu. Titiz ve uzun süren çalışma sonunda ana kaynağını, 1453 ile 1650 yılları arasına ait Osmanlı tahrir defterleri oluşturduğu 6 ciltlik kitap ortaya çıktı." Eserde 41 binden fazla Aşiret, Cemaat ve Oymak ismi bulunduğunu bildiren Prof. Dr. Halaçoğlu, "Anadolu’nun sosyal durumunun şekillenmesinde çok önemli olan ve konar göçer olarak tabir edilen bu yapılanma, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda ve Anadolu halkının kimliğinin teşkilinde, adeta bir mihenk taşı olarak değerlendirilebilir" diye konuştu.

-1 MİLYON 200 BİN KELİME
Diziniyle birlikte 6 cilt olan kitapta, dizin hariç mevcut kelime sayısının 1 milyon 200 bin civarında olduğunu ifade eden Prof. Dr. Halaçoğlu, böyle bir eserde istenilen bilgiye ulaşmanın zor olması nedeniyle de aynı verilerin yer aldığı bir internet sitesini hayata geçirdiğini söyledi.

"www.anadoluasiretleri.com" adını verdiği sitenin yaklaşık bir ay önce faaliyete geçtiğini belirten Prof. Dr. Halaçoğlu, kısa bir süre olmasına rağmen, sitenin 730 binden fazla kişi tarafından ziyaret edildiğini bildirdi.

Sitenin Türkiye’de bir ilk olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Halaçoğlu, "Kişilerin kökenini merak etmesi çok doğal, ancak site tam olarak tanınmıyor.

Tanınmasıyla bu sayının çok daha fazla olacağını tahmin ediyorum" dedi.

-SMS İLE SORGULAMA KREDİSİ
Siteye her girenin ücretsiz olarak sitedeki arama motorundan, köyü ve mezrası ile ilgili kaydın olup olmadığını görebildiğini bildiren Prof. Dr. Halaçoğlu, kayıt olması durumunda ise bu kayda kredi kartı ile 5 TL gibi cüzi bir miktarla ulaşılabildiğini söyledi.

Türkiye için çok önemli olduğunu söylediği sitenin kendisine 60 bin TL’ye mal olduğunu ifade eden Prof. Dr. Halaçoğlu, sitede ücret karşılığı yapılan aramanın 40 bin civarında olduğunu kaydetti.

Prof. Dr. Halaçoğlu, yakında kredi kartı kullanmak istemeyenler için cep telefonları aracılığıyla SMS ile sorgulama kredisi alabilme imkanı da sunacaklarını belirterek, "Anadolu’daki bütün Türk, Kürt, Arap, Moğol göçebelerini kapsayan çalışmanın, tüm eksiklerine rağmen, gerek dilcilere, gerekse sosyolog ve sosyal antropologlara zengin bir kaynak olacağından şüphem yok" dedi.
Köken sorgulamaya yoğun ilgi

Kütüphaneden alınan kitap 99 yıl sonra iade edildi


ABD’nin Massachusetts eyaletinde bir kütüphaneden 99 yıl önce alınan kitap iade edildi.

Stanley Dudek adlı kişinin, annesinin eşyalarını elden geçirirken bulduğu "Facts I Ought to Know about the Government of My Country" (Ülkemin Hükümeti Hakkında Bilmem Gerekenler) adlı kitabı, New Bedford halk kütüphanesine bu hafta iade ettiği bildirildi.

1910 yılında kütüphane kitaplarının günlük gecikme bedelinin 1 cent olduğu ve kitap için 361 dolar 35 cent ceza biriktiği, ancak Dudek’ten bu cezayı ödemesinin talep edilmediği belirtildi.
Kütüphaneden alınan kitap 99 yıl sonra iade edildi

Süper cihazla süper teşhis


Araç, kan örneğine bakarak 20 dakika içinde hastalık semptomu olup olmadığını Analiz edip gösteriyor, böylece hem zaman hem de para kaybının önüne geçiyor. Karton kapaklı bir kitap büyüklüğünde olması beklenen cihaz, Nanoteknoloji yardımıyla kandaki içeriği ölçebiliyor. Kusursuz çalışan sensörün, yüzme havuzuna eklenen bir çimdik tuzu bile belirleyebileceği söyleniyor.
Süper cihazla süper teşhis

Monday, December 14, 2009

KİTAPLARI BEDAVA ALAN YOK


Tezgâhtaki kitaplar, “Paranız yoksa alabilirsiniz” notuna rağmen alınmıyor. Ferhat Gündüz (54), günde en fazla 5-10 kitap satabildiğini ifade etti. Akşam dükkânını kapatırken tezgâhtaki kitaplarını içeri almadığını belirten Gündüz, şunları kaydetti: “Kitap okumak isteyen herkes alabilsin diye 50 kuruş ile 1 TL arasında sattığım kitapların üzerine ’paranız yoksa alabilirsiniz’ yazısını bırakıyorum, ama kitapları kimse almıyor diyebilirim. Yandaki dükkândan atılan çürük sebzeleri toplayan oluyor ama kitaba gelince almıyor.”
KİTAPLARI BEDAVA ALAN YOK

Saturday, December 12, 2009

Dan Brown ın ŞİFRESİ


Ünlü yazar Dan Brown, dün kitaplarını Türkiye’de yayımlayan Altın Kitapların davetlisi olarak İstanbul’a geldi. THY’ye ait uçakla Milano’dan gelen Brown, Atatürk Havalimanı’nda sempatik tavırlarıyla ilgi odağı oldu. Türkiye’ye ilk kez gelen Brown, “Heyecan verici bir ülkede bulunmaktan mutluluk duyuyorum” dedi. Yazarın son kitabı Kayıp Sembol, Türkiye’de Türkçe olarak bugün piyasaya sunuluyor.

Doğuştan şifreci
Tüm dünyada 80 milyon satan “Da Vinci Şifresi” kitabının yazarı Brown aslında doğuştan bir şifreci. Şifreler, semboller ve Komplo Teorileri üzerine kurguladığı kitaplarıyla tanınan Brown’ın gizemlere olan merakı çok küçük yaşta başladı. 1964’te ABD’nin New Hampshire eyaletinde doğan Brown, okula giderken yaşıtlarının aksine vaktinin büyük bir kısmını bulmacalar çözerek geçiriyordu. Matematik öğretmeni olan babası tarafından düzenlenen hazine avlarına keyifle katılan Brown, hediyelerini hep ipuçlarını takip ederek buluyordu.
Brown, pek çok eserinin yapı taşını oluşturan sanat tarihi hakkında İspanya’nın Seville kentinde ders aldı. 1986’da müzikle ilgilenmeye başlayan, hatta işi Hollywood’a taşınmaya kadar götüren Brown, piyanist ve şarkı sözü yazarı olarak hayatını kazanmayı denedi. Ancak Ulusal Şarkı Sözü Yazarları Akademisi’ne bile kaydolan genç müzisyenin kaderi, eline aldığı bir romanla kökten değişti.

Bir kitap okudu...
1993’te ABD’li ünlü yazar Sidney Sheldon’ın “Komplo” adlı romanını okuyan Brown, yazar olmaya karar verdi ve “Dijital Kale” adlı ilk kitabı üzerinde çalışmaya başladı. Hemen ardından “İhanet Noktası” ile “Melekler ve Şeytanlar” adlı eserleri de kaleme alan Brown’ın kitapları çok az ilgi gördü ve toplamda ancak 10 bin sattı.
Brown’ın şansı “Da Vinci Şifresi” ile döndü. Basıldığı günden itibaren tüm dünyada büyük sansasyon yaratan, en çok satanlar listelerinden haftalarca inmeyen kitap, yazarına da şöhretin kapılarını açtı. 2005’te Time dergisi tarafından “En Etkili 100 İnsan”dan biri seçilen yazar, yıllık 76.5 milyon dolar gelirle Forbes dergisinin “En Ünlü 100” listesine girmeyi başardı.

Kod çözerek büyüdü
Fransız televizyonu TF1 muhabirlerini Boston’da kabul eden ünlü yazar söyleşide hayatına dair önemli bilgiler vermişti:
- Harika bir anne babayla muhteşem bir çocukluk geçirdim. Noel sabahı insanlar uyanıp aşağıya iner, etrafında hediyeler olan bir Noel ağacı bulur. Çocukluğumda biz ‘kod’ bulurduk. Onu deşifre etmemiz gerekirdi. Mesela ‘Buzdolabını aç’ yazılıysa notta, buzdolabını açarsın, orada başka bir kod olur, ‘Yatak odasına git’ gibi. Hazine avının neticesinde hediyeye ulaşırdık.
- Okurlarım kitaplarımı ‘taptaze’ bir gözle okusun. Öncesinde hakkında çıkmış bir sürü şeyi okumadan oturup kitabımı açsın, sıfırdan başlasın...
- “Kayıp Sembol”ü okuyanlar “Da Vinci Şifresi”nden daha fazla şifre, daha fazla entrika var diyor, demek ki işimi iyi yapmışım.

İŞTE ‘YARASA’ YAZARIN SIRLARI
- Aslında ingilizce öğretmeni.
- Onu en çok etkileyen isimler Sidney Sheldon, Shakespeare, John Steinbeck, Robert Ludlum, Harlan Coben ve Leonardo da Vinci.
- The Gypsy Kings, Enya ve Sarah Mclachlan dinlemeyi seviyor.
- Yazma yeteneklerini geliştirebilmek için sıkı bir disiplin uyguluyor. Sabahları sabah 4’te uyanan yazar, masasının üzerinde antika bir kum saati bulunduruyor. Her saat başı masadan kalkıp kan dolaşımının hızlanması için çeşitli egzersizler yapıyor.
- Baş aşağı yarasa gibi asılı durmayı çok seviyor ve yazarken yeni perspektifleri bu şekilde yakalıyor.
- Romanlardan nefret ediyor.
- Son kitabını tamamlaması, Da Vinci Şifresi’nin getirdiği başarının yarattığı baskı nedeniyle altı yıl aldı.
- Kitabı için mekân araştırması yaparken bazen kılık değiştiriyor.

FİLMLERİ BEĞENİLMEDİ
Brown’ın kitaplarının başarısına rağmen Da Vinci Şifresi ile Melekler ve Şeytanlar adlı eserlerinin Sinema versiyonları eleştirmenleri hayal kırıklığına uğrattı. 2006’da çekilen Da Vinci Şifresi yine de 750 milyon dolar gelir elde etti. 2009’da çekilen Melekler ve Şeytanlar ise ilk filme oranla daha “nazik” eleştirilere uğradı.

KİTAPLARI ÇOK SATTI
- Dijital Kale (1998)
- Melekler ve Şeytanlar (2000)
- İhanet Noktası (2001)
- Da Vinci Şifresi (2003)
- Kayıp Sembol (2009)

Dünyada en çok satan 18. kitap
1- İncil ( 2.5 ila 6 milyar arası)
2- Başkan Mao’dan Alıntılar (800 milyon ila 6.5 milyar arası)
3- Kuran (800 milyon)
4- Xinhua Zidian (Çince Sözlük) (400 milyon)
5- Başkan Mao’dan Şiirler (400 milyon)
6- Mao Zedong’dan Seçme Makaleler (252.5 milyon)
7- İki Şehrin Hikâyesi (200 milyon)
8- Scouting for Boys: A Handbook for Instruction in Good Citizenship (150 milyon)
9- Yüzüklerin Efendisi (150 milyon)
10- Mormon Kitabı (140 milyon)
11- Sonsuz Yaşama Götüren Hakikat (107 milyon)
12- Three Representations (100 milyon)
13- On Küçük Zenci (100 milyon)
14- Hobbit (100 milyon)
15- Dream of the Red Chamber (100 milyon)
16- She (83 milyon)
17- Küçük Prens (80 milyon)
18- Da Vinci Şifresi (80 milyon)

KAYIP SEMBOL İÇİN 10 ROMANA YETECEK KADAR YAZDI:

Bırakın nefes alayım
Brown, “The Lost Symbol/Kayıp Sembol” ile ilgili olarak The Wall Street Journal’dan Jeffrey A. Trachtenberg’e konuşmuş, “Param var ama yatlar, lüks arabalar beni çekmiyor” demişti. İşte söyleşiden bir bölüm:
Son kitabınız sizi tatmin etti mi?
Evet, kitapla gurur duyuyorum. Umarım okuyucular da bu kitabı “Da Vinci Şifresi” kadar zevkle okur.
Ne umuyorsunuz?
İnsanlar, Da Vinci Şifresi ile okuma zevkini tekrar keşfettiklerini söylemişti. Umarım yine böyle olur.
Yazmakta zorlanıyor musunuz?
Hayır. “Kayıp Sembol”e girememiş, her biri buzdolabı büyüklüğünde dört kutu yazılı malzeme var. Bu kitap için 10 romana yetecek kadar yazdım.
Romanlarınızdaki bilgilerin doğruluğunu kontrol ediyor musunuz?
Araştırma çok katmanlı. Hakkında yazacağım yeri yaklaşık üç kere ziyaret edip, tasvirlerin doğru olduğundan emin oluyorum. O binanın tarihçisi veya uzmanıyla bilgimin doğruluğunu kontrol ederim. Taslağı yayıncıya gitmeden önce kimse okumuyor. Ama yayıncının bilgileri kontrol eden çalışanları var ve Roman çok sıkı bir incelemeye alınıyor.
Para sizi değiştirdi mi?
Hayır, hâlâ sabah 4’te uyanıp yazıyorum. Ve her sabah boş bir kâğıda bakıyorum. Karakterlerim param olmasını umursamıyor. Arkadaşlarım aynı, aynı harika kadınla evliyim. Dört yıllık bir Lexus (Toyota’nın ürettiği lüks bir Araba markası) sürüyorum. Param var ama pahalı giysiler, yatlar veya lüks arabalar beni çekmiyor.
Hollywood romanlarınızı iyi ele alıyor mu?
Onları sinemaya uyarlamak zor, çünkü bilgi açısından yoğunlar. İki filmi de uyarlayan Ron Howard ve ekibi harika bir iş çıkardı. Sete ilk ziyaretimde, gecenin 2’sinde Louvre’da albino bir rahip etrafta koşuşturuyordu. Çok eğlenceliydi.
Başarı ölçütünüz nedir?
En iyi öğretmen sizde merak uyandırandır. Eğer kitaplarım bunu yapıyorsa, bu bana heyecan verir.
Yeni bir kitap üzerinde çalışıyor musunuz?
Bırakın bir nefes alayım.
KÜLTÜR SANAT SERVİSİ

Dan Brown’ın ŞİFRESİ