Showing posts with label İslam. Show all posts
Showing posts with label İslam. Show all posts

Sunday, February 28, 2010

Edebiyat ve sinema Tolstoy a bakıyor


Tolstoy’un kitapları Batı dillerine yeniden çevriliyor, paneller, sempozyumlar, kitap fuarları düzenleniyor. Hollywood da Tolstoy’un hayatını anlatan The Last Station (Son İstasyon)’la kervana katıldı bile.
TÜRKİYE, 2010’un gelişiyle İstanbul’un Avrupa Kültür Başkenti oluşunu kutluyor fakat tüm Dünyanın ortak paydada buluştuğu bir başka kutlama, bir başka Kültür Sanat gündemi var: 2010, Rus yazar Lev Tolstoy’un ölümünün 100. yılı. Bu kapsamda Almanya ve ABD’de, Anna Karenina yeniden çevriliyor, Küba ve Meksika’da Tolstoy adına kitap fuarları düzenleniyor. Rusya ise bütün dünyada gösterilecek siyah beyaz bir belgesel için arşivlerini açıyor. Pek tabii Hollywood da bu gündemi ıskalamıyor. Michael Hoffman’ın yazıp yönettiği The Last Station (Son Durak), Tolstoy ile eşi Kontes Sofya’nın ilişkisine odaklanıyor. Filmde Tolstoy’u Christopher Plummer, Sofya’yı ise Helen Mirren canlandırıyor. Tolstoy’un ilham kaynağı, üç çocuğunun annesi ve Savaş ve Barış’ı altı kez baştan yazacak kadar işine kendisini adamış asistanı Sofya, kocasının vasiyetini değiştirmesine tepki gösteriyor. Çünkü Tolstoy eşinin tüm emeğini ikinci plana atıp servetinin Rus köylüler arasında paylaştırılmasını istiyor. Biz de Kontes Sofya’nın Tolstoy’u kararından caydırmak için başvurduğu yolları izliyoruz. Beyazperdeye yansıyacak bu öykü, Tolstoy’un dehasını ne kadar anlatacak göreceğiz. Ama Guardian, 6 Ocak’ta yayınlanan ekinde, “Tolstoy bütün zamanların en iyi yazarı mıydı?” sorusunu Avrupalı yazarlara sordu ve cevap bulmak için filmin vizyona girmesini beklemediğini gösterdi.İşte Guardian’daki cevaplar? Philip Hensher: Tolstoy, kesinlikle tüm zamanların en iyi romancısıdır. Onu üstün kılan, romanlarındaki karakterlerin büyümesine izin vermesidir. Değişirler, farklı tepki vermeye başlarlar, fakat durup düşününce, hâlâ aynı insan olduklarını fark edersiniz. Bunu nasıl yapıyor bilemiyorum. Tolstoy’dan, başka bir yazardan öğrenebileceğinizden çok daha fazlasınıöğrenirsiniz. ? Tom Keneally: Tolstoy 19. yüzyılda yazan en büyük yeteneklerden biridir. Yeteneği insanı kızdıracak boyutlardadır. Şimdilerde hepimizin mütevazı bir düzeyde kullanmaya çalıştığı ve başaramadığı yazar hilelerini o parmağında oynatır. Tüm zamanların en iyi romancısı mı? Bence Dostoyevski de en az onun kadar iyi. Fakat Edebiyat bir Spor müsabakası değildir. Birinci, ikinci olmaz. Bu yüzden sadece şu kadarını söyleyelim: Tolstoy insanüstü bir yeteneğe sahipti ve ne mutlu bize ki, birçok eser bırakacak kadar uzun yaşadı.? A. S. Byatt: Tolstoy’u olağanüstü kılan hayal gücünün asla cesaretini yitirmemesidir. Koskoca bir dünyası vardır ve karakterleri de bu dünyada Tolstoy’dan bağımsız yaşar. Onlar yazarın kuklası değildir. Öyle ki bazılarını o bile onaylamaz; mesela Anna Karenina. Onun varlığını kutlarken, çevirmen Constance Garnett’in varlığını da kutlamalıyız. Çünkü o İngiliz romanını ve İngiliz okurunu, büyük Rus yazarları dilimize çevirerek değiştirdi.? Marina Lewycka: Savaş ve Barış’ı ilk okuyuşumu hâlâ hatırlarım. 20 yaşındaydım ve yazar olmak istiyordum. Sorun şu ki, Tolstoy’u idolünüz yapınca, elinize kalem almak zorlaşır. Tolstoy gibi olmaktan vazgeçene kadar yazamadım ve bu uzun zamanımı aldı.
Klasik romanın anıt ismi
Christopher Plummer’ın Tolstoy’u, Helen Mirren’in ise eşi Sofya’yı canlandırdığı filmden bir sahne. Sadece Savaş ve Barış veya Anna Kerenina ile insanlığın ortak hafızasına kaydedilen Lev Nikolayevic Tolstoy, 28 Ağustos 1828’de doğdu. Annesini küçük yaşta kaybetti. On beş yaşında Voltaire’i ve Rousseau’yu okudu. İlk hikâyesinin yayımlanmasının ardından dönemin tanınmış yazarlarından biri oldu. Başta Dostoyevski olmak üzere kendisinden sonra gelen bütün yazarları etkileyen Tolstoy, 20 Kasım 1910’da öldü.
GÜNÜN AJANDASI
Vapurlar sevilmez mi
Vapurları Seven Çocuk. Hem hikâyeler, hem de hikâyelerin resimleri Behiç Ak’a ait. Bu nedenle, görsel açıdan keyifli bir kitap. Hele yalılar ile Boğaz vapurları arasında, yaprak sarma, ıspanaklı börek, dut reçeli değiş-tokuşu var ki harika! www.gunisigikitapligi.com
Psikeart
Memleketİmİzİn olduğu kadar yer-yüzünün de ezeli sorunu: Muhtemelen bu nedenle, ‘Narsizmin mümbit toprakları’ diyor Murat Paker. Tarık Tufan ise ‘Sen sensin, ben de benim’ diyerek, aynayı farklı bir açıya ayarlıyor. Aynalar ise giderek daha fenalık! www.psikeart.com
İstanbul’a bakmak
‘Ressamların Gözüyle İstanbul.’ Sunan Peyami Gürel, konuk olan Nevbahar Aksoy ve Semiha Binzet. İstanbul’a bakıyorlar, İstanbul’dan bakıyorlar. Hatırlayan çıkacaktır elbet, Orhan Veli dinlemiş, Münir Nurettin Selçuk, ünlemişti. İnleyen de vardır herhalde. 20 Ocak, Saat 18.00, Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi.
Muharremiyye
Bu bir matem konseri, bir tür raquem, Hz. Hüseyin’in katline ağıt. İslam tarihinde yüzyıllardır pansuman kabul etmeyen ve hâlâ kanayan en büyük yara bu. Ne şiirler söylendi, ne semahlar yakıldı, ne Mansur’lar yüzüldü, bilen bilir. Bilmeyenler için dervişlerdeki gönül kırıklığı. Cemal Reşit Rey konser Salonu, Salı, 20.00. (0212) 232 98 30.

Edebiyat ve sinema Tolstoy’a bakıyor

İslam aleminden 1001 İcat

Londra Bilim Müzesi'nde bu hafta açılan sergide, 700-1700 yılları arasındaki bin yıllık döneme ait, Ortaçağ'da Arap doktorların, gökbilimcilerin kullandığı araç gereçten, 13. yüzyılda bugün Türkiye'de bulunan Cizre'de yapılmış bir saate kadar bir çok ilginç Tasarım var.




Filli saat, aslında serginin en dikkat çeken parçalarından. 1206'da tasarlanıp yapılmış olan orijinal saatin maketi, altı metre yüksekliğinde.

Dev bir fil yontusunun üzerine oturtulmuş saatin akrep ve yelkovanı ejderhalara benzetilmiş. Ayrıca saat başlarının vuruşuyla birlikte hareket eden sarıklı bir takım robotlar var. Saat, daha önce antik Yunan'da da kullanılan bir su düzeneğiyle çalışıyor.




Serginin hem fikren doğuşunda hem fiilen gerçekleşmesinde önemli rol oynayan Profesör Salim el Hasani bu tasarımı şu sözlerle anlatıyor:"1200'lerde, Türkiye'nin güneyinde; Irak'ın biraz kuzeyinde bulunan Cizre'de, İsmail Ebul aziz Bin Rezzaz El Cizirî tarafından tasarlanıp yapılmış. Çeşitli medeniyetlerin, insanlığın gelişmesine katkısını sembolize ediyor. El Cizirî kendi yaşadığı yerin doğal ortamında böyle bir hayvan olmamasına rağmen, saati bir filin üzerine oturtmuş, bu Hint medeniyetini simgeliyor. Filin karnına yerleştirilen ve saati çalıştıran su düzeneği antik Yunanı, inip çıkan ejderhalar Çin'i, sarıklı robotlar İslam dünyasını, kalenin üzerinde duran Zümrüd-ü Anka kuşu da antik Mısır medeniyetini temsil ediyor. Kısacası medeniyetler saati diyebiliriz buna..."

Filli saat sergideki en ilginç parçalardanProfesör Hasani aslında sergilenenlerin "İslam bilimi diye nitelenmesine de karşı. "Çünkü, bilim bilimdir. Bilimin Hristiyanı, Müslümanı, Yahudisi olmaz. Müslüman fizik, Hristiyan fizik ayrımı yoktur mesela." diyor.




"Ama, bizim burada vurgulamak istediğimiz, tarih boyunca, dini inançları ile Bilimsel araştırma arasında herhangi bir çelişki görmemiş çok sayıda Müslüman bilim adamı olduğudur. Bilim, Çinli, Hintli, Yunan, Müslüman, Hristiyan, Musevi herkesçe geliştirilmiş ve birbiriyle uyum içinde alıp verilmiştir. Bu serginin ana fikri de bu. O nedenle belki sergiye, "İslamî bilim" değil, "İslam aleminde bilim" demek daha doğru olacaktır."

Serginin bir amacı da genç nesilleri bilime yönelmeye teşvik etmek, bu nedenle eserlerin hem eğitici hem de eğlendirici olmasına çalışılmış.




BİLİM MÜZESİNİN KOLEKSİYONU DA VAR


Sergi Londra Bilim müzesinin kendi koleksiyonu değil, ama Müze de sergiye bir kaç parça eklemiş. Bilim Müzesi'nin yöneticilerinden Yasmin Han için sergiye sundukları cam imbik, değerli parçalardan biri.

Orta Doğu'da türünün bugüne kadar kalabilmiş en eski örneklerinden biri olan 10 ila 12. yüzyıl eseri imbiğin kimyasal damıtma işlemlerinde, özellikle Parfüm üretiminde kullanıldığı düşünülüyor.

Bunlar arasında yıldızların yerlerini gösteren ve kıblenin yönünün ve namaz saatlerinin belirlenmesinde kullanılan bir disk şeklindeki usturlaplar da var. 17. yüzyıldan kalma Cebir'in tarihini anlatan bir kitap da Han'ın gururla tanıttığı parçalardan.




"El cebir aslında arapça bir kelime, dengenin kurulması, denklemin eşitlenmesi anlamına geliyor. Yazar John Harris, kitabında nefis bir dille cebirin nasıl medeniyetten medeniyete geçtiğinin hikayesini anlatıyor. Hindistan'dan, Farslara, oradan Araplara, giderek Avrupa'ya ve İngiltere'ye kadar yolculuğunu takip ediyor."




Peki İslam alemi, nasıl oldu da yüzlerce yıl bilimde oynadığı öncü rolü kaptırdı? Profesör Salim el Hasani bilimsel gelişimi bir döngü olarak tarif ediyor.

"Bilimin tarih içinde, medeniyetler arasındaki seyahati, tamamen kendine özgüdür. Sıra Avrupa'ya, Avrupa rönesansına gelmişti bu döngü içinde. Kuşkusuz tarihin döngülerinin yanında başka faktörler de vardır ve uzmanlar bunlar üzerinde durabilir."




"Ama biz bu sergiyle, yüzlerce yıl önce sağlanmış ilerlemelerin hala ne kadar heyecan verici olduğunu, yeni kuşakların günlük yaşamlarını hala nasıl etkilediğini, bir yandan onlara ilham verdiğini bir yandan da başka kültürleri, halkları ve tarihi daha iyi anlamalarına yardımcı olduğunu göstermeye çalıştık."


İslam aleminden 1001 İcat

Tuesday, December 8, 2009

Öğretmeninin gözüyle Erdoğan...


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın öğrenim gördüğü İstanbul İmam Hatip Lisesi’nde Sanat Tarihi öğretmenliğini yapan Semra Acar, "O’nun ileride hangi alanda olursa olsun çok iyi konumlara geleceğini düşünüyordum ama siyaseti hiç düşünmemiştim" dedi.

Şu anda emekli olan Acar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 1943’de Ankara’da doğduğunu ve babasının albay emeklisi olduğunu belirtti. İstanbul Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi bölümünü bitirdiğini ve ilk tayininin Eskişehir Atatürk Lisesi’ne çıktığını dile getiren Acar, ardından eş durumundan Fatih ilçesindeki Draman semtindeki imam hatip lisesine tayin olduğunu hatırlattı.

Acar, 1970 yılında tayin olduğu imam hatip lisesi ile ilgili olarak, "İlk önceleri biraz yadırgadım. Çünkü başım açık ve Modern görünümlü bir öğretmendim. Beni nasıl kabul edecekler, yadırgayacaklar mı? Gibi düşünceler vardı aklımda" dedi.

"Uzaktan kimseyi yargılamamak gerektiğini, okuldaki öğretmen arkadaşlarını ve öğrencilerini tanıdıkça çok sevdiğini" dile getiren Acar, öğrencilerinin çok başarılı ve temiz kalpli olduğunu, hayat görüşlerinin insan sevgisine dayandığını anlattı.

Draman’daki imam hatip lisenin "adeta bir aile ocağı" olduğunu söyleyen Acar, dersin biraz zor ve disiplinli bir öğretmen olması nedeniyle öğrencilerin ilk zamanlarda kendisini yadırgadığını, ancak daha sonra alıştıklarını kaydetti.

Başbakan Erdoğan’ın 1971-1974 arasında öğretmenliğini yaptığını söyleyen Acar, "Liderlik sonradan kazanılan bir vasıf değil. Lider doğuluyor. Bu özellik hayat boyu insanı sürükleyip gidiyor. Recep Tayip Erdoğan bunun tek örneğidir" dedi.

Erdoğan’ın okulun Edebiyat ve münazara Kollarının başkanlığının yanı sıra, sınıf başkanlığı yaptığını ve iyi bir sporcu olduğunu anımsatan Acar, ancak her şeyden öte dürüst bir kişiliğe sahip olduğunu anlattı. Etkin, karizmatik, entelektüel ve üretken özelliklerinin Erdoğan’ı sınıfta ön plana çıkardığını dile getiren Acar, Erdoğan’ın derslerinde çok başarılı olduğunu ifade etti.

Erdoğan’ın çok kitap okuduğunu ve bilgi birikiminin çok engin olduğunu kaydeden Acar, "Sınıfta çok sakin ve sessizdi. Genelde sınıfta arka sıraya otururdu. Çünkü onda insanları tartma gibi bir özellikte vardı. İyi bir dinleyiciydi ve iyi analizler yapardı. Allah bir çok lütufu kendisine bahsetmiş.

Bütün liderlik özellikleri doğuştan" diye konuştu.

-İLK ARAYANLARDAN BİRİ ERDOĞAN OLDU- Acar, "öğretmenlerine karşı çok saygılı" diye nitelediği Erdoğan’ın "sinirli olduğunun söylendiğini, ancak böyle bir yönünün bulunmadığını, sadece heyecanlı ve coşkulu olduğunu" kaydetti. Acar, Erdoğan’ın, bütün öğretmenlerine efendiliği ve dürüstlüğüyle kendisini kabul ettirdiğini aktardı.

Erdoğan’ın derslerinde çok başarılı olduğuna dile getiren Acar, öğrencisi Başbakan Erdoğan’a yönelik aklında kalanın onun güçlü kişiliğin olduğunu, bu özelliğinin de halen devam ettiğini anlattı.

İki yıl önce tüm yoğunluğuna rağmen Erdoğan’ın öğretmenlerine yemek vererek gururlandırdığını kaydeden Acar, bunun bir "ahde vefa" olduğunu anlattı.

Geçen yıl yaklaşık 18 saat süren bir ameliyat geçirdiğini aktaran Acar, "Çok fazla narkoz aldığım için iki gün yoğun bakımda kaldım. Yoğun bakımdan çıkar çıkmaz bir telefon geldi. Kızım, Başbakan Erdoğan’ın aradığını söyledi. Çok yorgun olmama rağmen konuştum. Geçmiş olsun dileklerini iletti. ’Sizi görmeye geleceğim’ dedi. Ancak ’yoğun işlerin var gelme’ dedim. Beni ilk arayanlardan biri Erdoğan oldu. Bu olay beni çok etkiledi. Halen de hatırladıkça duygulanırım" şeklinde konuştu.

Erdoğan’ın öğrenci yıllarında siyasi eğilimlerinin olmadığını düşündüğünü belirten Acar, "Onun, ileride hangi alanda olursa olsun çok iyi konumlara geleceğini düşünüyordum ama siyaseti hiç düşünmemiştim" dedi.

"Başbakan Erdoğan’ı tahammül edemeyenlerin çok olduğunu" savunan Acar, "Birçok iftiralar ortaya atılıyor. Hani gerici olacaktık. Ilımlı İslam dediler.

Laiklik karşıtlığı diye bir şey yok. Tüm bunlar Erdoğan’a muhalif olmak için yapılan söylentiler" diye konuştu.

-ÖĞRETMENİNDEN DAVOS DEĞERLENDİRMESİ- "Başbakan Erdoğan’ın Davos’ta İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres ile arasında yaşananlar hakkında ne düşünüyorsunuz" sorusunu Acar, şöyle değerlendirdi: "Ne güzel yaptı. Gurur duydum. ’İşte benim öğrencim Tayyip Erdoğan’ dedim. ’One minute’ dedi. Masaya vurdu. Bayıldım inanın. Ağladım, coşkuyla ağladım. Biz çok ezildik. Oralara giden liderlerin hepsinin devlete faydaları var ama onların o ezik duruşları, iki büklüm hareketleriyle toplum olarak ezildik.

Onlar orada ezilince toplum da eziliyor. Erdoğan, karizmasıyla, güçlü kişiliğiyle bilgi birikimiyle Türkiye’yi önemli yerlere getirdi. Dünyada önemli bir lider.

Davos’ta Erdoğan, çok büyük haksızlığa uğradı. Erdoğan, onların hepsine ’one minute’ dedi. Erdoğan, dik durdu ve durmaya çalışıyor. Bütün dünya bunu alkışladı. Sevmeyenler de... Erdoğan’a, ’Başbakanım sizi sevmeyenler de aslında sizi seviyorlar. Herkes sizinle gurur duyuyor’ diyorum."-"DEMOKRATİK AÇILIM" ÇALIŞMALARI- Acar, "Demokratik açılım" çalışmalarını değerlendirirken, "Erdoğan’ın burada çok büyük bir reform yaptığını ve cesaret gösterdiğini" söyledi.

"Erdoğan’ın sadece halkların eşitliğini ve kardeşliğini istediğini" anlatan Acar, "Türkiye, maddi ve manevi olarak çok yoruldu. Artık bu sorunların çözülmesi gerekiyor. ’Kimsesizlerim kimiyim’ diyor. 81 kenti geziyor" diye konuştu.

Semra Acar, "Erdoğan’ın İstanbul aşkının Türkiye, Türkiye aşkının ise dünya aşkına dönüştüğünü, çünkü kalbinin insan sevgisiyle dolu olduğunu" dile getirdi. Acar, şöyle konuştu: "Erdoğan, Türkiye’nin dünyada ekonomik olarak refah seviyesi artmış, Eğitim ve Sağlık alanında ilerlemiş müreffeh bir ülke olmasını istiyor. En önemlisi de analar ve çocuklar ağlamasın istiyor. Erdoğan’ı, bu kadar yaptığı hizmetin kadri ve kıymetini bilmeyen insanların vefasızlığı çok üzer. O, Türkiye için bir şans. Öğretmeni olarak, Türkiye’ye, insanlığa yaptığı hizmetler ve ülkemizi güçlü kıldığı, söz sahibi yaptığı için teşekkür ederim. Durmak yok, yola devam sözünde olduğu gibi yolu açık, şansı bol olsun. Böyle liderler her zaman gelmez." Acar, "Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olacağını ve oraya çok yakışacağını" da söyledi.
Öğretmeninin gözüyle Erdoğan...

Newsweek: Davutoğlu’nun adını çok daha fazla duymaya hazır olun


Amerikan dergisi Newsweek, son sayısında Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu hakkında makale yayımladı.
Newsweek, yazısında, “Ahmet Davutoğlu’nun adını çok daha fazla duymaya hazır olun. Türkiye’nin Dışişleri Bakanı olan eski üniversite profesörü, Türkiye ile Ermenistan arasında önceden hayal edilemeyen yakınlaşma ve Suriye ile yeni sıcak ilişkiler de dahil olmak üzere, Ankara’nın yeni diplomatik açılımının arkasındaki kişi” ifadesini kullandı.
Bazı Batılı uzmanların bu gelişmelerden kaygı duyarak, “Türkiye’nin yüzünü Doğuya çevirdiği” yorumunda bulunduğuna işaret edilen yazıda, “Ilımlı tarza sahip Davutoğlu, bu fikirler karşısında sinirlenerek, bu yorumların, Türkiye’nin bölgedeki genişleyen rolünü çekemeyenlerden kaynaklandığını söylüyor” denildi.
Yazıda, Davutoğlu’nun 2002’de AK Parti’nin dış Politika baş danışmanı olarak görev yapmaya başladığına ve Türk siyasetine yabancı olmadığına dikkati çekilerek, “ancak kendi ülkesinde bile onun hakkında yeterince şey bilinmediği” yorumunda bulunuldu.
NEWSWEEK’İN DAVUTOĞLU İZLENİMLERİNewsweek Türkiye’nin, Davutoğlu’nu şekillendiren güçler ile Türkiye’nin
Orta Doğu, Balkanlar ve Kafkaslar’daki komşularıyla ilişkilerini nasıl değiştirdiğini incelediği yazılan makalede, Bakan Davutoğlu’na dair şu gözlemler aktarıldı:
“-Davutoğlu, İzmit depremi sırasında, ’Stratejik Derinlik: Türkiye’nin Uluslararası Konumu’ başlıklı kitabının taslağını kurtarabilmek için hayatını riske attı. 17 Ağustos 1999’da sarsıntılar başladığı sırada, İstanbul’daki evinden zararsız kaçmayı başardı. Ancak daha sonra artçı şok uyarısını görmemezlikten gelerek, yılların ürünü çalışmasını içeren Bilgisayar diskini kurtarabilmek için hızla geri evine koştu. 30. baskısını yapan kitap, onun ulusal ve uluslararası çapta tanınmasını sağladı.
-Dışişleri Bakanı, siyasetçi olmaya pek istekli değildi. AK Parti 2002 seçimlerini kazanınca, hükümette yer alma taleplerini geri çevirdi ve onun yerine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a danışmanlık yaparken, üniversite kariyerini sürdürmeyi seçti. 5 yıl sonra, Dağlıca saldırısı olduğu dönemde, akademik hayata tam dönüşün eşiğindeydi. O sırada Davutoğlu, yakın çevresine ’Şu anda bırakamam’ dedi. Dışişleri Bakanlığı görevini üstlendi ve Kürtlere haklarının tanınmasını ve PKK saldırılarını sona erdirmeyi amaçlayan uzlaşılara yardımcı oldu.
-Gezgin bakan, sadece ekim ayında 13 ülkeye giderek, Türkiye’nin diplomatik profilini son yılların en üst seviyesine çıkardı. Arap medyasından eşi görülmemiş övgüler aldı. Örneğin, merkezi Londra’da bulunan El Hayat gazetesinde bir köşe yazarı, ona Lübnan’ın sorunlarını çözmeye yardımcı olması için yalvardı. Köşe yazarı, Davutoğlu’na hitaben, ’Bavulunuzda fikirleri, arzuları, çözümleri ve ilaçları taşıyorsunuz. Geleceğe açılan penceresiniz’ dedi.
-Davutoğlu, ılımlı davranışlarıyla bilinen bir kişi, ancak Ankara’nın siyasi elitleri ve onların diplomasiye iddiasız yaklaşımına karşı sabrı çok düşük. ’Stratejik Derinlik’ kitabında, bu elitlerden, ’Kritik dönemlerde öne çıkmak ve kararlı olmak yerine, fark edilmemeye ve inisiyatif üstlenmemeye şartlanmışlar. Daha güvenli ve risksiz politika için pasif kalmayı tercih ediyorlar’ diye söz ediyor. Newsweek Türkiye yazarı Yenal Bilgici’nin ifadesiyle, bu eleştiriler, Davutoğlu ve siyasetini anlamak için adeta bir rehber. Karakterinin ikinci bir işareti de, bakanın sürekli olarak kullandığı ’kendine güven’ ifadesi.
-Davutoğlu, iş etiği ve öz disipliniyle de biliniyor. Bir aile dostu,
Newsweek Türkiye’ye, Davutoğlu’nun, kitabı üzerinde çalışırken, üç gün boyunca koltuğundan kalkmadığını söyledi. Eski bir öğrenci de, Davutoğlu’nun günde 8 saat uyumanın lüks olduğunu düşündüğünü belirtti.
-Davutoğlu’nun işine bağlılığı, nispeten erken bir yaşta kendini gösterdi. İstanbul Erkek Lisesi’nde öğrenciyken, öğretmenlerine felsefi ve Bilimsel çalışmalardan oluşan okuma listeleri sundu. Öğretmenleri ona ve arkadaşlarına, dışarı çıkmaları ve top oynamaları tavsiyesinde bulundu. Davutoğlu, bu tavsiyeye uyarak, profesör olduktan sonra bile, Dışişleri Bakanı olana kadar öğrencileriyle Futbol oynamayı sürdürdü.
-Davutoğlu, futbol hünerlerini geliştirirken dili ve akademik yetenekleri üzerinde de çalışıyordu. Lisede öğrendiği Almancaya ek olarak, Boğaziçi Üniversitesinde tüm ingilizce programlarına katıldı. Ürdün’de Arapça öğrendi. Kahire Üniversitesinde doktora tezi üzerinde çalıştı ve Malezya Uluslararası İslam Üniversitesinde öğretmenken Bahasa dilini öğrendi. Batı ve İslam dünyasının karşılaştırıldığı tez çalışması, 1993’te ’Alternatif Paradigmalar’ başlığıyla yayımlandı. Davutoğlu’nun doktora sonrası çalışması, Samuel Huntington ve Francis Fukuyama’nın teorilerinin eleştirilerini kapsadı.
-Arkadaşları, Davutoğlu’nun hitabet yeteneğinin yazma yeteneğine denk olduğunu da söylüyor. Ekibinden üst düzey bir kişi, Newsweek Türkiye’ye, ’Bakanın, 10 dakika içinde gardını düşüremeyeceği hiç kimse yok’ dedi. Bir örnek vermek gerekirse, Ankara’nın, 2003’te Irak’ın işgali öncesinde Amerikan askerlerinin Türk topraklarını kullanmasına izin vermediği dönemde, bir Yahudi lideri, tepkisini ortaya koymak için Davutoğlu’na uğradı. Aslında ziyaretinin 10 dakika sürmesini planlıyordu, ama Davutoğlu’nun Yahudi kültürü ve tarihiyle ilgili geniş bilgiler içeren konuşmasından etkilenerek 3 saat kaldı. Bir sonraki sefere Yahudi lideri, bütün bir gün kalmak istediğini söyledi.”
Davutoğlu’na eleştirilerin de yöneltildiğine dikkati çeken dergi, bakanın, İsrail’in Gazze’deki eylemlerini eleştirirken, Sudan Devlet Başkanı Ömer El Beşir’in Darfur’da yaptıklarını kınamamakla eleştirildiğini belirtti. Yazıda, “Ancak Davutoğlu’nu desteklemeyenler bile, onu hem bir düşünür, hem de iş bitirici bir devlet adamı olarak görüyor. Ve şu anda ondan, Ankara’nın ötesinde de bahsediliyor” ifadesi kullanıldı.

Newsweek: Davutoğlu’nun adını çok daha fazla duymaya hazır olun