Showing posts with label Mısır. Show all posts
Showing posts with label Mısır. Show all posts

Sunday, February 28, 2010

İslam aleminden 1001 İcat

Londra Bilim Müzesi'nde bu hafta açılan sergide, 700-1700 yılları arasındaki bin yıllık döneme ait, Ortaçağ'da Arap doktorların, gökbilimcilerin kullandığı araç gereçten, 13. yüzyılda bugün Türkiye'de bulunan Cizre'de yapılmış bir saate kadar bir çok ilginç Tasarım var.




Filli saat, aslında serginin en dikkat çeken parçalarından. 1206'da tasarlanıp yapılmış olan orijinal saatin maketi, altı metre yüksekliğinde.

Dev bir fil yontusunun üzerine oturtulmuş saatin akrep ve yelkovanı ejderhalara benzetilmiş. Ayrıca saat başlarının vuruşuyla birlikte hareket eden sarıklı bir takım robotlar var. Saat, daha önce antik Yunan'da da kullanılan bir su düzeneğiyle çalışıyor.




Serginin hem fikren doğuşunda hem fiilen gerçekleşmesinde önemli rol oynayan Profesör Salim el Hasani bu tasarımı şu sözlerle anlatıyor:"1200'lerde, Türkiye'nin güneyinde; Irak'ın biraz kuzeyinde bulunan Cizre'de, İsmail Ebul aziz Bin Rezzaz El Cizirî tarafından tasarlanıp yapılmış. Çeşitli medeniyetlerin, insanlığın gelişmesine katkısını sembolize ediyor. El Cizirî kendi yaşadığı yerin doğal ortamında böyle bir hayvan olmamasına rağmen, saati bir filin üzerine oturtmuş, bu Hint medeniyetini simgeliyor. Filin karnına yerleştirilen ve saati çalıştıran su düzeneği antik Yunanı, inip çıkan ejderhalar Çin'i, sarıklı robotlar İslam dünyasını, kalenin üzerinde duran Zümrüd-ü Anka kuşu da antik Mısır medeniyetini temsil ediyor. Kısacası medeniyetler saati diyebiliriz buna..."

Filli saat sergideki en ilginç parçalardanProfesör Hasani aslında sergilenenlerin "İslam bilimi diye nitelenmesine de karşı. "Çünkü, bilim bilimdir. Bilimin Hristiyanı, Müslümanı, Yahudisi olmaz. Müslüman fizik, Hristiyan fizik ayrımı yoktur mesela." diyor.




"Ama, bizim burada vurgulamak istediğimiz, tarih boyunca, dini inançları ile Bilimsel araştırma arasında herhangi bir çelişki görmemiş çok sayıda Müslüman bilim adamı olduğudur. Bilim, Çinli, Hintli, Yunan, Müslüman, Hristiyan, Musevi herkesçe geliştirilmiş ve birbiriyle uyum içinde alıp verilmiştir. Bu serginin ana fikri de bu. O nedenle belki sergiye, "İslamî bilim" değil, "İslam aleminde bilim" demek daha doğru olacaktır."

Serginin bir amacı da genç nesilleri bilime yönelmeye teşvik etmek, bu nedenle eserlerin hem eğitici hem de eğlendirici olmasına çalışılmış.




BİLİM MÜZESİNİN KOLEKSİYONU DA VAR


Sergi Londra Bilim müzesinin kendi koleksiyonu değil, ama Müze de sergiye bir kaç parça eklemiş. Bilim Müzesi'nin yöneticilerinden Yasmin Han için sergiye sundukları cam imbik, değerli parçalardan biri.

Orta Doğu'da türünün bugüne kadar kalabilmiş en eski örneklerinden biri olan 10 ila 12. yüzyıl eseri imbiğin kimyasal damıtma işlemlerinde, özellikle Parfüm üretiminde kullanıldığı düşünülüyor.

Bunlar arasında yıldızların yerlerini gösteren ve kıblenin yönünün ve namaz saatlerinin belirlenmesinde kullanılan bir disk şeklindeki usturlaplar da var. 17. yüzyıldan kalma Cebir'in tarihini anlatan bir kitap da Han'ın gururla tanıttığı parçalardan.




"El cebir aslında arapça bir kelime, dengenin kurulması, denklemin eşitlenmesi anlamına geliyor. Yazar John Harris, kitabında nefis bir dille cebirin nasıl medeniyetten medeniyete geçtiğinin hikayesini anlatıyor. Hindistan'dan, Farslara, oradan Araplara, giderek Avrupa'ya ve İngiltere'ye kadar yolculuğunu takip ediyor."




Peki İslam alemi, nasıl oldu da yüzlerce yıl bilimde oynadığı öncü rolü kaptırdı? Profesör Salim el Hasani bilimsel gelişimi bir döngü olarak tarif ediyor.

"Bilimin tarih içinde, medeniyetler arasındaki seyahati, tamamen kendine özgüdür. Sıra Avrupa'ya, Avrupa rönesansına gelmişti bu döngü içinde. Kuşkusuz tarihin döngülerinin yanında başka faktörler de vardır ve uzmanlar bunlar üzerinde durabilir."




"Ama biz bu sergiyle, yüzlerce yıl önce sağlanmış ilerlemelerin hala ne kadar heyecan verici olduğunu, yeni kuşakların günlük yaşamlarını hala nasıl etkilediğini, bir yandan onlara ilham verdiğini bir yandan da başka kültürleri, halkları ve tarihi daha iyi anlamalarına yardımcı olduğunu göstermeye çalıştık."


İslam aleminden 1001 İcat

Thursday, December 24, 2009

Auschwitz le Srebrenitza arasında Avrupa fikri


Auschwitz’den Srebrenitza’ya uzanan bir tarihin ara sokaklarında gezinen Hollandalı gazeteci Geert Mak, iki Dünya Savaşı, toplama ve esir kampları gibi badirelerden sonra oluşan ‘Avrupa’dan hâlâ umutlu.
ENİS Batur’un, ‘Amerika Büyük Bir Şaka Sevgili Frank, Ama Ona Ne Kadar Gülebiliriz’ kitabının ismini, dev bir mercekle Avrupa’ya yansıtmaya kalkışsak ne olur acaba? Yani, asıl ‘büyük şaka’ Amerika değil de, Avrupa olabilir mi? Bunu, bir coğrafyadan söz ederken değil, bir medeniyet kümesi olarak Avrupa fikrinden söz ederken getiriyoruz hatırımıza üstelik. Bu tür tuhaf düşünceler arasında gezinmemize, tek başına Auschwitz’den Srebrenitza’ya (Srebrenika) uzanan o keskin çizgi yol açmıyor. Sadece bu ikisi bile böyle bir sorgulama için yeterli olurdu elbette ama Geert Mak’ın, “Avrupa’da Yirminci Yüzyıl Boyunca Seyahatler” isimli kitabı bu konuda çarpıcı bilgilerle dolu. Binyılın biteceği günlerde NRC Handelsblad adına Avrupa’nın altını üstüne getiren Hollandalı gazeteci, sadece gördüklerini aktarmakla yetinmiyor, onların neden öyle göründüklerine dair tarihsel bilgilerle, olup biteni gözümüze gözümüze sokuyor. İyi de ediyor doğrusu. Hele şu soru ve buna verdiği cevap, Auschwitz’den Srebrenitza’ya uzanan tarihin kısa bir özeti sanki:“Biz Avrupalıların ortak bir tarihi var mıdır? ‘Elbette’ der herkes ve sıralamaya başlar: Roma İmparatorluğu, Rönesans, Aydınlanma Çağı, 1914, 1945, 1989, Oysa Avrupalıların bireysel tarihi deneyimleri birbirlerinden çok farklıdır: Örneğin Polonyalı yaşlı şoför, hayatında dört kez yeni bir dil öğrenmek zorunda kalmış; dostluk kurduğum Alman karı koca, önce bombardımanları, sonra da Doğu Avrupa’da oradan oraya sürülmeyi yaşamış; ziyaret ettiğim Basklı aile İspanya iç savaşı yüzünden bir Noel akşamı kıyasıya bir kavganın içine düşmüş ve sonra da ömür boyu susmayı yeğlemişti (...) her biri kendi başına birer dünyadır ve üstelik bunların hepsi de Avrupa’dır.”Bugün hepimize ‘muasır medeniyet’ olarak görünen Avrupa’nın tarihini, gezginlerin gözünden izlemek, iki dünya savaşını da, bu savaşlardan sonra yaşananları da diri tutuyor. Auschwitz ile Srebrenitza arasındaki asma köprüde sallanan Avrupa fikrinin hangi badireleri atlattığını görmek açısından da son derece çarpıcı bu. Belki, oraya bakarak bu topraklara çevirebiliriz yüzümüzü. Ve hatta bir miktar çeki-düzen bile verebiliriz zihnimize. Düşünün ki, İspanya’da yaşanan iç savaştan hiç mi hiç söz etmedik üstelik... (Avrupa’da Yirminci Yüzyıl Boyunca Seyahatler, Geert Mak, Çev. Mürset Topçu, Literatür Yayınları)
Pamuk, Atina’da yok satıyorDIŞ Haberler SERVİSİNOBEL ödüllü yazar Orhan Pamuk’un “Masumiyet Müzesi” adlı son eseri Yunancaya çevrildi ve Dünyanın en popüler yazarlarının bile Yunanistan kitap piyasası için kıskanacağı satış rakamlarına ulaştı. Tercümesini Stella Vretu’nun yaptığı “Masumiyet Müzesi” Okeanis Yayınevi tarafından basıldı. Kitap, sadece yedi gün içinde 10 bin adet sattı. “Masumiyet Müzesi” Atina’daki kitapçılarda 26 Euro’ya satılıyor. Yunan gazeteleri de Pamuk’un son kitabından övgü ile bahsettiler. İNGİLİZ Financial Times Gazetesi de Masumiye Müzesi’ni övdü. Ian Irvine imzalı yazıda, “Kitabın sonunda Kemal, Aşk için katlandığı onca ızdıraba rağmen mutlu bir hayat sürdüğünü ilan ediyor. Okuyucu bundan başka bir şey için yalvarabilir ama Pamuk, Kemal’in yüce ve trajik takıntısını sabırla gözlemleyerek, Lolita, Madame Bovary ve Anna Karenina’nın yanına yakışacak değerde bir Romantik aşkı yarattığı esere konu etmiş” denildi.
GÜNÜN AJANDASI
Modern zaman dervişinden davet
Çağdaş dans sanatçısı Ziya Azazi, “11 Dervish” adlı ve uluslararası Sahne sanatları alanında pek çok ödüle layık görülen eseriyle bu akşam Tiyatro Maan performans Sahnesi’nde olacak. Mevlevi dervişlerin dönüşlerini temel alarak oluşturduğu koreografileriyle çağdaş dans sanatına farklı bir yorum getiren Azazi eserinde, geleneksel “sufi dansını” zihinsel ve fiziksel sınırları zorlayıcı yönünü muhafaza ederek kişisel tarihçesi ile örtüşen estetik ve kinetik bir dile dönüştürüyor. Biletler 25-30 TL. Tel: 0212 245 25 06.
Büyük Selçuklu Mirası projesi
CUMHURBAŞKANLIĞININ himayesinde hazırlanan Büyük Selçuklu Mirası Projesi’yle, Türk milletinin kurduğu en önemli devletlerden birisi olan Büyük Selçuklu Devleti’ne ait günümüze ulaşan tüm eserler görsel olarak kayıt altına alınacak. Projenin belgesel yönetmeni ve fotoğraf sanatçısı İbrahim Dıvarcı konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Proje kapsamında Afganistan, Azerbaycan, Ermenistan, Irak, İran, İsrail, Mısır, Özbekistan, Suriye, Türkmenistan, Türkiye ve Yemen ile özerk cumhuriyet olan Nahcıvan’daki Selçuklu Mimari eserlerinin son durumları tespit edilip fotoğrafları ve görüntülerinin çekilecek. Proji, 850 bin dolara malolacak. ? A.A
Avrupa’nın gözde kenti İstanbul
2010’da Avrupa’nın kültür başkenti olacak İstanbul üzerine Almanya’da peşpeşe kitap ve dergiler yayınlanıyor. Türkoloji Profesörü Klaus Kreiser’in “İstanbul” adlı kitabı C.H. Beck yayınevi tarafından piyasaya sürüldü. Kitapta, okuyucuya kentteki 15. yüzyıldan günümüze kadar uzanan kültürel Yaşam üzerine önemli bilgiler ediniyor. 320 sayfadan oluşan kitabın fiyatı 24.90 Euro. Kitabın Türkçe’ye çevrilip çevrilmeyeceği ise henüz bilinmiyor. ? MÜNİH
Atmasyon tiyatro oyunu
Ankara’daki Mavi Sahne’nin oyuncuları bu akşam sizi doğaçlama tiyatro yapmaya davet ediyor. Seyirciden aldıkları konuyla başayıp sonunun nereye varacağını hiç tahmin edemeyeceğiniz bir Oyun sergiliyorlar. Sedat Demirsoy’un yönettiği Tuluatmasyon adlı oyun bu akşam Mavi Sahne’de. Biletler 12-15 TL. Tel: 0312 426 26 29.
Nehar Tüblek başvuruları
ÜNLÜ Karikatür sanatçısı Nehar Tüblek adına Beşiktaş Belediyesi ve Karikatürcüler Derneği’nin birlikte düzenlediği 15. Nehar Tüblek Karikatür Yarışması’nın son katılım tarihi 5 Şubat 2010. “Komşularla sıfır sorun - Uluslararası, toplumlararası, insanlar arası ilişkilerde kalıcı barış için...” konulu yarışmada ödüller, Tüblek’in ölüm yıldönümü olan 6 Mart’ta anma töreniyle verilecek. Birinciye 3 bin, ikinciye 2.500, üçüncüye 1.800, mansiyona (3 adet) 1000, Onur ödülü olarak da 1.500 TL. verilecek.
Auschwitz’le Srebrenitza arasında Avrupa fikri

Saturday, December 19, 2009

Yılbaşı için bir hayalim var

Coco ve Isaballa ile yılbaşı gecesi hayal ediyorum

Eda Taşpınar

Trendikon Moda Programı Sunucusu

Bu yılbaşı gecesi ne giyeceksiniz? Giorgio Armani Marka beyaz bir smokin takım ve altına stilettolar.

Yeni yıla nerede ve kimlerle girmeyi planlıyorsunuz? Büyük ihtimalle Arjantin'de bir arkadaşımın ev partisine gideceğim. Orada hep yabancı arkadaşlarım olacak.

Yılbaşı gecesi için favori içkiniz? Her zamanki gibi yine su. Alkol kullanmıyorum.



Çıplak ayaklıyız

Yılbaşı gecesi için favori mönünüz? Klasik yılbaşı yemekleri. Hindi, fırında patates ve sebzeler... Tatlı olarak da Christmas puding.

Yılbaşı gecenizin fon müziği ne olsun isterdiniz? Lounge türü bir müzik. Gürültülü bir şey tercih etmezdim.

Hayalinizdeki yılbaşına nerede, kimlerle girmek istersiniz? Fantastik bir yılbaşı hayal ettim: Coco Chanel, Isabella Blow, Jimmy Hendrix, Andy Warhol ve Aristo ile kumsalda bir masada yılbaşı yemeği isterdim. Hava sıcak ve hepimiz çıplak ayaklıyız.

Şimdiye dek en unutulmaz yılbaşını ne zaman, nerede ve kimlerle geçirdiniz? 1999 yılında Londra'da China White'ın sahibi arkadaşım Eyhem'in Kensington'daki evinde, onun arkadaşlarıyla geçirdiğim yılbaşı harikaydı. Müzik çok iyiydi ve insanlar da çok cool'du.

Yılbaşında size ne hediye alınsın isterdiniz? Biri beni tatile götürsün isterdim. Nereye olduğu hiç fark etmez.

Yılbaşında sevdiğiniz birine ne hediye verirdiniz? Onu önemsediğimi gösterecek ve kendi elimle hazırladığım bir hediye verirdim.



Ailem ve arkadaşlarımla karların içinde olmak isterim

Özben Önal

Yüksel Dedeman Holding Yönetim Kurulu Üyesi

Bu yılbaşı gecesi ne giyeceksiniz? Christian Dior kırmızı elbise, kırmızı süet Jimmy Choo ayakkabılar ve Fendi çanta.

Bu yılbaşını nerede ve kimlerle geçirmeyi planlıyorsunuz? Sevdiğim arkadaşlarım ve ailemle evde geçireceğiz.

Yılbaşı gecesi için favori içkiniz? Tabii ki şampanya ama içinde çilek olması şartıyla.



73 model ferrarı

Yılbaşı gecesi için favori mönünüz? Hindi, pilav ve Foodie'den özel yılbaşı pastası.

Yılbaşı gecenizin fon müziği ne olsun isterdiniz? Yemekte hafif caz seviyorum. Yemek sonrası kurabiye ve kahve sırasında Bebo ve pasta sırasında da Best of Chrismas 100 CD'sinden özellikle Dean Martin'in 'Let it Snow'u... Ama bütün CD'yi de seviyorum.

Hayallinizdeki yılbaşına nerede kimlerle girmek istersiniz? Hayalimdeki yılbaşını, ailem kadar yakın arkadaşlarım ve ailemle bir kayak merkezinde, karların içinde geçirmek isterim.

Şimdiye dek en unutulmaz yılbaşını ne zaman, nerede ve kimlerle geçirdiniz? Bütün kuzenlerimin, kardeşlerimin ve ailemin bir arada olduğu yılbaşı, herhalde 18-19 sene evveldi. Çok güzel bir yılbaşıydı. Her yılbaşını hatırlarım, hepsi de benim için çok anlamlı.

Yılbaşında size ne hediye alınsın isterdiniz? 73 model Ferrari Dino araba. Şaka bir yana benim için en güzel hediye çocuklarım, ailem ve ailem diyebileceğim dostlarım. Hepsi bana ayrı ayrı birer hediye, tükenmeyen hediyeler.

Yılbaşında sevdiğiniz birine ne hediye verirdiniz? Yılbaşında en sevdiğim kişiye, yani anneme yaptığı yağlıboya resimlerden oluşan bir Sergi yapmak isterdim. Bu sefer olmasa da mutlaka yapacağım.



Sevgilimle tanımadığımız insanlarla dans etsek...

Hande Ataizi

Oyuncu

Bu yılbaşı gecesi ne giyeceksiniz? Londra'da One adlı bir vintage mağazasından aldığım krem rengi mini elbiseyi giyeceğim. Ayakkabılarım ise Top-Shop'tan aldığım dore sandaletler olacak.

Yılbaşını nerede ve kimlerle geçirmeyi planlıyorsunuz? Şimdilik planımız arkadaşlarımla evde parti yapmak.

Yılbaşı gecesi için favori içkiniz? Johnny Walker Red Label viski.

Yılbaşı gecesi için favori mönünüz? Genelde hafif yiyecekler. Küçük kanepeler, minik deniz ürünleri ve çikolatalı minik brownie'ler gibi...

Yılbaşı gecenizin fon müziği ne olsun isterdiniz? Frank Sinatra'dan 'Fly Me to the Moon'.

Hayallinizdeki yılbaşına nerede, kimlerle girmek istersiniz? Sevgilim varsa, onunla hiç tanımadığımız insanlarla beraber dans ederken...



Elmas fena olmaz

Şimdiye dek en unutulmaz yılbaşını ne zaman, nerede ve kimle geçirdiniz? Birkaç yıl önce Mısır Luxor'da, Faslı bir arkadaşımın yeni açtığı butik otelde, ilk açılış partisini biz yapmıştık.

Yılbaşında size ne hediye alınsın isterdiniz? Antika elmas bir bilezik hiç fena olmazdı.

Yılbaşında sevdiğiniz birine ne hediye verirdiniz? Sevdiğini ve almak istediğini bildiğim, görünce çığlık attıracak cinsten bir şey.



Michael Haneke ile içki içmek iyi olurdu

Derin Sarıyer

Derin Desing Tasarım ve Marka Direktörü

Bu yılbaşı gecesi ne giyeceksiniz? Beatles üyelerinin isimlerinin yazdığı tişörtümü giyebilirim. Altına da Levi's 506 ve siyah Adidas Stan Smith'ler.

Bu yılbaşını nerede ve kimlerle geçirmeyi planlıyorsunuz? Yakın arkadaşlarımızla geçireceğiz ama yer henüz netleşmedi, ben ortama uyum sağlıyorum.

Yılbaşı gecesi için favori içkiniz? Alkolde garantici olmayı tercih edebilirim. Yemekte güzel bir kırmızı Şarap, sonrasında da mojito.

Yılbaşı gecesi için favori mönünüz? Balkabağı çorbası, carpaccio, az pişmiş kırmızı et ve tiramisu.

Yılbaşı gecenizin fon müziği ne olsun isterdiniz? Yemekte 'The National', devamında içinde 'Ou Est Le Swimming Pool' grubundan 'Dance the Way I Feel'in de çalacağı, altyapısı melodik olan dans şarkıları.

Hayallinizdeki yılbaşına nerede, kimlerle girmek istersiniz? Michael Haneke ile geçirmek ve içki içip sohbet edebilmek isterdim.

Şimdiye dek en unutulmaz yılbaşını ne zaman, nerede ve kimlerle geçirdiniz? Çocukluk arkadaşımın Moda'daki evinde Saint Joseph grubumuzun buluştuğu yılbaşılarını unutamam.

Yılbaşında size ne hediye alınsın isterdiniz? Bende olmayan bir kitap beni çok heyecanlandırırdı.

Yılbaşında sevdiğiniz birine ne hediye verirdiniz? Birkaç küçük hediyenin birleşiminden oluşan bir paket sunmayı tercih ederim. (Harper's Bazaar)



MAGAZİN TURU İÇİN TIKLAYINIZ
Yılbaşı için bir hayalim var

Wednesday, December 9, 2009

Ortadoğu’da ‘manyak’ satıyor

ONLARINKİ Yugoslavya göçmeni bir aile. Tito rejimi gelince neleri var neleri yok bırakıp 1952’de İstanbul’a göçüyorlar. Aile büyüğü Ömer Kahyalıoğlu terzilik mesleğini yeni memleketlerinde de sürdürüyor. Küçük bir tuhafiye dükkanı açıyor. İç çamaşırlarına ilgiyi görünce ufak ufak kendisi üretmeye başlıyor. İkinci kuşak akrabası Kamuran Atakan, Sultanhamam’da tezgahtar olarak çalışırken, Ömer Kahyalıoğlu’nun oğlu Selahattin Kahyalıoğlu ile birlikte 1964’te Yeni İnci’yi kuruyorlar. Atakan pazarlamaya, Kahyalıoğlu imalata bakıyor. Atakan elinde bavul şehir şehir geziyor. Çaldığı her kapı yüzüne kapanıyor ama yılmıyor. Yurtdışı fuarları, yeni gelişmeleri izliyorlar. Fransa’dan dantel getirip Türkiye’de olmayan iç çamaşırları yapıyorlar. “Bunlar böyle bir şey üretemez, kesin hazır getirip üstüne etiket dikiyorlar” söylentileri çıkıyor. 2000’lere gelindiğinde, oğullar Kaan Kahyaoğlu ve Furkan Atakan şirketin yönetimine giriyor. 100’den fazla ülkeye kendi ismiyle ihracat yapan, yılda 2.5 milyon adet iç çamaşırı satan Yeni İnci’nin 18 yaşında yönetime gelmiş Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Furkan Atakan, çocuk yaşta Yeni İnci’nin dünya markası olduğunu hayal ettiğini söylüyor. “Babam Kamuran Atakan çocuk yaşta beni fabrikaya getirirdi. Çalışanlarla bir arada olmamı isterdi. ‘Paranın zor kazanıldığını gör, kolay harcama’ sözünü hiç unutmam” diyen Furkan Atakan ile iç giyimin inceliklerini konuştuk. Popo kaldıran ürüne kadın ve gay ilgisiEn çok hangi bölgelere ihracatınız var?- Ortadoğu en büyük ihracat pazarımız. Mısır, Dubai, Suudi Arabistan, Kuveyt vs. en çok sattığımız ülkelerden. İtalya, Portekiz, Almanya, Fransa’ya da Rusya, Ukrayna, Doğu Avrupa’ya da ihracatımız var. Ortadoğu’da Fantezi diye tabir edilen bol dantelli, çok seksi ürünlerin fazla sattığı hep konuşulur. Siz de bu tür ürünleri en çok o bölgeye mi satıyorsunuz?- Evet öyle. Seksi, dantelli iç çamaşırlarını, g-string’leri en çok bu bölgeye satıyoruz. Size daha ilginç bir şey söyleyeyim. Bu ülkelerde erkek g-string’leri de manyak satıyor. Başlarda çok şaşırmıştık ama çok talep görüyorlar. Ayrıca kalçaları daha çıkık gösteren ‘Pop-up’ ismini verdiğimiz bir külot yaptık 2 yıl önce. Türkiye’de çok yoğun satıyor. Hem poposu basık kadınlar hem de gayler alıyor. Bu ürün Suudi Arabistan’da, İran’da yoğun biçimde satıyor. Orada da erkekler alıyor mu bilmiyorum fakat başlarda buna da çok şaşırmıştık.Kapalı kültürlerde seksi iç çamaşırına ilgi yüksekO bölgelerde neden seksi iç çamaşırına ilgi daha yüksek?- Kapalı ve baskıcı toplumlarda hep böyle bir eğilim var. Eskiden bayi kanalıyla tam olarak nerede neyin sattığını göremezdik fakat şu anda internetten satış yapıyoruz ve biliyoruz. Türkiye’de Siirt, Hakkari gibi Güneydoğu şehirlerinden jartiyerli setlere yoğun ilgi olduğunu görüyoruz. Örneğin erkek boxer’a küçük bir cep yapıp içine hediye Prezervatif koyduk. Güneydoğu’dan inanılmaz bir talep geldi.Ortadoğu seksi üründe Rusya’yı geride bırakırRusya, Ukrayna eski Doğu Blok’u ülkelerinde de ışıltılı, pırıltılı, seksi iç çamaşırları çok talep görüyor. Onların ilgisi Ortadoğu’da olandan daha mı yüksek?- Kesinlikle Ortadoğulular bu konuda önde. Ortadoğu, Rusya’yı seksi üründe fazlasıyla geride bırakır. Örneğin Avrupa’da hep en basic (temel) ürünler satar. Çok fazla süs, dantel istemezler. Mayo ve erkek pijamasına giriyor yatırımları tek çatıda topluyorKadın pijamasının ardından, erkek pijamaya giriyorsunuz. Mayo da gelecek mi? Yeni yatırım planlarınız var mı?- İki yıl önce Kitaro markasıyla erkek iç çamaşırına başladık. Kadın gecelik, pijama bu yıl başladı. Erkeğe de talep gelince 2010’da bunu yapma kararı aldık. Mayoda da 2010 yazına yetiştirmeye çalışacağız. Bizdeki ürün çeşidi kimsede yok. Maddam isminde ilk mağazayı Nişantaşı’nda açtık. Yıl sonuna kadar Fındıkzade, Fatih ve Sultanhamam’da birer mağaza daha açacağız. Mağazacılığı ayrı bir şirket olarak götürüyoruz. Hayalim Londra ve Paris’te mağaza açmak. Üretim bu kadar arttıkça 7 tesiste yaptığımız imalat bize yetmemeye başladı. Şimdi hepsini bir çatı altında toplamayı planlıyoruz. 10 yılda yatırımlarımız 20 milyon doları geçmiştir. Meme kanserine yakalanmış Şair sutyen karşılığı kitap gönderdiMeme kanserine yakalanmış ve ameliyat olmuş kadınlar için protez sutyen yaptınız. Türkiye’de bu ürün için çok talep var mı?- Bu işe 3 yıl önce müşterilerimizden gelen talep doğrultusunda girdik. Hep bizim ürünlerimizi kullanan bazı kadınlar, meme kanserine yakalanıp, memelerinden biri alınınca kendilerine uygun sutyen bulamamaktan ve medikal ürünlerin çok pahalı olduğundan yakındı. Bir memeleri alınmış olsa da şık sutyen takmalarını sağlıyoruz. Para kazandığımız bir iş değil. Bu bizim için bir sosyal sorumluluk işi aslında. Üç yılda 100 bin sutyen satmışızdır. Bu ürün müşterimizle inanılmaz bir bağ yaratıyor. Hediye gönderen kadınlar var. Kadın bir şair kitabını imzalayıp göndermiş. Silikon yaptıran kadın, sutyen yerine meme ucu kullanıyorFURKAN Atakan, iç çamaşırı endüstrisinde yaşanan şu ilginç bilgileri aktardı:Meme uçlarının belli olmamasını sağlayan aparata çok ilgi var. Göğüslerine silikon yaptıran kadınların sutyen takma ihtiyacı ortadan kalkıyor, meme uçları belli olmasın diye bu ürünleri kullanıyorlar.Türkiye’de satılan kadın külotlarının yüzde 40’ı g-string ve tanga.Türkiye’de de dünyada da kadınların memeleri beden ölçüleri değişmeden büyüyor. Memeleri küçük gösteren sutyenlere ilgi sürekli artıyor.
Ortadoğu’da ‘manyak’ satıyor