Showing posts with label 2010. Show all posts
Showing posts with label 2010. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

İzmir Kitap Fuarı 15 yaşında

İZMİR - TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. ve Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliği ile 17-25 Nisan 2010 tarihleri arasında düzenlenecek 15. İzmir kitap Fuarı'nda konferans, söyleşi, panel, Şiir dinletisi gibi 130 kültür etkinliğinde ve imza günlerinde yüzlerce yazar okurlarıyla buluşacak.
Yüksel Pazarkaya: 50. Sanat Yılı Bu sene 50. sanat yılını kutlayan Şair, çevirmen, dil bilimci Yüksel Pazarkaya 15. İzmir Kitap Fuarı’nın onur konuğu olarak fuar kapsamında düzenlenecek etkinliklerde yer alacak.
Okur ve Yazar Buluşmaları Dokuz gün süresince yüzlerce yazar okurlarıyla buluşma fırsatı yakalayacak. Bu kapsamda Yüksel Pazarkaya, Füruzan, Tahsin Yücel, Doğan Hızlan, Gülten Dayıoğlu, Turgut Özakman, Oya Baydar, Ahmet Telli, İnci Aral, Enver Ercan, Tuğrul Keskin, Nihat Behram, Ataol Behramoğlu, Mavisel Yener, Ayla Kutlu, Muzaffer İzgü, Muazzez İlmiye Çığ ve pek çok şair, yazar ve Bilim insanı İzmir Kitap Fuarı’nda etkinlik ve imza günlerinde yer alacak.
TÜYAP Çocuk Kulübü-23 Nisan Çocuk ŞenliğiTÜYAP Çocuk Kulübü bünyesinde bu sene de 23 Nisan Çocuk Şenliği çeşitli etkinliklerle kutlanacaktır. Söyleşi, okuma saati, atölye çalışmaları ve gösteriler gibi 20’ye yakın kültür ve Edebiyat etkinliğinin yer alacağı Program 20- 21 ve 22 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek.
Fuar’ın Sergileri 15. İzmir Kitap Fuarı etkinliklerin yanı sıra önemli sergilere ev sahipliği yapıyor. “Yazarları da Çizerler” Kemal Buluş’un çizimlerinden yazar portrelerinden oluşan bir Karikatür sergisi. Buluş, çizdiklerinin izleyici tarafından kendi bakış açısıyla görülmesini sağlıyor. Sergide öncelikli olarak resimlenen insanlar; kalemi ve hayat hikâyesi ile toplumsal mücadeleye yön veren emekçileri ele alıyor.
Birzamanlar Yayıncılık ve Punto Yayınları’nın çok sayıda fotoğrafçının katkısıyla hazırladığı “Türkiye’nin Siyahları” sergisi, Osmanlı döneminde köle olarak Afrika’dan Türkiye’ye getirilenleri ve bunların günümüzde yaşayan torunlarını görünür hale getirmeyi amaçlıyor.
“Anadolu’da Yolculuk” sergisi Yolculuk dergisi görsel yönetmeni Faruk Akbaş’ın çektiği fotoğraflarla Anadolu’da köyleri, şehirleri, dağları, yaylaları ve buralarda sürüp giden birbirinden farklı, yaşamları, asırlardır devam eden gelenekleri, kaybolmaya yüz tutmuş zanaatları konu ediniyor.
İzmir Kitap Fuarı 15 yaşında

Üç öykü ustası İstanbul öykülerinde buluşuyor

İSTANBUL - ''Çünkü bizim de eşyayı gerçek büyüklükleri ile görüp görmediğimiz ayrı bir meseledir.'' (Haldun Taner, 'Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu')
Güncel Türk edebiyatının değerli isimlerinden Murat Gülsoy, Yekta Kopan ve Ayfer Tunç ile Salon’da Edebiyat günleri devam ediyor. Can Yayınları işbirliğiyle gerçekleştirilen 2010 Ubor Metenga Buluşmaları’nda üç öykü ustası, her ay farklı bir İstanbul öyküsünü çözümlüyor. Mart ayında, sıra Haldun Taner’in “Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu” öyküsünde... Öykü, kurgusu, dili ve içeriğiyle yazarın en önemli yapıtları arasında sayılıyor.
MURAT GÜLSOY 1992-2002 yılları arasında arkadaşlarıyla Hayalet Gemi dergisini çıkaran Murat Gülsoy, 2000’den bu yana aynı ekiple elektronik yayınevi altkitap.com’u yürütüyor. 'Bu Kitabı Çalın' adlı kitabıyla 2000 yılı Sait Faik Hikâye Armağanı’nı, 'Bu Filmin Kötü Adamı Benim' adlı romanıyla 2004 yılı Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazandı.
YEKTA KOPAN Hayalet Gemi dergisindeki çalışmalarıyla tanınan Yekta Kopan, ilk kitabı Fildişi Karası 2000 yılında yayımlandı. 2006 yılında İstanbul Uluslararası Tiyatro Festivali bünyesinde Tiyatro DOT tarafından sahnelenen ve bir Bülent Erkmen projesi olan İki Kişilik Bir Oyun’un metnini yazdı. Aşk Mutfağından Yalnızlık Tarifleri ile 2002 yılı Sait Faik Hikâye Armağanı’nı, Karbon Kopya ile Dünya kitap 2007 Yılın Telif Kitabı Ödülü’nü kazandı.
AYFER TUNÇÜni­ver­si­te yıllarında çe­şit­li ede­bi­yat ve kültür der­gi­le­ri­ne yazılar yaz­ma­ya baş­layan Ay­fer Tunç, 1989 yılında Cum­hu­ri­yet ga­ze­te­si­nin düzen­le­di­ği Yu­nus Na­di Öykü Ar­ma­ğanı’na katıldı, Saklı adlı yapıtıyla bi­rin­ci­lik ödü­lü aldı. 1999-2004 arasında Yapı Kre­di Yayınları’nda yayın yö­net­­me­ni ola­rak görev yapan Tunç, 2001’de yayımla­nan 'Bir Mâ­ni­niz Yok­sa An­nem­ler Si­ze Ge­le­cek' adlı yapıtı, 2003 yılında Ulus­la­ra­rası Bal­ka­ni­ka Ödülü’nü ka­zandı. Tunç’un 2003 yılında Sa­it Fa­ik’in öy­kü­le­rin­den ha­re­ket­le yazdığı Ha­va­da Bu­lut adlı se­nar­yo­su fil­me çe­kil­di ve TRT’de göste­ril­di.
Üç öykü ustası İstanbul öykülerinde buluşuyor

Erdal Öz Ödülü Nurdan Gürbilek in

İSTANBUL - 2010 Erdal Öz Edebiyat Ödülü'nün sahibi açıklandı. Ödüle Eleştirmen Nurdan Gürbilek layık görüldü.
Beyoğlu'ndaki Can Yayınları'nda düzenlenen basın toplantısında konuşan Can Yayınları Genel Yayın Yönetmeni Zeynep Çağlıyor, Can Yayınları'nın kurucusu Erdal Öz adına düzenlenen bu ödüle, sevgiyle yaklaşan ve saygınlık kazandıran jüriye teşekkür etti.
Jüri Başkanı Cevat Çapan da bu yarışmada jüri başkanlığının dönüşümlü olarak gerçekleştiğini ve üçüncü yılda bu görevin kendisine verilmesi nedeniyle mutluluk duyduğunu dile getirdi.
Bu ödüle başvuru alınmadığını anlatan Çapan, ''Yazarlar kitap göndermiyorlar. Ödülün adayları jüri üyeleri tarafından belirleniyor. Yani onlar ödül için aday öneriyorlar ve bu adaylar jüri toplantısında değerlendirilmek üzere ödül alacak kişi belirleniyor'' dedi.
Çapan, bu yıl da bütün jüri üyelerini mutlu edecek bir karara varıldığını belirterek, ödülün eleştiri alanında bir yazar olan Nurdan Gürbilek'e verileceğini söyledi.
Çapan, böylece eleştirinin de bir çeşit yaratıcılık olduğunun kanıtlandığını vurgulayarak, eleştirinin Roman, Şiir, Oyun ve deneme gibi yaratıcı bir edebiyat olduğunun anlaşıldığını kaydetti.
Seçici Kurul tarafından yapılan açıklamada ödülün, "Türkiye’de edebiyatın bütününe deneme penceresinden bakan sorgulayıcı bakış açısı ve bu coğrafyanın belirleyici öğelerinden endişe konusuna getirdiği çok boyutlu açılım gerekçesiyle Nurdan Gürbilek’e verilmiştir" denildi.
Gürbilek'e ödülünün Erdal Öz'ün doğum günü olan 26 Mart Cuma günü saat 18.00'da Pera Müzesi'nde düzenlenecek törenle verileceği öğrenildi.
Bu arada ödül tutarının 15 bin TL ve Handan Börüteçene'nin yapacağı bir heykelden oluştuğu bildirildi.
Erdal Öz Edebiyat Ödülü'ne 2008 yılında Gülten Akın, 2009 yılında da İhsan Oktay Anar layık görülmüştü.
Nurdan Gürbilek kimdir?Nurdan Gürbilek Boğaziçi Üniversitesi, İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi ve aynı bölümde master yaptı. Akıntıya Karşı, Zemin, Defter ve Virgül dergilerinde yazdı.
İlk kitabı Vitrinde Yaşamak'ta (Metis, 1992) 80'li yılların Türkiyesi'ndeki kültürel değişimi konu aldı. Yer Değiştiren Gölge (Metis, 1995) ve Ev Ödevi (Metis, 1999) adlı kitapları edebiyatla ilgili denemelerine yer verir. Kötü Çocuk Türk Türkiye'nin yakın tarihinde öne çıkmış kültürel imgeler üzerine denemelerden oluşur. Kör Ayna Kayıp Şark ise (Metis, 2004) Türk edebiyatında "Batılılaşma", "ulusal kültür" gibi kavramlar etrafında tartışılagelen sorunların yazarlar için nasıl olup da bir içsel endişeye dönüştüğünü tartışır. Son kitabı Mağdurun Dili ise 2008'de yayımlandı.
Erdal Öz Ödülü Nurdan Gürbilek'in

Masumiyet Müzesi ilk 10 a kalamadı

LONDRA - "Three Percent" adlı New York'taki Rochester Üniversitesi'ne bağlı bir uluslararası Edebiyat internet sitesinin 2007 yılından bu yana verdiği 'İngilizce en iyi Çeviri Ödülü'nün bu yılki 25 adayından 15'i önceki gün elendi.
Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk'un İngilizce'ye çevrilen son romanı 'Masumiyet Müzesi' de adaylar arasında ilk 10'a kalamadı.
23 farklı ülkeden, 17 farklı dilde yazılan eserler arasından geriye kalan 10 adayın, "kitabın orjinalliği ve çevirisi" dikkate alınarak belirlendiği kaydedildi.
'İngilizce En İyi Çeviri Ödülü'nü alacak roman, 10 Mart 2010'da açıklanacak.
10 Roman adayı, yazar ve ingilizce çevirmenleri şöyle: -Cesar Aira, "Ghosts" (İspanyolca'dan İngilizce'ye çeviren Chris Andrews) -Gerbrand Bakker, "The Twin" (Felemenkçe'den İngilizce'ye çeviren David Colmer) -Ignacio de Loyola Brandao, "Anonymous Celebrity" (Portekizce'den İngilizce'ye çeviren Nelson Vieira) -Hugo Claus, "Wonder" (Felemenkçe'den İngilizce'ye çeviren Michael Henry Heim) -Wolf Haas, "The Weather Fifteen Years Ago" (Almanca'dan İngilizce'ye çeviren Stephanie Gilardi ve Thomas S Hansen) -Gail Hareven, "The Confessions of Noa Weber" (İbranice'den İngilizce'ye çeviren Dalya Bilu) -Jan Kjaerstad, "The Discoverer" (Norveççe'den İngilizce'ye çeviren Barbara Haveland) -Sigizmund Krzhizhanovsky, "Memories of the Future" (Rusça'dan İngilizce'ye çeviren Joanne Turnbull) -Jose Manuel Prieto, "Rex" (İspanyolca'dan İngilizce'ye çeviren Esther Allen) -Robert Walser, "The Tanners" (Almanca'dan İngilizce'ye çeviren Susan Bernofsky)
Geçen yılın "en iyi çeviri kitap ödülünü", Imre Goldstein tarafından Macarca'dan İngilizce'ye çevrilen Attila Bartis'in "Tranquility" kitabı almıştı. Bartis'in kitabı "Sessizlik" adıyla Türkçe'ye de çevrilmişti.
'Masumiyet Müzesi' ilk 10'a kalamadı

Sunday, February 28, 2010

Murathan Mungan dan 19. şiir kitabı

İSTANBUL - Murathan Mungan'dan 2010 yılının ilk kitabı: İkinci Hayvan.
''PAS ÇEKİRDEĞİ Nicedir paslanmış bir suskunluk gıcırdıyor aramızda yetersizliğin kemirdiği sokaklara dağılan öteki yüzümüzle bazı acılar gibi sıradan gönderilmemiş pullar gibi kendi halinde katlanıp ve karışıp giden... ''
Mungan'ın on dokuzuncu Şiir kitabı olan 'İkinci Hayvan'da 68 şiir yer alıyor. İlk şiiri 1 Ocak 1999 tarihli on yıllık emeğin ürünü olan bu kitapta daha önce hiçbir dergide yayımlanmamış şiirler yer alıyor.
İkisi daha önce tek baskılık özel bir toplama kitap olarak Aralık 1999'ta yayımlanan 'Doğduğum Yüzyıla Veda' içinde, 4 tanesi 2000 yılında yayımlanan 13+1 kutusu içinde tek baskılık özel bir toplama kitap olan 'Fazladan Bir Kitap' içinde ve 15 tanesi 2005 yılında yayımlanan tek baskılık 'Elli Parça' kitabı içinde yer almıştı. Diğer 47 şiir ise ilk kez bu kitapla birlikte okur karşısına çıkıyor.
Kitapta yer alan şiirlerden bazıları: Aynalı Kültür Aydınger, Sentetik Elyaf, Kendilik Hali, Kurgulu Bebek, Silikon Sessizliği, Patent, Teknik, Pvc, Karton Gece, Venüs, Buz, Yabancının Uçurtması, Borges Varoşu, Bira, Pas Çekirdeği, Tam İsabet, Anarşistlerin Valsi, Örümceğin Eteklerinde, İki Renkli Sessizlik, Insomnia, Açlık, Doruk, Ejderlerin Diliyle, A Harfi, Pembe Örümcek, Kara Star, Para, Bir Oy, Örümceğin Stratejisi, İnsanlık Platosu, Çağını Arayan Tekerleme
Murathan Mungan'dan 19. şiir kitabı

Edebiyat ve sinema Tolstoy a bakıyor


Tolstoy’un kitapları Batı dillerine yeniden çevriliyor, paneller, sempozyumlar, kitap fuarları düzenleniyor. Hollywood da Tolstoy’un hayatını anlatan The Last Station (Son İstasyon)’la kervana katıldı bile.
TÜRKİYE, 2010’un gelişiyle İstanbul’un Avrupa Kültür Başkenti oluşunu kutluyor fakat tüm Dünyanın ortak paydada buluştuğu bir başka kutlama, bir başka Kültür Sanat gündemi var: 2010, Rus yazar Lev Tolstoy’un ölümünün 100. yılı. Bu kapsamda Almanya ve ABD’de, Anna Karenina yeniden çevriliyor, Küba ve Meksika’da Tolstoy adına kitap fuarları düzenleniyor. Rusya ise bütün dünyada gösterilecek siyah beyaz bir belgesel için arşivlerini açıyor. Pek tabii Hollywood da bu gündemi ıskalamıyor. Michael Hoffman’ın yazıp yönettiği The Last Station (Son Durak), Tolstoy ile eşi Kontes Sofya’nın ilişkisine odaklanıyor. Filmde Tolstoy’u Christopher Plummer, Sofya’yı ise Helen Mirren canlandırıyor. Tolstoy’un ilham kaynağı, üç çocuğunun annesi ve Savaş ve Barış’ı altı kez baştan yazacak kadar işine kendisini adamış asistanı Sofya, kocasının vasiyetini değiştirmesine tepki gösteriyor. Çünkü Tolstoy eşinin tüm emeğini ikinci plana atıp servetinin Rus köylüler arasında paylaştırılmasını istiyor. Biz de Kontes Sofya’nın Tolstoy’u kararından caydırmak için başvurduğu yolları izliyoruz. Beyazperdeye yansıyacak bu öykü, Tolstoy’un dehasını ne kadar anlatacak göreceğiz. Ama Guardian, 6 Ocak’ta yayınlanan ekinde, “Tolstoy bütün zamanların en iyi yazarı mıydı?” sorusunu Avrupalı yazarlara sordu ve cevap bulmak için filmin vizyona girmesini beklemediğini gösterdi.İşte Guardian’daki cevaplar? Philip Hensher: Tolstoy, kesinlikle tüm zamanların en iyi romancısıdır. Onu üstün kılan, romanlarındaki karakterlerin büyümesine izin vermesidir. Değişirler, farklı tepki vermeye başlarlar, fakat durup düşününce, hâlâ aynı insan olduklarını fark edersiniz. Bunu nasıl yapıyor bilemiyorum. Tolstoy’dan, başka bir yazardan öğrenebileceğinizden çok daha fazlasınıöğrenirsiniz. ? Tom Keneally: Tolstoy 19. yüzyılda yazan en büyük yeteneklerden biridir. Yeteneği insanı kızdıracak boyutlardadır. Şimdilerde hepimizin mütevazı bir düzeyde kullanmaya çalıştığı ve başaramadığı yazar hilelerini o parmağında oynatır. Tüm zamanların en iyi romancısı mı? Bence Dostoyevski de en az onun kadar iyi. Fakat Edebiyat bir Spor müsabakası değildir. Birinci, ikinci olmaz. Bu yüzden sadece şu kadarını söyleyelim: Tolstoy insanüstü bir yeteneğe sahipti ve ne mutlu bize ki, birçok eser bırakacak kadar uzun yaşadı.? A. S. Byatt: Tolstoy’u olağanüstü kılan hayal gücünün asla cesaretini yitirmemesidir. Koskoca bir dünyası vardır ve karakterleri de bu dünyada Tolstoy’dan bağımsız yaşar. Onlar yazarın kuklası değildir. Öyle ki bazılarını o bile onaylamaz; mesela Anna Karenina. Onun varlığını kutlarken, çevirmen Constance Garnett’in varlığını da kutlamalıyız. Çünkü o İngiliz romanını ve İngiliz okurunu, büyük Rus yazarları dilimize çevirerek değiştirdi.? Marina Lewycka: Savaş ve Barış’ı ilk okuyuşumu hâlâ hatırlarım. 20 yaşındaydım ve yazar olmak istiyordum. Sorun şu ki, Tolstoy’u idolünüz yapınca, elinize kalem almak zorlaşır. Tolstoy gibi olmaktan vazgeçene kadar yazamadım ve bu uzun zamanımı aldı.
Klasik romanın anıt ismi
Christopher Plummer’ın Tolstoy’u, Helen Mirren’in ise eşi Sofya’yı canlandırdığı filmden bir sahne. Sadece Savaş ve Barış veya Anna Kerenina ile insanlığın ortak hafızasına kaydedilen Lev Nikolayevic Tolstoy, 28 Ağustos 1828’de doğdu. Annesini küçük yaşta kaybetti. On beş yaşında Voltaire’i ve Rousseau’yu okudu. İlk hikâyesinin yayımlanmasının ardından dönemin tanınmış yazarlarından biri oldu. Başta Dostoyevski olmak üzere kendisinden sonra gelen bütün yazarları etkileyen Tolstoy, 20 Kasım 1910’da öldü.
GÜNÜN AJANDASI
Vapurlar sevilmez mi
Vapurları Seven Çocuk. Hem hikâyeler, hem de hikâyelerin resimleri Behiç Ak’a ait. Bu nedenle, görsel açıdan keyifli bir kitap. Hele yalılar ile Boğaz vapurları arasında, yaprak sarma, ıspanaklı börek, dut reçeli değiş-tokuşu var ki harika! www.gunisigikitapligi.com
Psikeart
Memleketİmİzİn olduğu kadar yer-yüzünün de ezeli sorunu: Muhtemelen bu nedenle, ‘Narsizmin mümbit toprakları’ diyor Murat Paker. Tarık Tufan ise ‘Sen sensin, ben de benim’ diyerek, aynayı farklı bir açıya ayarlıyor. Aynalar ise giderek daha fenalık! www.psikeart.com
İstanbul’a bakmak
‘Ressamların Gözüyle İstanbul.’ Sunan Peyami Gürel, konuk olan Nevbahar Aksoy ve Semiha Binzet. İstanbul’a bakıyorlar, İstanbul’dan bakıyorlar. Hatırlayan çıkacaktır elbet, Orhan Veli dinlemiş, Münir Nurettin Selçuk, ünlemişti. İnleyen de vardır herhalde. 20 Ocak, Saat 18.00, Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi.
Muharremiyye
Bu bir matem konseri, bir tür raquem, Hz. Hüseyin’in katline ağıt. İslam tarihinde yüzyıllardır pansuman kabul etmeyen ve hâlâ kanayan en büyük yara bu. Ne şiirler söylendi, ne semahlar yakıldı, ne Mansur’lar yüzüldü, bilen bilir. Bilmeyenler için dervişlerdeki gönül kırıklığı. Cemal Reşit Rey konser Salonu, Salı, 20.00. (0212) 232 98 30.

Edebiyat ve sinema Tolstoy’a bakıyor

Kur ân-ı Kerîm i 5 yılda elle yazdı

İSTANBUL - Fırat Kültür Merkezi'nde düzenlenen toplantıda konuşan Diyanet İşleri Başkanı Bardakoğlu, Kur'ân-ı Kerîm'in Allah'ın insana özel hitabı ve ilahi ikramı olduğunu belirterek, "Kur'ân-ı Kerîm'e muhatap olmak şereflerin en yücesi, Peygamberin sünnetine nail olmak en büyük itibar, en büyük imtiyazdır" dedi.
Kur'ân-ı Kerîm'in insanın kendisiyle buluşması olduğunu ifade eden Bardakoğlu, şöyle devam etti:
"Biz Kur'ân-ı Kerîm'i okuyarak kendimizi tanırız, varoluşu tanırız, Allah'ın rızasına yönelik bir hayatın kalıcı olduğunu anlarız. Kur'an korunan ve koruyan bir kitaptır. Rabbimiz Kur'an'ı korudu, Kur'an da 14 asırdır bizi korumakta. Dünya hayatının her türlü yoldan çıkaran teklifine karşı dimdik ayakta durmamızı, sırat-ı müstakime yürümemizi sağladı. Kur'an'a her şeyimizi borçluyuz. O Kur'an bizi yanlışa düşmekten korudu, Rabbimizin rızasına yöneltti.
Gelin el birliğiyle Dünyanın kirine, pasına karşı gözüm üzü, kulağımızı tıkayalım. Gönlümüzü Kur'an'a açalım, hayatımız onunla istikamet kazansın. Böyle olduğu içindir ki 2010 yılını el birliğiyle Kur'ân-ı Kerîm'i ve Hazret-i Peygamberi anlama, kendi dünyamıza getirme yılı ilan edelim."
Bardakoğlu, hayatın en büyük zenginliklerinden birinin Kur'an'ı anlamak ve onun dediğini fark etmek olduğunu söyledi.
Kur'an'ın asıl gayesinin, insanı bu dünyada uyarmak ve yol göstermek olduğunu ifade eden Bardakoğlu "Bu kitap bir hayat rehberidir, hidayet kaynağıdır. Kur'an'ın yolunda gitmek hayatımızın en büyük itibar ve izzet kaynağıdır" diye konuştu.
Diyanet İşleri Başkanı Bardakoğlu, daha sonra Hüseyin Kutlu'ya çalışması dolayısıyla bir plaket verdi.
Kur'ân-ı Kerîm'i 5 yılda elle yazdı

Türkiye nin Görsellik Tarihine Giriş

İSTANBUL - Akın Nalça Kitapları’nın yeni ürünü bir “ikiz kitap”. İki ilişkili ama farklı çalışma, aynı gövdeyi ayna imgesi gibi sırt sırta paylaştıkları için, bu kitap yayın dünyasının Siyam ikizlerini oluşturuyor: Uğur Tanyeli’nin yazdığı “Türkiye’nin Görsellik Tarihine Giriş” ile Ali Taptık’ın fotoğraflarından oluşan “İstanbul’u Resmetmek”...
Birincinin kuramsal olarak söylediğini, ikinci görsel belgelerle anlatıyor. Tanyeli’nin tasvir ettiği yüzlerce yıllık görsel üretim kıtlığına, Taptık yeni bir İstanbul resmederek, güncel bir zenginleşmeye işaret edip yanıt veriyor. Daha önce görselleştirilmemiş, hatta tekinsiz, korkutucu, alabildiğine yabancı ve uçsuz bucaksız bir İstanbul resmi ortaya koyuyor. Tanyeli’nin metni Türkiye’de dünün görsel üretim alışkanlıklarını anlatırken, Taptık’ın fotoğrafları görsel imkan ve taleplerin yaşadığı bugünkü açılıma dikkat çekmekte. Onlarda daha önce görmeye pek alışık olmadığımız, estetize edilmemiş, daha da önemlisi, bildik kentsel sorunlara indirgenmemiş bir başka İstanbul ya da İstanbullar var. Dolayısıyla, bu ikiz kitap, dünün görsellik üretimini minyatürden ibaret sananlara da, çağdaş görselliği güzel veya sorunlu çevre fotoğraflarından ibaret düşünenlere de farklı bir resim göstermek istiyor.
Türkiye’nin Görsellik Tarihi çok az yazılmış, üstelik, hemen daima sanat tarihi meselesi olarak ele alınmış ve orada da ender istisnalar dışında “sanatta Batılılaşma” sorunsalı çerçevesinde düşünülmüş bir konu. Bu kitaptaysa, fiziksel gerçekliğin bazı teknik araçlarla ifade edilmesi ve aktarılması meselesi olarak ele alınıyor. İlk bakışta çok geniş bir malzemeyle uğraşıldığı düşünülebilir. Tam aksine, kitap bu ülkede oldukça küçük bir görsel ürünler toplamı ortaya konduğundan söz ediyor. Kitabın ele aldığı sorunsallardan biri de zaten bu üretim azlığı. Çalışmanın hemen bütün bölümlerinde, görsel üretimin ortaya çıkma potansiyelinin bulunduğu her noktada nasıl ezildiği gösterilmek hedefleniyor. Ancak, ortaya konmaya çalışılan, böyle bir yoksunluk ve/veya kıtlığın ne denli acıklı olduğu değil, o mahrumiyete rağmen kimi kültür pratiklerinin nasıl yürütülebildiği. 16. yüzyıldan bugüne uzanan bir çerçevede öncelikle bu anlatılmaya çalışılıyor.
“Türkiye’nin Görsellik Tarihine Giriş”, resmetmeye, fotoğrafa ve her tür görsel teknolojiye değinirken, Osmanlı mimarlığının teknik arka planında yer alan, ancak ihmal edilmiş bir konuya de önemli yer veriyor. Osmanlı ölçüm teknolojisi tarihinin bilinmezlerini aydınlatmayı deniyor. Bu arada Mimar Sinan’ın yaşamını öyküleyen eski metinlerde adı geçen “havayi terazi” adlı bir arazi ölçüm aracının kullanımı da ilk kez bu kitapta (2. Bölüm’de) açıklanıyor. Böylelikle, Kırkçeşme suyolunun yapımı anlatılırken 16. yüzyıl belgelerinde varlığından söz edilen, fakat uzun zamandır ne olduğu saptanamayan bir aletin tanımlanması mümkün oluyor. Osmanlı mimarlarının meslek bilgilerinin içerik ve kökenine ilişkin olan çok dar tarihyazım birikiminin bu sayede bir ölçüde genişletildiği söylenebilir.
Kitabın tasarımını diğer Akın Nalça Kitapları’nda olduğu gibi bu kez de Bülent Erkmen üstlendi. O nedenle, bu ikiz kitap da öncekiler gibi, sadece içeriğiyle değil, tasarımıyla da söz söylemekte. Erkmen, Türkiye görsellik tarihini, biri görsellik üretimini yapan, ötekisi yapmanın toplumsal ve teknik arka planını tanımlayan iki öznenin, Taptık ve Tanyeli’nin karşıt ancak ayrı düşünülemez işleriyle kitaplaştırıyor. Görsellik üretiminin iki temel pratiğini, iki anlatım aracını, sözle resmi, tarih boyunca kavgalı o Siyam ikizlerini bir aradalığa mahkum ediyor. Veya binlerce yıllık bir mahkumiyete bir daha işaret ediyor.
Mekan ve sergileme tasarımı konusunda hizmet veren Terminal’in Kurucusu ve Genel Müdürü olan Akın Nalça’nın 2003 yılında başlattığı yayın projesi, bütün Tasarım disiplinlerine düşünsel ve kalıcı bir tartışma süreci sağlamayı hedefleyerek, her sene bir kitap yayımlamayı sürdürüyor.
Akın Nalça Kitapları’nın ilki, 2003 yılında yayımlanan, Bülent Tanju’nun kaleme aldığı “Mimarlıkta Sıfır Noktasını Aramak? Han Tümertekin’in Yapıları-Yaptıkları Üzerinden Mimarlık Okumaları” adlı yapıt olmuştu. Onu, Uğur Tanyeli’nin kaleme aldığı “İstanbul 1900-2000 – Konutu ve Modernleşmeyi Metropolden Okumak”, Faruk Ulay’ın “Sürekli Bir Yenilginin Gölgesinde – Grafik Tasarım Manifestosu”, Celal Üster’in derlediği tasarım üstüne 600’ü aşkın özdeyişten oluşan “Tasarımın Özüsözü” ve “Tereddüd ve Tekerrür – Mimarlık ve Kent Üzerine Metinler 1873-1960” takip etti.
Şimdi, 2010 Şubat’ından itibaren “Türkiye’nin Görsellik Tarihine Giriş: İstanbul’u Resmetmek” de, Akın Nalça Kitapları’nın altıncısı olarak kitapçılardaki ve kitaplıklardaki özel yerini almaya başladı.
'Türkiye’nin Görsellik Tarihine Giriş'

Tuesday, December 29, 2009

5 metrede "İstanbul"


İstanbul ve donanmayı anlatan yağlı boya, sulu boya tablo, gravür, kitap ve objelerin yer aldığı “İki Sevdalı-İstanbul ve Donanma” sergisi, Deniz Müzesi'nde açıldı. İngiliz Ressam Henry Aston Barker tarafından 1800 yılında yapılan 5 metre 31 santimetre boyundaki “İstanbul Panoraması” ilk kez bu sergide izlenime sunuluyor. Deniz Müzesi Komutanı Deniz Kurmay Kıdemli Albay Ali Rıza İşipek, müzede düzenlediği basın toplantısında, serginin teması olan “iki sevdalı”nın, İstanbul ve donanmayı işaret ettiğini belirterek, “Her yıl Mayıs ayında donanma büyük şenliklerle İstanbul'dan ayrılır, Kasım ayına kadar Ege, Akdeniz ve Karadeniz'de dolaşır, Osmanlı'nın vergilerini toplar, savaşlara katılır, yeni yerler fethedilirdi” dedi. Donanmanın Yalı Köşkü önünden Padişahı selamlamasıyla başlayan bu seferlere sayıları yüz bine varan denizcinin iştirak ettiğini belirten İşipek, şunları anlattı: “Donanma her şeyden önce eş demekti, baba demekti, sevilen insanlara kavuşmak demekti. Donanma dönüşü ayrıca hazinenin dolması demekti. Padişahlar da doğal olarak dört gözle donanmanın dönüşünü beklerdi. Bu nedenle de padişahların tahta çıkış törenlerinden sonra icra edilen en büyük şenlikler donanmanın seferden dönüş törenleri olurdu.”

153 PARÇA ESER İşipek, sergide 30 yağlı boya, 18 sulu boya, 15 gravür, 37 parça obje, 53 kitap olmak üzere 153 parça eserin yer aldığını söyledi. Sergide İsmail Hakkı'dan İbrahim Çallı'ya, Hikmet Onat'tan Feyhaman Duran'a kadar yerli ve yabancı birçok ressama ait tablonun temasının İstanbul ve donanma olduğunu anlatan İşipek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Serginin baş yapıtlarından biri, İngiliz ressam Henry Aston Barker tarafından 1800 yılında yapılan ve boyu 5 metre 31 santimetre olan 'İstanbul Panoraması' adlı sulu boyadır. Bu sergiyle birlikte ilk kez sanatseverlerle buluşacak olan Barker'in tablosu, İngiliz sanat uzmanlarınca Dünyanın en iyi panoraması olarak nitelendirilmektedir. Barker, Galata Kulesi'nden yapmış olduğu bu tabloya ilave olarak, Kızkulesi'nden de İstanbul'un ikinci bir panoramik görüntüsünü resmetmiştir. İstanbul'un bu iki panoraması 1801-1803 yılları arasında Londra'da sergilenmiştir. Galata Panoraması 900 metre karelik bir duvar üzerinde, Kızkulesi ise 250 metre karelik bir duvar üzerinde resmedilmiştir.” Sergideki bir diğer temanın da Tersane-i Amire ve Deniz Harp Okulu olduğunu belirten İşipek, “Donanmanın başında bulunan Kaptan-ı Deryalarımız ve bahriyenin diğer ileri gelenlerinin İstanbul'a yaptıkları eserler bugün İstanbul'un birçok bölgesinde görülebilir” dedi. YENİ DENİZ MÜZESİ İNŞAATI İşipek, yeni Deniz Müzesi inşaatının devam ettiğini hatırlatarak, 2010 yılının ikinci yarısında açılmasının planlandığını belirtti. “Böylece hem depolarımızdaki binlerce eseri tarih ve sanatseverlere sunabilme, hem de eşi olmayan saltanat kayıkları koleksiyonumuzu son derece Modern ve geniş bir mekanda sergileyebilme şansına sahip olacağız. Yeni müzemizde 15 bin metre karelik bir Sergi alanı olacak. Dünyada 40 civarında saltanat kayığı var. Bunların 15'i bizde.
Dünyanın en eski tarihi gemisinin 16. yüzyılda yapılmış bir gemi olduğunu ve bu geminin de yeni müzede sergileneceğini anlatan İşipek, müzeye ait depoda 20 bin eserin yer aldığını, yeni müzede bunların dönem dönem sergileneceğini kaydetti. İşipek, daha sonra basın mensuplarına sergiyi gezdirdi.









5 metrede "İstanbul"

Thursday, December 24, 2009

Gezici Fotoğraflar ödüllendirildi


2009 Uluslararası Gezi Fotoğrafçısı yarışmasına 70 ülkeden gönderdikleri fotoğraflarla yarışan amatör ve profesyonel yarışmacılar arasından kazanlar geçtiğimiz günlerde belli oldu.

Yarışmada pek çok kişi ödül aldı. Birincilik ödülünü Bangladeş'ten Akash ile ‘16 Yaş altı’ katılımcılarının katıldığı kategoride ise Avustralya'dan 15 yaşındaki Courtney Krawec aldı.

Yarışmada dereceye giren bu fotoğraflar Londra'da Royal Horticultural Halls'ta bulunan Adventure Travel Live’da 29-31 Ocak 2010 tarihleri arasında sergilenecek. Ayrıca fotoğraflar ‘Journey’ isimli kitap serisinin en son basımında yer alacaklar.

İŞTE BİRİNCİ OLAN VE DERECEYE GİREN FOTOĞRAFLAR – FOTO GALERİ
Gezici Fotoğraflar ödüllendirildi

Wednesday, December 23, 2009

İtalyan dergisinden Atatürk e övgü

“Mustafa Kemal Atatürk: Yükümlülük dininin peygamberi” başlıklı kapakta, “İslam’ın göbeğinde demokrasiyi kurdu. Yaşamını, halkıyla ilgili sorumluluklarına adadı. Türkiye’nin Müslüman dünyasında Modern ve laik tek örnek olduğunu gösterdi. Kültürün, nefretin üstesinden gelebileceğini kanıtladı” ifadeleri kullanıldı.Halen Türkiye’de ikamet eden ve Osmanlı Donanması ile ilgili bir kitap hazırlayan İtalyan gazeteci Bruno Cianci, dergideki yazısında “Atatürk’ün yarattığı Türkiye’nin 2010 yılında sihirli kenti İstanbul’uyla Dünya Kültür Başkenti olduğunu” hatırlatarak, “Ulu Önder’in devrimlerinden biri de kültürü çok önemsemesiydi” ifadesini kullandı. Dergi, 2010 Kültür Başkenti etkinliklerine de Alexander Levine imzasıyla 8 sayfa ayırdı.
İtalyan dergisinden Atatürk'e övgü

Wednesday, December 9, 2009

Ortadoğu’da ‘manyak’ satıyor

ONLARINKİ Yugoslavya göçmeni bir aile. Tito rejimi gelince neleri var neleri yok bırakıp 1952’de İstanbul’a göçüyorlar. Aile büyüğü Ömer Kahyalıoğlu terzilik mesleğini yeni memleketlerinde de sürdürüyor. Küçük bir tuhafiye dükkanı açıyor. İç çamaşırlarına ilgiyi görünce ufak ufak kendisi üretmeye başlıyor. İkinci kuşak akrabası Kamuran Atakan, Sultanhamam’da tezgahtar olarak çalışırken, Ömer Kahyalıoğlu’nun oğlu Selahattin Kahyalıoğlu ile birlikte 1964’te Yeni İnci’yi kuruyorlar. Atakan pazarlamaya, Kahyalıoğlu imalata bakıyor. Atakan elinde bavul şehir şehir geziyor. Çaldığı her kapı yüzüne kapanıyor ama yılmıyor. Yurtdışı fuarları, yeni gelişmeleri izliyorlar. Fransa’dan dantel getirip Türkiye’de olmayan iç çamaşırları yapıyorlar. “Bunlar böyle bir şey üretemez, kesin hazır getirip üstüne etiket dikiyorlar” söylentileri çıkıyor. 2000’lere gelindiğinde, oğullar Kaan Kahyaoğlu ve Furkan Atakan şirketin yönetimine giriyor. 100’den fazla ülkeye kendi ismiyle ihracat yapan, yılda 2.5 milyon adet iç çamaşırı satan Yeni İnci’nin 18 yaşında yönetime gelmiş Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Furkan Atakan, çocuk yaşta Yeni İnci’nin dünya markası olduğunu hayal ettiğini söylüyor. “Babam Kamuran Atakan çocuk yaşta beni fabrikaya getirirdi. Çalışanlarla bir arada olmamı isterdi. ‘Paranın zor kazanıldığını gör, kolay harcama’ sözünü hiç unutmam” diyen Furkan Atakan ile iç giyimin inceliklerini konuştuk. Popo kaldıran ürüne kadın ve gay ilgisiEn çok hangi bölgelere ihracatınız var?- Ortadoğu en büyük ihracat pazarımız. Mısır, Dubai, Suudi Arabistan, Kuveyt vs. en çok sattığımız ülkelerden. İtalya, Portekiz, Almanya, Fransa’ya da Rusya, Ukrayna, Doğu Avrupa’ya da ihracatımız var. Ortadoğu’da Fantezi diye tabir edilen bol dantelli, çok seksi ürünlerin fazla sattığı hep konuşulur. Siz de bu tür ürünleri en çok o bölgeye mi satıyorsunuz?- Evet öyle. Seksi, dantelli iç çamaşırlarını, g-string’leri en çok bu bölgeye satıyoruz. Size daha ilginç bir şey söyleyeyim. Bu ülkelerde erkek g-string’leri de manyak satıyor. Başlarda çok şaşırmıştık ama çok talep görüyorlar. Ayrıca kalçaları daha çıkık gösteren ‘Pop-up’ ismini verdiğimiz bir külot yaptık 2 yıl önce. Türkiye’de çok yoğun satıyor. Hem poposu basık kadınlar hem de gayler alıyor. Bu ürün Suudi Arabistan’da, İran’da yoğun biçimde satıyor. Orada da erkekler alıyor mu bilmiyorum fakat başlarda buna da çok şaşırmıştık.Kapalı kültürlerde seksi iç çamaşırına ilgi yüksekO bölgelerde neden seksi iç çamaşırına ilgi daha yüksek?- Kapalı ve baskıcı toplumlarda hep böyle bir eğilim var. Eskiden bayi kanalıyla tam olarak nerede neyin sattığını göremezdik fakat şu anda internetten satış yapıyoruz ve biliyoruz. Türkiye’de Siirt, Hakkari gibi Güneydoğu şehirlerinden jartiyerli setlere yoğun ilgi olduğunu görüyoruz. Örneğin erkek boxer’a küçük bir cep yapıp içine hediye Prezervatif koyduk. Güneydoğu’dan inanılmaz bir talep geldi.Ortadoğu seksi üründe Rusya’yı geride bırakırRusya, Ukrayna eski Doğu Blok’u ülkelerinde de ışıltılı, pırıltılı, seksi iç çamaşırları çok talep görüyor. Onların ilgisi Ortadoğu’da olandan daha mı yüksek?- Kesinlikle Ortadoğulular bu konuda önde. Ortadoğu, Rusya’yı seksi üründe fazlasıyla geride bırakır. Örneğin Avrupa’da hep en basic (temel) ürünler satar. Çok fazla süs, dantel istemezler. Mayo ve erkek pijamasına giriyor yatırımları tek çatıda topluyorKadın pijamasının ardından, erkek pijamaya giriyorsunuz. Mayo da gelecek mi? Yeni yatırım planlarınız var mı?- İki yıl önce Kitaro markasıyla erkek iç çamaşırına başladık. Kadın gecelik, pijama bu yıl başladı. Erkeğe de talep gelince 2010’da bunu yapma kararı aldık. Mayoda da 2010 yazına yetiştirmeye çalışacağız. Bizdeki ürün çeşidi kimsede yok. Maddam isminde ilk mağazayı Nişantaşı’nda açtık. Yıl sonuna kadar Fındıkzade, Fatih ve Sultanhamam’da birer mağaza daha açacağız. Mağazacılığı ayrı bir şirket olarak götürüyoruz. Hayalim Londra ve Paris’te mağaza açmak. Üretim bu kadar arttıkça 7 tesiste yaptığımız imalat bize yetmemeye başladı. Şimdi hepsini bir çatı altında toplamayı planlıyoruz. 10 yılda yatırımlarımız 20 milyon doları geçmiştir. Meme kanserine yakalanmış Şair sutyen karşılığı kitap gönderdiMeme kanserine yakalanmış ve ameliyat olmuş kadınlar için protez sutyen yaptınız. Türkiye’de bu ürün için çok talep var mı?- Bu işe 3 yıl önce müşterilerimizden gelen talep doğrultusunda girdik. Hep bizim ürünlerimizi kullanan bazı kadınlar, meme kanserine yakalanıp, memelerinden biri alınınca kendilerine uygun sutyen bulamamaktan ve medikal ürünlerin çok pahalı olduğundan yakındı. Bir memeleri alınmış olsa da şık sutyen takmalarını sağlıyoruz. Para kazandığımız bir iş değil. Bu bizim için bir sosyal sorumluluk işi aslında. Üç yılda 100 bin sutyen satmışızdır. Bu ürün müşterimizle inanılmaz bir bağ yaratıyor. Hediye gönderen kadınlar var. Kadın bir şair kitabını imzalayıp göndermiş. Silikon yaptıran kadın, sutyen yerine meme ucu kullanıyorFURKAN Atakan, iç çamaşırı endüstrisinde yaşanan şu ilginç bilgileri aktardı:Meme uçlarının belli olmamasını sağlayan aparata çok ilgi var. Göğüslerine silikon yaptıran kadınların sutyen takma ihtiyacı ortadan kalkıyor, meme uçları belli olmasın diye bu ürünleri kullanıyorlar.Türkiye’de satılan kadın külotlarının yüzde 40’ı g-string ve tanga.Türkiye’de de dünyada da kadınların memeleri beden ölçüleri değişmeden büyüyor. Memeleri küçük gösteren sutyenlere ilgi sürekli artıyor.
Ortadoğu’da ‘manyak’ satıyor

Boğaziçi’nde 375 bin kitap


Kütüphaneler, insanlık birikiminden yararlanmanın en kestirme adresi olmuştur hep. Dolayısıyla, kütüphane ve kütüphanelerde bulunan kitap sayısı, kültürel gelişmişliğin en önemli göstergelerinden birisidir. Bu açıdan bakıldığında, Türkiye, hem ülkesiyle, hem de üniversiteleriyle felaket bir manzara sergiliyor. Rusya Devlet Kütüphanesi’nde 43 milyon kitap varken, bizim Milli Kütüphane’de sadece 1 milyon 136 bin kitap yer alıyor. Üniversiteler açısından da durum farklı değil.
Sefa KAPLANASLINDA öyle çok fazla rakama da ihtiyacımız yok. Memleketimizin entelektüel atmosferi, bu atmosferden gazetelere, dergilere, Televizyon ekranlarına yansıyan son derece kısır tartışmalar, neyin ne olduğunu gayet iyi gösteriyor. Kitaplarla ve kütüphalerle kurduğunuz ilişkiyle yakından ilgili bir atmosfer bu. Çünkü, neresinden bakarsanız bakın kitap ve kütüphane, en azından zihinsel gelişmişliğin somut göstergesi. Oysa, bizdeki durum içler acısı.
THE Europa World of Learning tarafından 2009 yılı için yapılan bir araştırmaya göre, Türkiye, hem ülkeler, hem de üniversiteler sıralamasında kütüphane fakiri bir ülke. 2009 yılı itibariyle 20 milyondan fazla cilt kitabı bulunan ülkeler sıralamasında Moskova’daki Rusya Devlet Kütüphanesi ilk sırada bulunuyor. Bu kütüphanede tam 43 milyon kitap ve periyodik yayın mevcut. Bunu, 32 milyon cilt kitabıyla St. Petesburg’daki Rusya Ulusal Kütüphanesi takip ediyor. Washington’daki Kongre Kütüphanesi 29 milyon, Pekin’deki Çin Ulusal Kütüphanesi ise 22 milyon cilt kitapla bunların arkasında sıralanıyor.
Ermenistan’ın başkenti Erivan’daki Ermenistan Bilim ve Teknoloji Enformasyon Merkezi 22 milyon cilt kitabıyla dikkat çekerken, St. Petesburg’daki Rusya Bilimler Akademisi Kütüphanesi 20 milyon ciltle öne çıkıyor. Türkiye’nin birikimini yansıtan Milli Kütüphane’de ise sadece 1.136.997 cilt kitap yer alıyor.
En fakirde beş milyon
Üniversiteler açısından bakıldığında da durum farklı değil. Üniversiteler sıralamasında ilk iki sırayı Amerikan üniversiteleri paylaşıyor. ABD’nin Harvard Üniversitesi Kütüphanesi’nde 13 milyon 143 bin, Yale Üniversitesi Kütüphanesi’nde 10 milyon 500 bin kitap yer alıyor. Bunları Kanada’nın Toronto kentindeki Toronto Üniversitesi Kütüphanesi takip ediyor. Bu kütüphanede 10 milyon 342 bin kitap mevcut. Bunları da sırasıyla Columbia (9 milyon 400 bin), Illinois (8 milyon 840 bin), Hannover (8 milyon 200 bin), Tokyo (8 milyon 120 bin) ve Oxford (7 milyon 800 bin) izliyor. Almanya’daki Leipzig ve ABD’deki Princeton üniversitelerinin kütüphaneleri ise beşer milyon cilt kitapla ‘yoksul’ üniversite kütüphaneleri arasında bulunuyor. Türkiye mi? Türki-ye’nin durumu hiç de parlak değil ne yazık ki. Ama biz yine de rakamlara bakalım. Ankara Üniversitesi Kütüphanesi 722 bin ciltle ilk sırada, İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi 500 bin ciltle ikinci sırada, ODTÜ Kütüphanesi 478 bin ciltle üçüncü sırada yer alıyor. Önemli üniversitelerimizden Boğaziçi’nin kütüphanesinde 375 bin, İTÜ Mustafa İnan Kütüphanesi’nde ise 372 bin cilt kitap mevcut.
10 bin yıllık İran medeniyeti ve 2 bin yıllık ortak miras sergisi
“ON Bin Yıllık İran Medeniyeti ve İki Bin Yıllık Ortak Miras” sergisi, yarın Topkapı Sarayı Müzesi’nde açılacak. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’ndan yapılan açıklamaya göre, Sergi Ajans tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İran Cumhurbaşkanlığı himayesinde gerçekleştiriliyor. Topkapı Sarayı Müzesi Has Ahırlar’da açılacak olan sergi, İslamiyet öncesi ve İslamiyet sonrası olmak üzere iki bölümden oluşuyor. Sergide, İran coğrafyasında varlık gösteren geçmiş medeniyetlerin çivi yazılı tabletleri, hat örnekleri, minyatürler, elyazmaları, pişmiş toprak kaplar, çiniler, insan ve hayvan figürleri, heykeller, sikkeler ve ahşap eserler yer alıyor.
Edirne Türk İslam Eserleri Müzesi restorasyonu sürüyor
EDİRNE Türk İslam Eserleri Müzesi’nde restorasyon çalışmaları sürüyor. Edirne Müze Müdürü Hasan Karakaya’nın verdiği bilgiye göre, müzenin restorasyon ve teşhir düzenlemesine yönelik ihale 305 bin 853 liraya verildi. Gelecek yıl 25 Kasım’da tamamlanmasına çalışılan müzenin şu anda kubbelerindeki kurşun kaplamalar değiştirildi, duvarlarında sıvalar yapılıyor, binada güçlendirme ve elektrik tesisatının yenilenmesi çalışmaları yürütülüyor. Selimiye Camii’nin Dar’ül Hadis Medresesi’nde yer alan Türk İslam Eserleri Müzesi’nde, işleme ve yazılı levhalar, silah, çini ve seramik, cam eşyalar, mutfak eşyaları ile ölçü aletleri sergileniyor. Her odada ayrı bir tarihin canladırıldığı müzede, Balkan Harbi anısına hazırlanan odada ise savaşta kullanılan kanlı sancak, savaş sırasında yenilen süpürge tohumundan ekmek yer alıyor.
GÜNÜN AJANDASI
KONSER
Mircan’dan her dilde şarkılar
ENKA Kültür Sanat Kış Etkinlikleri; 1 Aralık 2009, Salı günü, etkileyici sesi ve orijinal müziği dikkat çeken Mircan’ın konseri ve başarılı heykel sanatçısı Cemil Güç’ün eserlerinin yer alacağı sergisinin açılışı ile devam ediyor. Mircan, ENKA İbrahim Betil Oditoryumu’nda saat 20.30’da gerçekleşecek konserinde; Türkçe, ingilizce, Gürcüce, Megrelce, İspanyolca, Afrika ve Tuvan dillerinde doğudan batıya, kuzeyden güneye uzanan yönsüz şarkılara yer verecek. Cemil Güç sergi açılışı ise saat 19.00’da.
KİTAP
Çizgi Madam Bovary
GERÇEKÇİLİK akımını başlatan yazar Gustave Flaubert’in bugün dünya edebiyatının klasiklerinden biri sayılan ünlü romanı Madam Bovary, Çizgi Roman Dünya Klasikleri serisinin beşinci kitabı olarak piyasada. Yazar, bu romanda Romantik Aşk ve şehvet hayallerine kapılmış Emma’nın derinlikli bir portresini çiziyor. Kitapçılardan 10 TL’ye, internet yoluyla ntvyayinlari.com adresinden ve 0212 304 08 92 numaralı çağrı merkezinden indirimli temin edinilebilir.
SERGİ
Orijinal mesaj
OUTLET-İhraç Fazlası Sanat, Şener Özmen ve Cengiz Tekin’in birlikte hazırladıkları Türkiye’deki ilk kapsamlı solo sergilerini gerçekleştiriyor. Sanatçıların bugüne dek izleyici karşısına çıkmamış Video ve fotoğraf çalışmaları, 9 Ocak tarihine kadar Outlet’te izlenebilir. Şener Özmen ve Cengiz Tekin’in 2006-2009 yılları arasında birlikte ürettikleri ve ilk kez Outlet//İhraç Fazlası Sanat’ta sergilenecek olan “Orijinal Mesaj” serisi, günümüzün toplumsal-siyasal temelde “iz bırakan” meselelerinin üzerine gidilerek oluşturuldu. Boğazkesen Cad. Kadirler Yokuşu No:69, Tophane-İstanbul.
OPERA
Müzikal Komedi
İZMİR Devlet Operası’nın prodüksüyonu Bir Tenor Aranıyor adlı iki perdelik müzikal komedi oyunu bu akşam saat 20.00’de yeniden perde diyecek. Dünyada son yirmi yılın en popüler komedilerinden biri olan Bir Tenor Aranıyor, 1989 yılındaki ilk sahnelenişinin ardından, on altı dile çevrilerek yirmi beşten fazla ülkede sahnelendi, seyirci rekorları kırdı. Bir Tenor Aranıyor’un İzmir sahnelenmesinde orkestra şefliğini Ali Hoca üstleniyor. Gişe Tel: 484 64 45











Boğaziçi’nde 375 bin kitap

İstanbul Edebiyat Festivali başladı


İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti (AKB) Ajansı Genel Sekreteri Yılmaz Kurt, tarihe bakıldığında Edebiyat ile şiirin İstanbul merkezli olduğunun görüldüğünü belirterek, “Olmaya da devam ediyor” dedi.
Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi'ndeki açılış töreninde konuşan İstanbul 2010 Avrupa AKB Ajansı Genel Sekreteri Yılmaz Kurt, hazırladıkları yüzlerce Proje arasında “en seçkin olanlardan bir tanesinin bu Festival olduğunu” söyledi. İstanbul'un her an edebiyatın yaşandığı bir şehir olduğunu kaydeden Kurt, Ajans olarak bu güzel etkinliğe katkı yapmanın ayrıcalığını yaşadıklarını bildirdi.
Ajansın çeşitli başlıklar altında birçok projeyi hayata geçirdiğini ifade eden Kurt, şöyle konuştu:
“Bizim temel hedefimiz bazı projeleri bitirmek değil, 2011 ve daha sonrasına İstanbul'a kalıcı bir şeyler bırakabilmektir. Bu noktada bu festival çok anlamlı. Türkiye'deki eli kalem tutan yazarlar, şairler bu festivalde. Dünyada şu anda reklam çalışmalarımızı 'İlham veren şehir İstanbul' sloganı ile yürütüyoruz. Tarihimize dönüp baktığımızda edebiyat ile Şiir, İstanbul merkezli olduğu görülüyor ve olmaya da devam ediyor. Biz 2010 yılında da bu festivalde yer almak istiyoruz. 2010 yılının bütün yıl itibariyle bir edebiyat yılı olmasını umut ediyoruz.”
Türkiye Yazarlar Birliği Genel Başkanı İbrahim Ulvi Yavuz, 1978 yılında kurulan birliğin yurt içinde ve yurt dışında birçok etkinlik yaptığını söyledi. Birliğin 13 şubesinin bulunduğunu anlatan Yavuz, sürekli kültür faaliyetleri yaptıklarını ve böyle bir festivalde yer almaktan dolayı mutluluk duyduklarını bildirdi. Yavuz, yaptıkları etkinliklerle Türkiye'deki yazarları, şairleri, aydınları ve Bilim adamlarını gündeme getirdiklerini ve kamu oyuna tanıttıklarını dile getirdi.
Daha sonra, Kenan Işık tarafından Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Haşim, Necip Fazıl Kısakürek, Nazım Hikmet Ran, Ahmet Arif ve Sezai Karakoç'un şiirleri okundu. Ayrıca, yazar Kemal Tahir, Cemil Meriç ve Tarık Buğra'nın eşya, kitap ve fotoğraflarının yer aldığı Sergi açıldı.
Şiir akşamı, konser ve söyleşilerle devam edecek olan 1. Edebiyat Festivali 13 Aralık'ta sona erecek.
İstanbul Edebiyat Festivali başladı

Tuesday, December 8, 2009

40 yazardan 40 ayrı semt


İstanbul’un 2010 Kültür Başkenti ilan edilmesine Heyamola Yayınları kırk yazardan kırk kitaplık bir seriyle katkıda bulunuyor. İstanbul’un sevdalılarını heyecanlandıran bu Proje sayesinde, şehrin bugününe dair, onyıllar sonra dahi açıp bakılacak çok özel bir kitaplığa kavuşmuş olduk.İstanbul’un 2010 Kültür Başkenti olması birçok projeye vesile oluyor. Heyamola Yayınları’nın İSTANBULUM Projesi de bunlardan biri. Bu proje çerçevesinde kırk farklı edebiyatçı yaşadıkları semtleri kaleme aldılar.Editörlerce ilk başta yüz kadar semt belirlenmiş. Semtlerin belirlenmesinde tarihi yapıları, ünleri, tanınmışlıkları önemli birer ölçüt olmuş. Özellikle Suriçi’ndeki semtlere öncelik verilmiş. Buna karşın Sur dışından da meşhur semtler var. Bunlar arasından kırkını belirlemek, bu semtlere göre yazar, bazen yazara göre semt bulmak da oldukça zor olmuş. Her bir kitap aynı zamanda yazarının “kırk yıllık” hatırasını taşıyor. Böylelikle bir semtin yaşamına tanıklık ederken, yazarını da daha yakından tanıma şansı buluyorsunuz. Söz konusu hatıralar olunca yazarının kalemi de alabildiğine özgür bırakılmış. İstanbul Edebiyat Yönetmeni olarak Ahmet Kot’un, danışman olarak da Eray Canberk’in omuz verdiği proje okurun ilgisini her yönüyle hak ediyor. Doğan Hızlan, Beşir Ayvazoğlu, Ataol Behramoğlu, Melisa Gürpınar, Selçuk Erez, Talin Büyükkürkçüyan gibi yazarların kaleminden Cağaloğlu, Beyazıt, Adalar, Feriköy, Çamlıca, Kasımpaşa gibi semtler tanıtılıyor.
Kimseler aşık değil mi bu şehirde?Beşir Ayvazoğlu, Dersaadet’in Kalbi Beyazıt adlı kitabında bu semtimiz için şunları söylüyor:
“Meydan tenhadır ve kanepelerde kendisinden başka kimse yoktur. Saat 12.00 sularında geçen tramvay fena gıcırdar. Tramvayın havuzun etrafını dönerken çıkardığı keskin gıcırtı, eski Beyazıt Meydanı’nın hafızalarda bıraktığı belirgin seslerden biridir. Yolculardan biri, nedense havuzun kenarında tek başına oturan adama dönüp dönüp hayretle bakar. Hikâye kahramanının şu soruları, bana sorarsanız, Beyazıt Havuzu’nun birkaç nesil için ne ifade ettiğini çok iyi anlatmaktadır: “Ne diye öyle dönüp dönüp baktı? Yoksa kimselerin oturmadığı kanepelerde bu saatlerde yalnız pek başıboşlar mı oturur? Kimseler âşık değil mi bu şehirde? Kimseler, bir meydanın kanepesinde kimseyi beklemeyecek mi, yüzünü bir dakika görmek için kimsenin?”
‘Ada Sahillerinde....’Şair ve yazar Ataol Behramoğlu Benim Prens Adalarım adlı kitapta Adalar’ı kaleme aldı. Kitaptan bir alıntı: “Kars’taki çocuk bu şarkıyı kimden duydu; nereden, ne zaman öğrendi, bilmiyorum... Fakat üzerinden yarım yüzyıl ve bir on yıl daha geçmişken de, evimizin bulunduğu Halit Paşa Caddesi’yle Atatürk Caddesi’nin kesiştiği bir noktada bugün de yerli yerinde duran Birlik Kulübünün, geniş, betondan dökülmüş pencere eşiğine oturarak ve batan güneşe karşı “Ada Sahillerinde Bekliyorum...” şarkısını gözlerim yaşararak mırıldandığımı bugünmüş gibi anımsıyorum...
"Kırk"ın hikmetiKırk, folklorumuzda, inançlarımızda, geleneksel edebiyatımızda, gündelik yaşamımızda sembolik bir rakam. Bu durum yayınevinin düşüncesinde etkili olmuş görünüyor. Kırk sadece bu anlamıyla değil bir şehirde “kırk yıllık” olmakla da ilişkili. İstanbul, çehresini süratle değiştirebilen bir şehir olduğu için, o şehrin bir semtini anlatacak yazarın da kırk yaşının üstünde olması dikkate alınmış. İstanbul’un kırk yıl öncesini bilen edebiyatçılar arasından seçim yapılmış.
40 yazardan 40 ayrı semt

İstanbul 3 kıtayı fethetti


Yarışmada ilk üçe giren ve onur ödülü alan fotoğraflar için tıklayın - Foto Galeri
“İkinci Yabancı Seyyahlar Gözüyle İstanbul 2009” (İstanbul Photo Contest 2009) uluslararası fotoğraf yarışması sonuçlandı. 40 ülkeden, 213 fotoğrafçının 1117 fotoğraf karesiyle katıldığı yarışmada ilk üçe Fransız, Amerikalı ve Çinli fotoğrafçılar girdi. 13 Aralık 2009 Pazar akşamı Tarihi Binbirdirek Sarnıcı’nda düzenlenecek galada yarışmacılar hem fotoğraflarını sergileyecek hem de farklı İstanbul seyahati kazanacak
En çok ilgiyi 34 fotoğrafçıyla İtalya'nın gösterdiği yarışmada onu Rusya 26, Fransa 20 fotoğrafçıyla takip etti. Yarışmaya bu yıl Endonezya, Filipinler, Bosna-Hersek ve Makedonya ilk kez katıldı. İlk üçe giren fotoğrafçılar ise üç kıtadan çıktı.
İlk üçe giren yarışmacılar İstanbul'u anlattı
Akbil ve haritayla İstanbul'u gezdi
“İkinci Yabancı Seyyahlar Gözüyle İstanbul 2009” (İstanbul Photo Contest 2009) uluslararası fotoğraf yarışmasında birinciliği “Sokak Futbolu” adını verdiği fotoğraf karesiyle Fransız Vincent Rok kazandı. Profesyonel fotoğraf sanatçısı olan ve 9 Aralık’ta Birleşmiş Milletler’in Danimarka’da düzenlenen “İklim” toplantısına katılacak olan Rok yarışmaya giriş sürecini anlattı: “Bu yıl Eylül ayında nişanlımla İstanbul’a geldik ve otostop çekerek Türkiye’nin pek çok şehrini gezdik. İstanbul’da kaldığımız süre boyunca da elimizde harita ve akbille her yeri gezip fotoğrafladık. Buradaki son günümüzde bir mağazanın vitrininde “İstanbul Photo Contest 2009” fotoğraf yarışmasının afişini gördüm ve www.istanbulphotocontest.com internet adresini beynime kazıdım. Ardından da fotoğraflarımı yarışmaya yolladım. Birinci olduğuma inanamıyorum ama İstanbul’da yaşamayı hayal edebilirim.”
Savaştan kaçtı, "Okuyan Türkiye"yi fotoğrafladı
Yarışmaya katıldığı “Okuyan Türkiye” fotoğrafıyla ikinciliği kazanan Amerikalı Zouhair Ghazzal, aslen Suriyeli. Üniversiteyi Lübnan’da okumuş. Ancak 1988 yılında iç savaş çıkınca Amerika’ya göç etmek zorunda kalmış. Şu anda Chicago Lloyola Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan Ghazzal’ın Ortadoğu üzerine pek çok makalesi ve araştırması bulunuyor. Çağdaş Suriye ceza sistemi üzerine bir kitap yazan Ghazzal, İstanbul Boğaziçi Üniversitesi’nde 2008 yılında Türkiye ve İran sineması üzerine de seminer vermiş. Ghazzal, İstanbul’un en çok sosyal yaşamından etkilenmiş.
Aşkı ve romantizmi İstanbul'da buldu
Hong Kong doğumlu, 29 yaşındaki Wong Wai-Kei tam bir seyyah. Türkiye’yi başta İç Anadolu bölgesi olmak üzere karış karış gezmiş. Dünyada gezdiği her ülkede fotoğraf çeken ve bir internet sitesi kuran Çinli yarışmacı, İstanbul’u gezerken de aşkı yakalamış. Nasıl mı? Elinde fotoğraf makinesi Taksim Meydanı’nda yürürken önce kırmızı bir tramvay görmüş. Onun önünde de gelin ve damat… Deklanşöre basmış ve İstanbul’un en Romantik karesini yakalamış. Wong Wai-Kei, “İstanbulda Aşk” adını verdiği fotoğrafıyla yarışmada üçüncü oldu.
En çok Sultanahmet Camii fotoğraflanıyor
“İstanbul Photo Contest” araştırma gurubu bir yıl boyunca internette yaklaşık on beş bin fotoğraf blog’unda İstanbul’u fotoğraflayan sanatçıya ulaştı ve en çok fotoğraf çekilen mekânı saptadı. Araştırmaya göre yabancılar Paris’te Eyfel Kulesi’ni, Çin’de Çin Seddi’ni, Newyork’ta Özgürlük Anıtı’nı, Moskova’da Kızıl Meydanı, İstanbul’da da en çok Sultanahmet Camii’ni fotoğraflıyor.
Ödüller 13 Aralık'ta verilecek
Jürisinde Tülin Ersöz, Patrizia Beninca, Ersin Kalkan, Selahattin Sevi, Sebati Karakurt, David Katzenstein,Sertaç Gureş,Mustafa Özer, Arthur Thevenart’in yer aldığı İkinci Yabancı Seyyahlar Gözüyle İstanbul 2009 yarışmasının ödül töreni 13 Aralık 2009 Pazar akşamı Tarihi Binbirdirek Sarnıcı’nda düzenlenecek.
Hayali gerçeğe dönüştü
Les Arts Turcs ve Şengüler Turizm geçtiğimiz yıl onuncu yılını kutladı. Kültür turları yapan şirketin ortağı Nurdoğan Şengüler onuncu yılları şerefine alternatif bir aktivite yapmayı hayal etti. Sonunda İstanbul ile ilgili uluslararası bir fotoğraf yarışması düzenlemeye karar verdi. 1 Nisan 2008 istanbulphotocontest.com adlı bir internet sitesi kurdu ve 37 farklı ülkeden, 190 fotoğraf sanatçısı 950 fotoğrafla “Yabanci Seyyahlar Gözüyle İstanbul 2008” fotoğraf yarışmasına katıldı. Yedi ay sonunda birinciliği Zulema Josa (İspanya-Barselona), ikinciliği Maria Schnabl (Avusturya), üçüncülüğü Catherine Gautier-le-Berre (İsviçre) kazandı. Bu yıl yarışmanın ikincisini düzenleyen Nurdoğan Şengüler hayalinin gerçeğe dönüş öyküsünü şu sözlerle anlattı: "İstanbul artık yukselen deger.Dış dunyada gidip görulmesi gereken kentler arasina girdi.Şehrin yasam ve mistik enerjisi yabancilari buyuluyor.Gelecek yil yarişmamızı yine yapacagiz.Ayrica konuk ulke fotografları projesine basliyoruz. 2010 yilinda RUSYA fotograflari,2011 de Ipek Yolu ve civari ulkeleri,2012 de Akdeniz havzası ulkeleri fotografları digital gosterileri olacak.Bu yil GALA da genç Turk fotografcilarininda kisa birer digital etkinligi yapilacak."








İstanbul 3 kıtayı fethetti

Kapıcı olsam yine zengin olurdum

Ekranlardaki şovlarıyla büyük ilgi toplayan uzatmalı sevgililer Safiye Soyman ile Faik Öztürk'ün yolları sahnelerde de birleşti. 'Safiye Soyman'ın sevgilisi' olarak adını duyuran ancak zamanla sempatik tavırlarıyla Türk halkının beğenisini toplayan işadamı Faik Öztürk 'Gönül Türküleri' adlı bir de Albüm çıkardı. Öztürk, bu albümden elde edeceği geliri Şehit ailelerine armağan edecek.



Neden türkü albümü yaptınız?

Ben Elazığlı'yım. Halk müziğine düşkünüm ve birilerinin halk müziğine sahip çıkması gerekiyordu. Ben de gönüllü olarak bu işi üstlendim. 15 türkülük bir albüm yaptım.



SAHİP ÇIKTIM

Türkülere sahip çıkan yok muydu?

Son yıllarda kaç kişi Türk Halk Müziği albümü yaptı ki... Arabesk var, özgün Müzik var ama türkü yok. Aşık Veyseller, anonimler yok maalesef.



Bu albüm için hayli para harcadınız. Sizin bir maddi beklentiniz yok mu?

Benim televizyondan kazandığım paralar, burs verip okuttuğum çocuklara gidiyor. Albüm satışını da şehit ailelerine bağışladım. konser geliri de onlara gidecek. 21 çocuk okutuyorum, imkanım olsa 200 çocuk okutacağım. Çünkü ben maddi imkansızlıklar yüzünden okumadım. Lise birinci sınıfta okulu bıraktım.



Pişman mısınız?

Değilim çünkü çalışkan bir adamım. Tuvalet temizliyordum. Sonra Temizlik yaptığım fabrikada genel müdür yardımcısı oldum.



Nasıl oluyor o? Çok çalışsak biz de olabilir miyiz?

Niye olmasın? Gerçi o zaman şartlar da müsaitti.



SES EĞİTİMİ ALMADIM

Safiye Hanım'dan bir çocuğunuz olsun istemez miydiniz?

Safiye'nin kendisi bir çocuk zaten. Önce onu bir büyütelim de ondan sonra.



Albümde Safiye Hanım'a da bir şarkı var. 'Safo Safiye' nereden çıktı?

İlhan Erten aradı. "Gelinimize güzel bir şarkı yaptım" dedi. Dinledim, çok hoştu ben de albüme aldım.



Herhangi bir ses eğitimi aldınız mı?

Ben özünü seven bir adamım. Kulağım var. O yüzden gerek görmedim.



Faik Bey, sizi sevgiliniz Safiye Hanım'ın bir yerlere getirdiği konuşuluyor. Bu sizi rahatsız ediyor mu?

Benim kilom çok ağır. Beni her babayiğit kaldıramaz. Benim kendime bu kadar özgüvenim olmasaydı beni Safiye de kaldıramazdı. Benim için kimse 'çantacı' demedi, 'çıkarı var' demedi. Konuşan insanlar varsa bilemem. Beni seven de var sevmeyen de. Bu işlerin temelinde beni; gönlüm, beynim, insanlara olan sevgim buraya getirdi.



Safiye Hanım'la on yıldır birlikte yaşıyorsunuz. Neden evlenmiyorsunuz?

İnanın vaktimiz olmadı. Arada bir boşluk bulup bu kaygıya düşmedik. 2010 yılında evleneceğiz.



Hayat hikayenizi kitap haline getirmek ister misiniz?

Evet, isteyenler oldu ama ona ayıracak vaktim yok. İnan bana, ben bir apartmanda kapıcı olsaydım yine zengin olurdum. Her sabah kimse uyanmadan kalkar, arabaları yıkar, onlara kapı açardım. Ama asla para istemezdim. Nasıl olsa o insanlar sana, yapılan hizmetin karşılığını öder.



KENDİ YANAĞIMI SIKIYORUM

Sahne teklifleri gelmeye başladı mı?

Geçen bayramdan beri geliyor. Düğünlerde insanları en çok eğlendiren benim. Gelinle damat hep köşede kalır. Ben onları bile eğlendiriyorum.



Seviyorsunuz şov dünyasını ama...

İnsanlar istiyor beni. Ben aynanın karşısına geçip ayda bir kere kendimi sevip, kendime maşallah çekiyorum. 'İyi ki doğmuşum' diye yanağımı sıkıyorum. Ben eğleniyorum, parasında değilim işin.
Kapıcı olsam yine zengin olurdum