Showing posts with label Modern. Show all posts
Showing posts with label Modern. Show all posts

Sunday, February 28, 2010

Londra da ayın kitabı Masumiyet Müzesi

LONDRA - Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk'un İngilizceye çevrilen 'Masumiyet Müzesi' adlı romanı, İngiliz kitabevi Waterstone's tarafından ayın kitabı seçildi.
Kitabevinin Londra'nın en işlek ve turistik caddelerinden Oxford Street'deki şubesinin vitrinlerinde yer alan 'Masumiyet Müzesi' kitabı, 15 sterline satılıyor.
Kitapla ilgili olarak vitrinde yer alan posterde ise, ''Nobel ödüllü yazardan, Modern İstanbul'da geçen, saplantılı bir aşkı anlatan roman" yazısı yer alıyor.
Waterstone's'un başkent Londra ve Birleşik Krallık'ta birçok şehirde ayrıca İrlanda'da, Amsterdam ve Brüksel gibi bazı Avrupa şehirlerinde de şubeleri bulunuyor.
Pamuk'un kitabının ocak ayı boyunca, kitabevinin bazı şubelerinin vitrinlerinde yer alması bekleniyor.
'TÜRK LOKUMU TATLIDAN EKŞİYE DÖNÜŞMÜŞ'Bu arada İngiliz Independent gazetesinin dünkü sayısında, kitap eleştirilerinden biri 'Masumiyet Müzesine' ayrıldı.
James Urquhart imzalı eleştiride, "Bu romanda bir buluşma var, ancak kötü bir şekilde hız eksik" denilerek, "romandaki akışın yavaş olduğu" yorumu yapıldı.
Londra'da ayın kitabı 'Masumiyet Müzesi'

Ağca nın tahliyesi dünya kamuoyunu umutlandırdı


Agence France Presse:
Ağca Roma Katolik Kilisesi’nin liderini öldürmeye çalışan adam olarak tarihe geçecek. Her ne kadar bu suikasta neden teşebbüs ettiği hala ortaya çıkmamış olsa da Ağca’nın bir deli mi yoksa kurnaz bir tetikçi mi olduğu tartışılıyor. Papa İkinci Jean Paul anılarını anlattığı kitabında saldırının planlı ve destekli olduğunu, Ağca’nın sadece bir kukla olduğunu yazmıştı.

The Associated Press:
Papa suikastı zanlısı Mehmet Ali Ağca hapiste geçen 29 yılın ardından tahliye edildi. Vatikan sözcüsü Federico Lombardi Ağca’nın salıverilmesiyle ilgili açıklama yapmayı düşünmediklerini ifade etti. Saldırının sebepleri hala karanlıkta ancak geçmişte İslami meselelerle bağlantılı olduğu belirtilmişti. Ağca ilk tutuklandığı zaman saldırıyı tek başına gerçekleştirdiğini söylemiş, sonra Bulgaristan’ın ve Sovyetler Birliği’nin istihbarat kurumu KGB’nin saldırının arkasında olduğunu açıklamış, sonra bu açıklamasından geri adım atmıştı. Bu çelişkili ifadeler savcıları sinirlendirmişti.

Reuters:
Hapisteyken Reuters’a mektup gönderen Ağca, Papa 16’ıncı Benediktus’la görüşmek ve Papa İkinci Jean Paul’ün mezarını ziyaret etmek istediğini açıkladı. Ağca, serbest bırakılmasının ardından Papa’ya yönelik saldırıyla ilgili soruları cevaplayacağını ve Kremlin’in Bulgar hükümetini suikast girişiminde kullanıp kullanmadığına ışık tutacağını belirtti.

The Times:
Yaklaşık 30 yıl önce Papa İkinci Jean Paul’ü öldürmeye teşebbüs eden suikastçı Mehmet Ali Ağca’nın bugün hapisten çıktıktan sonra, suikastın KGB’nin planı olup olmadığı konusundaki tartışmalara açıklık getirmesi bekleniyor.

BBC:
Ağca geçtiğimiz yüzyılın en esrarengiz olaylarından birini aydınlatmak zorunda: Modern zamanların en güçlü Papasını öldürmeye neden teşebbüs ettiğini. Yaptığı bütün tuhaf açıklamalardan sonra anlatacağı hikayenin çok ikna edici olacağını söylemek mümkün değil. Çok az insan Ağca’nın tek başına hareket ettiğine inanıyor ancak bugün ne anlatırsa anlatsın, Papa’nın vurulmasının perde arkasını öğrenemeyeceğiz.

New York Times:
Ağca hapiste geçirdiği yıllar boyunca herhangi bir örgütle bağlantılı olduğunu kabul etmemiş olsa da, aşırı milliyetçi grup Bozkurtlarla bağlantılandırılmıştı. Türkler Ağca’nın 1981’de yaşananlarla ilgili net bir açıklama yapacağından şüphe ediyor. 1979 yılında İstanbul Emniyet Müdürü olan ve Ağca’yı sorgulayan Hayri Kozakçıoğlu, “Senaryolar yazdı, olayları karıştırmak için her gün yeni karakterler yarattı. Dolayısıyla bugün söylediklerine inanmak için bir sebep göremiyorum.

ANSA:
Ağca'nın kapsamlı bir basın toplantısı yapması zayıf bir ihtimal. Çünkü Ağca’ya para karşılığında kitap yazma, özel söyleşi ya da Film önerisinde bulunan şirketlerin, genel bir basın toplantısıyla uzun açıklamalar yapma konusuna sıcak bakmıyor.

La Repubblica:
Mesihlik iddiasında bulunmaya devam eden Ağca avukatları aracılığıyla bugün dağıttığı mektupta, "Bu yüzyılda tüm insanlar ölecek. Ben ebedi kurtarıcıyım" dedi. Katolik olan eski terörist, birçok kez Papa suikastına ilişkin yeni açıklamalar vaadinde bulundu. Bu tüyler ürpertici olayı kitaplaştırma arzusunu da dile getirmişti.

La Stampa:
Ağca kendine bir İtalyan eş bulmak ve Papa İkinci Jean Paul'ün kabrini ziyaret etmek istiyor.Serbest kalan Ağca Vatikan'a gitmek istiyorum dedi.

Le Soir:
Ağca "esrarengiz mesih" görüntüsünü sürdürüyor. İtalya ve Türkiye'de toplam 29 yıl hapis yattıktan sonra tahliye edilen Ağca’nın, cazip öneriler sunan bazı cömert basın organlarına açıklamalarda bulunmasın bekleniyor. Ancak ömrü yalan söylemekle geçen bir kişinin anlattıklarına inanmanın zor.

Ağca'nın tahliyesi dünya kamuoyunu umutlandırdı

Tuesday, December 29, 2009

5 metrede "İstanbul"


İstanbul ve donanmayı anlatan yağlı boya, sulu boya tablo, gravür, kitap ve objelerin yer aldığı “İki Sevdalı-İstanbul ve Donanma” sergisi, Deniz Müzesi'nde açıldı. İngiliz Ressam Henry Aston Barker tarafından 1800 yılında yapılan 5 metre 31 santimetre boyundaki “İstanbul Panoraması” ilk kez bu sergide izlenime sunuluyor. Deniz Müzesi Komutanı Deniz Kurmay Kıdemli Albay Ali Rıza İşipek, müzede düzenlediği basın toplantısında, serginin teması olan “iki sevdalı”nın, İstanbul ve donanmayı işaret ettiğini belirterek, “Her yıl Mayıs ayında donanma büyük şenliklerle İstanbul'dan ayrılır, Kasım ayına kadar Ege, Akdeniz ve Karadeniz'de dolaşır, Osmanlı'nın vergilerini toplar, savaşlara katılır, yeni yerler fethedilirdi” dedi. Donanmanın Yalı Köşkü önünden Padişahı selamlamasıyla başlayan bu seferlere sayıları yüz bine varan denizcinin iştirak ettiğini belirten İşipek, şunları anlattı: “Donanma her şeyden önce eş demekti, baba demekti, sevilen insanlara kavuşmak demekti. Donanma dönüşü ayrıca hazinenin dolması demekti. Padişahlar da doğal olarak dört gözle donanmanın dönüşünü beklerdi. Bu nedenle de padişahların tahta çıkış törenlerinden sonra icra edilen en büyük şenlikler donanmanın seferden dönüş törenleri olurdu.”

153 PARÇA ESER İşipek, sergide 30 yağlı boya, 18 sulu boya, 15 gravür, 37 parça obje, 53 kitap olmak üzere 153 parça eserin yer aldığını söyledi. Sergide İsmail Hakkı'dan İbrahim Çallı'ya, Hikmet Onat'tan Feyhaman Duran'a kadar yerli ve yabancı birçok ressama ait tablonun temasının İstanbul ve donanma olduğunu anlatan İşipek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Serginin baş yapıtlarından biri, İngiliz ressam Henry Aston Barker tarafından 1800 yılında yapılan ve boyu 5 metre 31 santimetre olan 'İstanbul Panoraması' adlı sulu boyadır. Bu sergiyle birlikte ilk kez sanatseverlerle buluşacak olan Barker'in tablosu, İngiliz sanat uzmanlarınca Dünyanın en iyi panoraması olarak nitelendirilmektedir. Barker, Galata Kulesi'nden yapmış olduğu bu tabloya ilave olarak, Kızkulesi'nden de İstanbul'un ikinci bir panoramik görüntüsünü resmetmiştir. İstanbul'un bu iki panoraması 1801-1803 yılları arasında Londra'da sergilenmiştir. Galata Panoraması 900 metre karelik bir duvar üzerinde, Kızkulesi ise 250 metre karelik bir duvar üzerinde resmedilmiştir.” Sergideki bir diğer temanın da Tersane-i Amire ve Deniz Harp Okulu olduğunu belirten İşipek, “Donanmanın başında bulunan Kaptan-ı Deryalarımız ve bahriyenin diğer ileri gelenlerinin İstanbul'a yaptıkları eserler bugün İstanbul'un birçok bölgesinde görülebilir” dedi. YENİ DENİZ MÜZESİ İNŞAATI İşipek, yeni Deniz Müzesi inşaatının devam ettiğini hatırlatarak, 2010 yılının ikinci yarısında açılmasının planlandığını belirtti. “Böylece hem depolarımızdaki binlerce eseri tarih ve sanatseverlere sunabilme, hem de eşi olmayan saltanat kayıkları koleksiyonumuzu son derece Modern ve geniş bir mekanda sergileyebilme şansına sahip olacağız. Yeni müzemizde 15 bin metre karelik bir Sergi alanı olacak. Dünyada 40 civarında saltanat kayığı var. Bunların 15'i bizde.
Dünyanın en eski tarihi gemisinin 16. yüzyılda yapılmış bir gemi olduğunu ve bu geminin de yeni müzede sergileneceğini anlatan İşipek, müzeye ait depoda 20 bin eserin yer aldığını, yeni müzede bunların dönem dönem sergileneceğini kaydetti. İşipek, daha sonra basın mensuplarına sergiyi gezdirdi.









5 metrede "İstanbul"

Wednesday, December 23, 2009

İtalyan dergisinden Atatürk e övgü

“Mustafa Kemal Atatürk: Yükümlülük dininin peygamberi” başlıklı kapakta, “İslam’ın göbeğinde demokrasiyi kurdu. Yaşamını, halkıyla ilgili sorumluluklarına adadı. Türkiye’nin Müslüman dünyasında Modern ve laik tek örnek olduğunu gösterdi. Kültürün, nefretin üstesinden gelebileceğini kanıtladı” ifadeleri kullanıldı.Halen Türkiye’de ikamet eden ve Osmanlı Donanması ile ilgili bir kitap hazırlayan İtalyan gazeteci Bruno Cianci, dergideki yazısında “Atatürk’ün yarattığı Türkiye’nin 2010 yılında sihirli kenti İstanbul’uyla Dünya Kültür Başkenti olduğunu” hatırlatarak, “Ulu Önder’in devrimlerinden biri de kültürü çok önemsemesiydi” ifadesini kullandı. Dergi, 2010 Kültür Başkenti etkinliklerine de Alexander Levine imzasıyla 8 sayfa ayırdı.
İtalyan dergisinden Atatürk'e övgü

Prag ın kükreyen rakibi


“Ufak havaalanında bizi karşılayan Sovyet döneminden kalma Memur görünümlü, gözlüğü kalın camlı rehberimiz İgor ‘Lviv rüyalarınızın başkenti olacak’ dedi. Meğer bu cümle, Vasly Symonenko’nun 1962’de yazdığı Ukrayna Aslanı şiirinden bir dizeymiş... Ve Symonenko haksız sayılmazmış.” Koç, restorasyonlar bittiğinde, bu şehrin Prag’ın en büyük rakibi olacağını söylüyor. THY’nin direkt uçtuğu Lviv’i, turistik rotalara girmeden görmenizi öneriyor.
1256 yılında Galiçya-Volynia Prensi Danylo Halytsky kurduğu kente oğlu Leo’nun adını verir. Kent çeşitli devletlerin egemenliği altında kalsa da Lemberg (Almanca), Leopolis (Grekçe), Leopoli (İtalyanca), Lvov (Rusça) gibi verilen adların hepsi aslan anlamında. Bugün Ukrayna dilinde aslan karşılığı Lviv deniliyor. 2006’da 750’nci yılını kutlayan kent tarihi Mimari dokusu, kültürel zenginliği ve 50 müzesiyle her mevsim gezilebilir. Üç üniversite, çok sayıda yüksekokul, üç akademi ve 40’ın üzerinde araştırma enstitüsü olması nedeniyle ülkenin eğitimde ikinci önemli şehri. Yurtdışından da pek çok öğrencisi var.İDAM SEHPASI NEPTÜN’ÜN YANINA KURULURDUÇok değil, restorasyonlar beş yıl sonra bitirildiğinde Lviv, Prag’ın en büyük rakibi olacak. Lviv de Prag gibi tipik ortaçağ kent yerleşim planına göre kurulmuş. 14. yy’da Magdeburg Anlaşması’yla kent vasfını kazanmış. Kentin kalbi, ortasındaki Rynok (Pazar) Meydanı. 65 metrelik görkemli saat kulesi, Belediye Sarayı burada. Alan etrafına dört köşe ve sekiz cadde sistemiyle oluşturulmuş. Bugün bu kısım tarihi kent merkezi olarak adlandırılıyor. Meydanın dört yanındaki Yunan tanrıları Diana, Neptün, Adonis ve Amphitria’yı simgeleyen heykeller etkileyici. Neptün heykelinin olduğu kısımda ortaçağda idamların infaz edildiği söyleniyor. Meydan bugün açıkhava müzesi özelliğinin yanı sıra adeta açıkhava birahanesi. İçki içmeyi ucuza getirmek isteyen gençler marketten aldıkları biraları banklara veya kaldırıma oturarak içiyor. Mimarlık tarihi (gotik, barok, rönesans) içinde içki içmek farklı bir duygu olsa gerek. Gözünüzü bina cephelerinden gençlere çevirirseniz özellikle kızların çok bakımlı, şık ve çok güzel olduğunu görürsünüz. Aylık kazançlarının büyük bölümünü ayakkabı ve elbiseye harcıyor olmalılar. Bu kadar bira içip incecik kalmaları şaşırtıcı.DÖRDÜNCÜ PENCEREYE VERGİ ÖDÜYORLARDIMeydanın çevresinde Rönesans tarzında 44 bina bulunuyor. Çoğunun cephesinde sadece üç percere var. Yapıldıkları yıllarda üçten fazlasına vergi ödenirmiş. Kiminin balkon ferfojesi, kiminin cephesi ve tepesindeki heykeller tarihi şehri yaşamanın keyfini veriyor. Dört numaradaki Siyah Konak 1589’da İtalyan tüccar için, altı numaradaki Kornyakt Evi ise Yunan tüccar için yapılmış. Her iki bina bugün Lviv Tarih Müzesi. Hemen yanlarındaki 10 numaralı ev ise Lyvbomirski adlı zengin Leh’e ev sahipliği yapmış. Bazı yapılar 16 yy’da çıkan yangından sonra yenilenmiş.Meydana açılan dar Arnavut kaldırımlı sokaklarda Ortodoks, Katolik ve Yahudilere ait dini Mekanlar var. Gece turuncu ışıkla aydınlatılan bu mekanlardan en görkemlisi barok cephesiyle hemen dikkati çeken Domiken Rahipler Kilisesi. Cephenin sol tarafında Dominikenlerin Tanrı’nın köpeği olmalarını simgeleyen kabartma yeralıyor. Yüksek kapının üzerindeki alınlığın devamında yükselen yeşil kubbe kentin çoğu yerinden görünüyor. Kiliseye sırtınızı döndüğünüzde karşınıza gelen ev Ermeni tüccara ait. Yeşil boyalı evin cephesinde karısını mutlu edemeyen adamın hikayesi yer alıyor. Ermeniler, hem Ticaret yapmaları hem de taş işçiliğini öğretmeleri için Prens Daniel tarafından kent kurulurken davet edilmiş. Geçmişte önemli Ermeni nüfusa sahip olan kent dışarıya çok fazla göç vermiş. Virmenska Caddesi üzerinde 1363’te tamamlanan Ermeni Katedrali’ni mutlaka görmelisiniz. Bahçesinde bir köşede tabiat şartlarına karşı korunmasız bırakılan tahta İsa heykeli ise sahiplenilmeyi bekliyor gibi.Meydanın Yevrejska adlı caddesi yakınında 2. Dünya Savaşı esnasında Yahudilerin yerleştirildiği mahalleyi uzaktan görebilirsiniz. 1941’de nüfusları 100 bine ulaşan Yahudiler bugün yok denecek kadar az. Bu mahalledeki tünellerin Osmanlı lağımcılarınca Lviv kuşatması esnasında kazıldığı söyleniyor. Opsidione Turcica adı verilen gürz kuşatmanın bir anısı olarak bugün Latin Katedrali’nin duvarında karşımıza çıkıyor.Belediye Meydanı civarında birahaneler kadar kafeler de yoğun. Kahve kültürü Osmanlı’dan Avusturya’ya, oradan Lviv’e gelmiş. Kentin ilk kahvesi, eski bir binanın alt katındaki kafede içilmiş. Kafenin avlusunda ağzında üzüm tutan bir aslan heykeli var. Zaten şehrin her yanında simge olan arslan bir şekilde karşınıza çıkıyor.ŞAPELİN ÇATISINDA DÜŞÜNEN HZ.İSABelki başka hiçbir şehirde göremeyeceğiz “Düşünen Hz. İsa” figürü burada Vohaim Şapeli’nin tepesinde yer alıyor. Gerçekten ilginç bir görüntü. Düşünen Hz.İsa’nın altındaki şapelin taş ikonastasisi üzerinde Tevrat Peygamberleri ve İsa’nın çilesi gibi figürleri görüyoruz. Öylesine ince işçilikle yapılmışlar ki, acaba tepedeki Hz. İsa bunların nasıl yapılabildiğini mi düşünüyor, diye geçiriyorum aklımdan. Kentin en eski parkı bu alanda. Lviv’in ilk matbaasını kuran İvan Bodaroviç, parktaki heykelinde elinde kitapla sembolize edilmiş. İlk kitap Kiril ve Slav alfabeleriyle basılmış. Bugün heykelin etrafı kitap sergileriyle çevrili. Romanesk tarzdaki çan kulesiyle ilgi çeken “Meryemin Ölüme Yatması” kilisesi de park yakınlarında. Şehir eskiden duvarlarla çevriliymiş, içinden Poltva Irmağı geçermiş. 20. yüzyılın başında ırmak kirlenince üstünü kapatmışlar. Duvarlardan geriye kalan ufak bölümü de burada görebilirsiniz. Kilisenin karşısındaki bina kentin dış cephesi en farklı olan yapısı, çini ve seramiğin en güzel örneklerini taşıyor.
RESTORANDA SABRIN SONU SELAMET
Lviv’lilerin tercih ettiği restoranlar Voahim Şapeli’nin önündeki ufak meydanda. Yemek, siz sipariş verdikten sonra hazırlanıyor. Sabırlı olmanız gerek, aşçıların hiç acelesi yok. Ağır ağır hazırlayıp servis ediyorlar. Sonuç beklemeye değer. Zira tavuk kievski, mantıya benzer Pelmeni, Varensyky Patates-peynir köftesi gibi son derece leziz yemek geliyor. Güzel bir Şarap eşliğinde yerel halkla beraber paylaşılan mekanda zevkli vakit geçiriliyor.
KADIN VATMANLAR HER FIRSATTA Makyaj TAZELİYOR
Kentin paket taşlı dar sokaklarından çıkıp gelen rengarenk boyalı tramvaylar, süzülerek yanımızdan geçiyor. Fotoğraf çekeni görünce yavaşlıyorlar. En dikkatimi çeken husus duraklardaki kısa süreyi fırsat bilen kadın vatmanların makyajlarını tazelemeleri. Adam Mickiewicz ve Taras Shevchenko Bulvarı’nda faytonla da tur atabiliyorsunuz. Şair, Ressam, halk kahramanı Shevchenko için yapılan görkemli anıt ve önündeki heykel meydana damgasını vuruyor. Shevtchenko, Ukrayna’nın ulusal bilincinin gelişmesine önderlik etmesinin yanı sıra Modern Ukrayna dili ve edebiyatı temelinin atılmasına da katkıda bulunmuş. Meydan etrafında pek çok Kafe yer alıyor. Hepsi tıklım tıklım gençlerle dolu. Lviv’de şimdilik fazla turist yok. Meydanın bir ucundaki Bohdan Salomi (Opera) cephesindeki üçgen alınlık, tepesindeki heykellerle kentin başka bir güzelliği. Paris ve Milano’dan sonra Avrupa’nın en güzel Opera binası. Viyanalı Mimar Z. Gorgolevsky’nin eseri. Önüne Alman işgalinde Hitler heykeli dikilmiş. Savaş sonrası heykel yerini havuza bırakmış. Rusya yolu üstünde olduğu için şehrin bombalanmaması büyük şans. Kentin ilginç bölümlerinden biri de heykel galerisini andıran Lychakiv Mezarlığı. Paris’teki Perla Chez’i çağrıştıran mezarlığa biletle giriliyor. Hakkını vererek gezmek zaman alıyor. Hüzün ve hayranlığı bir arada yaşıyorsunuz.Son durağımız şehrin en yüksek tepesi Vysokyi Zamok (Yüksek Kale). Yeni evli çiftler bu tepeye çıkıp, içki eşliğinde dans ediyor. Kutlamaya katılıp, mezarlıktaki hüznü dağıtıyoruz.Lviv’e gelmişken bir gün daha kalıp, karayoluyla bir saat mesafedeki “Altın Nal” bölgesindeki şatoları da görmenizi öneririm. En azından Oleska Kalesi’ni ziyaret edebilir, ortaçağ atmosferini yaşayabilirsiniz.
Prag’ın kükreyen rakibi

Saturday, December 19, 2009

Gazetecilik edebiyatın kapısını aralıyor mu?

İstanbul Modern ve Doğan kitap işbirliğiyle düzenlenen sanatsal buluşmaların üçüncü bölümünün konukları NTV Genel Yayın Yönetmeni, gazeteci, yazar Ömer Özgüner ve Hürriyet Gazetesi yazarı Cengiz Semercioğlu.
İki eski arkadaş, 19 Aralık Cumartesi günü saat 16.00’da İstanbul Modern’de buluşacak.
Gazetecilik edebiyatın kapısını aralıyor mu?

Tuesday, December 8, 2009

Öğretmeninin gözüyle Erdoğan...


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın öğrenim gördüğü İstanbul İmam Hatip Lisesi’nde Sanat Tarihi öğretmenliğini yapan Semra Acar, "O’nun ileride hangi alanda olursa olsun çok iyi konumlara geleceğini düşünüyordum ama siyaseti hiç düşünmemiştim" dedi.

Şu anda emekli olan Acar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 1943’de Ankara’da doğduğunu ve babasının albay emeklisi olduğunu belirtti. İstanbul Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi bölümünü bitirdiğini ve ilk tayininin Eskişehir Atatürk Lisesi’ne çıktığını dile getiren Acar, ardından eş durumundan Fatih ilçesindeki Draman semtindeki imam hatip lisesine tayin olduğunu hatırlattı.

Acar, 1970 yılında tayin olduğu imam hatip lisesi ile ilgili olarak, "İlk önceleri biraz yadırgadım. Çünkü başım açık ve Modern görünümlü bir öğretmendim. Beni nasıl kabul edecekler, yadırgayacaklar mı? Gibi düşünceler vardı aklımda" dedi.

"Uzaktan kimseyi yargılamamak gerektiğini, okuldaki öğretmen arkadaşlarını ve öğrencilerini tanıdıkça çok sevdiğini" dile getiren Acar, öğrencilerinin çok başarılı ve temiz kalpli olduğunu, hayat görüşlerinin insan sevgisine dayandığını anlattı.

Draman’daki imam hatip lisenin "adeta bir aile ocağı" olduğunu söyleyen Acar, dersin biraz zor ve disiplinli bir öğretmen olması nedeniyle öğrencilerin ilk zamanlarda kendisini yadırgadığını, ancak daha sonra alıştıklarını kaydetti.

Başbakan Erdoğan’ın 1971-1974 arasında öğretmenliğini yaptığını söyleyen Acar, "Liderlik sonradan kazanılan bir vasıf değil. Lider doğuluyor. Bu özellik hayat boyu insanı sürükleyip gidiyor. Recep Tayip Erdoğan bunun tek örneğidir" dedi.

Erdoğan’ın okulun Edebiyat ve münazara Kollarının başkanlığının yanı sıra, sınıf başkanlığı yaptığını ve iyi bir sporcu olduğunu anımsatan Acar, ancak her şeyden öte dürüst bir kişiliğe sahip olduğunu anlattı. Etkin, karizmatik, entelektüel ve üretken özelliklerinin Erdoğan’ı sınıfta ön plana çıkardığını dile getiren Acar, Erdoğan’ın derslerinde çok başarılı olduğunu ifade etti.

Erdoğan’ın çok kitap okuduğunu ve bilgi birikiminin çok engin olduğunu kaydeden Acar, "Sınıfta çok sakin ve sessizdi. Genelde sınıfta arka sıraya otururdu. Çünkü onda insanları tartma gibi bir özellikte vardı. İyi bir dinleyiciydi ve iyi analizler yapardı. Allah bir çok lütufu kendisine bahsetmiş.

Bütün liderlik özellikleri doğuştan" diye konuştu.

-İLK ARAYANLARDAN BİRİ ERDOĞAN OLDU- Acar, "öğretmenlerine karşı çok saygılı" diye nitelediği Erdoğan’ın "sinirli olduğunun söylendiğini, ancak böyle bir yönünün bulunmadığını, sadece heyecanlı ve coşkulu olduğunu" kaydetti. Acar, Erdoğan’ın, bütün öğretmenlerine efendiliği ve dürüstlüğüyle kendisini kabul ettirdiğini aktardı.

Erdoğan’ın derslerinde çok başarılı olduğuna dile getiren Acar, öğrencisi Başbakan Erdoğan’a yönelik aklında kalanın onun güçlü kişiliğin olduğunu, bu özelliğinin de halen devam ettiğini anlattı.

İki yıl önce tüm yoğunluğuna rağmen Erdoğan’ın öğretmenlerine yemek vererek gururlandırdığını kaydeden Acar, bunun bir "ahde vefa" olduğunu anlattı.

Geçen yıl yaklaşık 18 saat süren bir ameliyat geçirdiğini aktaran Acar, "Çok fazla narkoz aldığım için iki gün yoğun bakımda kaldım. Yoğun bakımdan çıkar çıkmaz bir telefon geldi. Kızım, Başbakan Erdoğan’ın aradığını söyledi. Çok yorgun olmama rağmen konuştum. Geçmiş olsun dileklerini iletti. ’Sizi görmeye geleceğim’ dedi. Ancak ’yoğun işlerin var gelme’ dedim. Beni ilk arayanlardan biri Erdoğan oldu. Bu olay beni çok etkiledi. Halen de hatırladıkça duygulanırım" şeklinde konuştu.

Erdoğan’ın öğrenci yıllarında siyasi eğilimlerinin olmadığını düşündüğünü belirten Acar, "Onun, ileride hangi alanda olursa olsun çok iyi konumlara geleceğini düşünüyordum ama siyaseti hiç düşünmemiştim" dedi.

"Başbakan Erdoğan’ı tahammül edemeyenlerin çok olduğunu" savunan Acar, "Birçok iftiralar ortaya atılıyor. Hani gerici olacaktık. Ilımlı İslam dediler.

Laiklik karşıtlığı diye bir şey yok. Tüm bunlar Erdoğan’a muhalif olmak için yapılan söylentiler" diye konuştu.

-ÖĞRETMENİNDEN DAVOS DEĞERLENDİRMESİ- "Başbakan Erdoğan’ın Davos’ta İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres ile arasında yaşananlar hakkında ne düşünüyorsunuz" sorusunu Acar, şöyle değerlendirdi: "Ne güzel yaptı. Gurur duydum. ’İşte benim öğrencim Tayyip Erdoğan’ dedim. ’One minute’ dedi. Masaya vurdu. Bayıldım inanın. Ağladım, coşkuyla ağladım. Biz çok ezildik. Oralara giden liderlerin hepsinin devlete faydaları var ama onların o ezik duruşları, iki büklüm hareketleriyle toplum olarak ezildik.

Onlar orada ezilince toplum da eziliyor. Erdoğan, karizmasıyla, güçlü kişiliğiyle bilgi birikimiyle Türkiye’yi önemli yerlere getirdi. Dünyada önemli bir lider.

Davos’ta Erdoğan, çok büyük haksızlığa uğradı. Erdoğan, onların hepsine ’one minute’ dedi. Erdoğan, dik durdu ve durmaya çalışıyor. Bütün dünya bunu alkışladı. Sevmeyenler de... Erdoğan’a, ’Başbakanım sizi sevmeyenler de aslında sizi seviyorlar. Herkes sizinle gurur duyuyor’ diyorum."-"DEMOKRATİK AÇILIM" ÇALIŞMALARI- Acar, "Demokratik açılım" çalışmalarını değerlendirirken, "Erdoğan’ın burada çok büyük bir reform yaptığını ve cesaret gösterdiğini" söyledi.

"Erdoğan’ın sadece halkların eşitliğini ve kardeşliğini istediğini" anlatan Acar, "Türkiye, maddi ve manevi olarak çok yoruldu. Artık bu sorunların çözülmesi gerekiyor. ’Kimsesizlerim kimiyim’ diyor. 81 kenti geziyor" diye konuştu.

Semra Acar, "Erdoğan’ın İstanbul aşkının Türkiye, Türkiye aşkının ise dünya aşkına dönüştüğünü, çünkü kalbinin insan sevgisiyle dolu olduğunu" dile getirdi. Acar, şöyle konuştu: "Erdoğan, Türkiye’nin dünyada ekonomik olarak refah seviyesi artmış, Eğitim ve Sağlık alanında ilerlemiş müreffeh bir ülke olmasını istiyor. En önemlisi de analar ve çocuklar ağlamasın istiyor. Erdoğan’ı, bu kadar yaptığı hizmetin kadri ve kıymetini bilmeyen insanların vefasızlığı çok üzer. O, Türkiye için bir şans. Öğretmeni olarak, Türkiye’ye, insanlığa yaptığı hizmetler ve ülkemizi güçlü kıldığı, söz sahibi yaptığı için teşekkür ederim. Durmak yok, yola devam sözünde olduğu gibi yolu açık, şansı bol olsun. Böyle liderler her zaman gelmez." Acar, "Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olacağını ve oraya çok yakışacağını" da söyledi.
Öğretmeninin gözüyle Erdoğan...

Ahmet Uluçay son yolculuğuna uğurlanıyor

İSTANBUL - Ahmet Uluçay için Beyoğlu Sineması'nda düzenlenen törende, yönetmenin sinemacılığını anlattığı sinevizyon gösterimi yapıldı.
İLGİLİ HABER
'Karpuz kabuğundan gemiler' öksüz kaldı
Törende konuşan Yönetmen Ezel Akay, Uluçay'ın zor şartlarda Sinema ile uğraştığını belirterek, ''Biraz garip gelecektir, ama ben Ahmet'i Türkiye'deki Modern sinemanın en önemli önderlerinden biri olarak görüyorum. Kısa filmlerinde yaptığı şeyler hiç klasik olmayan sinemanın örnekleri aslında'' diye konuştu.
Akay, son 3 yılda ilk filmlerini çeken birçok genç yönetmenin Uluçay'ın hikayelerinden ilham ve cesaret olarak işe başladıklarını ifade etti.
Uluçay'ın ilginç üsluplar denediğini vurgulayan Akay, ''Biz onu bedenen kaybettik ama kazandık diye düşünüyorum. Çok ilginç bir kazanımı oldu Türk sinemasının Ahmet sayesinde. Kısa filmleri biraz daha dikkatle incelendiğinde en azından Türkiye'de hiç denenmemiş araçların ve duyguların bir araya geldiğini görüyoruz'' dedi.
Akay, Uluçay'ın tamamlayamadığı ''Bozkırda Deniz Kabuğu'' filminin seyirciye ulaştırılabilmesi için filmin yapımcısından bilgi alıp gerekli çalışmaların yapılması gerektiğini belirterek, şunları kaydetti: ''Ben arzu da duyuyorum. Eminim birçok yönetmen arkadaşım da bu konuyla ilgilenmek isteyecektir. Yarım kalan 'Bozkırda Deniz Kabuğu' filmi ile ilgili yapılabilecek bir şey varsa bu konuda örgütlenelim. Hem sinema, hem de Ahmet için çok değerli bir final, katkı olacaktır diye düşünüyorum.''
'SAYGIYLA EĞİLİYORUM...'Yönetmen Mustafa Altıoklar da 1990'lı yıllarda kendisi, Yeşim Ustaoğlu, Reha Erdem, Nuri Bilge Ceylan ve kendilerinden sonra Yüksel Aksu gibi isimlerin yer aldığı bir ''yönetmenler kuşağı'' oluştuğunu anlatarak, ''Ahmet Uluçay da o döneme damgasını vurmuş kısa metrajcı arkadaşlarımızdan biriydi'' dedi. Altıoklar, sözlerini şöyle sürdürdü: ''O günlerden bugünlere birlikte yürüdük. Biz şehir çocukları hep şikayet ettik. Ahmet, Kütahya'nın bir köyünde hiç şikayetsiz çok değerli eserler bırakarak göçtü gitti. Yarım kalmış bir projesi söz konusu. Ahmet Uluçay bizim Film Yönetmenleri Derneği'nin onur üyesiydi. Onun bu yarım kalan işinin tamamlanması için dernek, onur üyesinin bu kadar onurlu bir işini üstlenmekten onur duyacaktır. Aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyorum.''
SİNEMAMIZIN Aşık Veysel'İYönetmen Reis Çelik de bazı insanları tarif etmenin zor olduğunu, Uluçay'ın da bunlardan biri olduğunu söyledi.
Çelik, ''Çok şey söylemeye gerek yok. Ahmet Uluçay sinemamızın Aşık Veysel'i, Nasreddin Hocası, Pir Sultan Abdal'ı. Öyle geldi, öyle gidiyor. O, bozkırda küçük bir sinema ampulü yakmıştır. O, ülkemizin sinemasında sonsuza kadar hiç sönmeden yanacak kadar güçlü bir ışık yakmıştır'' diye konuştu.
Senarist ve yönetmen Safa Önal da Uluçay'ın karşısında eğilmeyi hak eden biri olduğunu söyledi.
Önal, ''Ankara Sinema Günleri''nde jüri üyesi olduğunu ve orada ''Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak'' filmini izleme şansını bulduğunu anlatarak, bütün seyirciler ve jüri üyeleri gibi büyük bir şaşkınlık ve hayranlık duyduğunu dile getirdi.
'HEM ZANAATKAR, HEM SANATÇIYDI' Yönetmen Yeşim Ustaoğlu, Uluçay'ın sohbetlerine katılmanın bir ayrıcalık olduğunu ifade ederek, ''Son günlerinde dahi bizleri şaşırttı. Dün hala döneceğini düşündük. Uzun bir mücadele verdi. Her şeyden önce söylemek istediğim o inanılmaz bir baba, bir eşti'' dedi. Ustaoğlu, Uluçay'ın eşinin ve kızının törene katılamadığını bildirdi.
Yönetmen Pelin Esmer de Uluçay'ın çok özel bir sinemacı olduğunu belirterek, şöyle devam etti: ''Yıllar önce Yavuz Özkan'ın sinema atölyesinde öğrenciyken oraya kısa filmlerini alıp gelmişti. Kara kara bu işi nasıl becereceğiz, sinemayı nasıl yapacağız diye düşünürken kısa filmlerini hayranlık ve şaşkınlıkla izlemiştik. O filmleri izledikten sonra bu işin o kadar imkansız olmadığına dair bir inanç verdi bana. Kendi adıma çok teşekkür ederim.''
Esmer, Uluçay'ın Türk sineması için çok önemli bir yaratıcı ve üretici olduğunu vurgulayarak, ''Hem zanaatkar, hem sanatçıydı. Yarım kalan filminin tamamlanması için ne yapılması gerekiyorsa yapacağız. Yarım kalmayacak ve vizyona çıkacaktır'' diye konuştu.
Şişli Kaymakamı Mehmet Öklü de Uluçay'ı yıllar önce Kastamonu'da bir şairler şöleninde gördüğünü anlatarak, ''Uluçay'ın şiirleri de var. Sanıyorum onlar yakınları tarafından toplanacak ve kitap halinde yayımlanacaktır. Sineması da üniversitelerde okutulacak kadar derin. Böyle bir sinema konsepti armağan ettiği için ona teşekkür ediyorum'' dedi.
'ONUN FİLMİNİN TEK KARESİNDE OYNAMAK İÇİN HER ŞEYİ VERİRDİM'Uluçay'ın oğlu İdris Uluçay da babasını değil, yakın arkadaşını kaybettiğini dile getirerek, ''Bazen hastalığı için kaygılanırdım. Bana 'Hayır, daha anlatacak yüzlerce hikayem var, onları anlatmadan bir yere gitmem' derdi, ama sözünü tutmadı'' diye konuştu.
Kardeşi Kamil Uluçay ise ağabeyinin Sağlık durumundan bahsedilmesini istemediğini belirterek, hastalığı kabul etmediğini söyledi.
Uluçay, ağabeyinin küçüklüğünden beri sinema hevesi olduğunu dile getirerek, aynı zamanda Roman da yazdığını kaydetti.

'BASİT HİKAYELERDEN BAŞYAPITLAR ÇIKARDI'Tiyatro sanatçısı Sumru Yavrucuk da Uluçay'ın Dünyanın en basit hikayelerinden başyapıtlar ortaya çıkardığını belirtti.
Yavrucuk, çok üzgün olduğunu ifade ederek, ''O tekti, o teki kaybettik. Onun filminin tek karesinde yer almak için her şeyi verirdim'' diye konuştu.
Bazı sevenlerinin gözyaşlarını tutamadığı törende, Uluçay ile ilgili paylaşılan bazı anılar da salondakileri zaman zaman güldürdü.
Uluçay'ın cenazesi, yarın Kütahya'nın Tavşanlı ilçesi Tepecik Köyü'nde öğle vakti kılınacak cenaze namazının ardından toprağa verilecek.
Ahmet Uluçay son yolculuğuna uğurlanıyor

Son yolculuğuna uğurlandı


Törende konuşan Yönetmen Ezel Akay, Uluçay'ın zor şartlarda Sinema ile uğraştığını belirterek, “Biraz garip gelecektir, ama ben Ahmet'i Türkiye'deki Modern sinemanın en önemli önderlerinden biri olarak görüyorum. Kısa filmlerinde yaptığı şeyler hiç klasik olmayan sinemanın örnekleri aslında” diye konuştu.
Akay, son 3 yılda ilk filmlerini çeken birçok genç yönetmenin Uluçay'ın hikayelerinden ilham ve cesaret olarak işe başladıklarını ifade etti.
Uluçay'ın ilginç üsluplar denediğini vurgulayan Akay, “Biz onu bedenen kaybettik ama kazandık diye düşünüyorum. Çok ilginç bir kazanımı oldu Türk sinemasının Ahmet sayesinde. Kısa filmleri biraz daha dikkatle incelendiğinde en azından Türkiye'de hiç denenmemiş araçların ve duyguların bir araya geldiğini görüyoruz” dedi.
Akay, Uluçay'ın tamamlayamadığı “Bozkırda Deniz Kabuğu” filminin seyirciye ulaştırılabilmesi için filmin yapımcısından bilgi alıp gerekli çalışmaların yapılması gerektiğini belirterek, şunları kaydetti:
“Ben arzu da duyuyorum. Eminim birçok yönetmen arkadaşım da bu konuyla ilgilenmek isteyecektir. Yarım kalan 'Bozkırda Deniz Kabuğu' filmi ile ilgili yapılabilecek bir şey varsa bu konuda örgütlenelim. Hem sinema, hem de Ahmet için çok değerli bir final, katkı olacaktır diye düşünüyorum.”
Yönetmen Mustafa Altıoklar da 1990'lı yıllarda kendisi, Yeşim Ustaoğlu, Reha Erdem, Nuri Bilge Ceylan ve kendilerinden sonra Yüksel Aksu gibi isimlerin yer aldığı bir “yönetmenler kuşağı” oluştuğunu anlatarak, “Ahmet Uluçay da o döneme damgasını vurmuş kısa metrajcı arkadaşlarımızdan biriydi” dedi.
Altıoklar, sözlerini şöyle sürdürdü:
“O günlerden bugünlere birlikte yürüdük. Biz şehir çocukları hep şikayet ettik. Ahmet, Kütahya'nın bir köyünde hiç şikayetsiz çok değerli eserler bırakarak göçtü gitti. Yarım kalmış bir projesi söz konusu. Ahmet Uluçay bizim Film Yönetmenleri Derneği'nin onur üyesiydi. Onun bu yarım kalan işinin tamamlanması için dernek, onur üyesinin bu kadar onurlu bir işini üstlenmekten onur duyacaktır. Aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyorum.”
Yönetmen Reis Çelik de bazı insanları tarif etmenin zor olduğunu, Uluçay'ın da bunlardan biri olduğunu söyledi.
Çelik, “Çok şey söylemeye gerek yok. Ahmet Uluçay sinemamızın Aşık Veysel'i, Nasreddin Hocası, Pir Sultan Abdal'ı. Öyle geldi, öyle gidiyor. O, bozkırda küçük bir sinema ampulü yakmıştır. O, ülkemizin sinemasında sonsuza kadar hiç sönmeden yanacak kadar güçlü bir ışık yakmıştır” diye konuştu.
Senarist ve yönetmen Safa Önal da Uluçay'ın karşısında eğilmeyi hak eden biri olduğunu söyledi.
Önal, “Ankara Sinema Günleri”nde jüri üyesi olduğunu ve orada “Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak” filmini izleme şansını bulduğunu anlatarak, bütün seyirciler ve jüri üyeleri gibi büyük bir şaşkınlık ve hayranlık duyduğunu dile getirdi.

Hem zanaatkar, hem sanatçıydı

Yönetmen Yeşim Ustaoğlu, Uluçay'ın sohbetlerine katılmanın bir ayrıcalık olduğunu ifade ederek, “Son günlerinde dahi bizleri şaşırttı. Dün hala döneceğini düşündük. Uzun bir mücadele verdi. Her şeyden önce söylemek istediğim o inanılmaz bir baba, bir eşti” dedi.
Ustaoğlu, Uluçay'ın eşinin ve kızının törene katılamadığını bildirdi.
Yönetmen Pelin Esmer de Uluçay'ın çok özel bir sinemacı olduğunu belirterek, şöyle devam etti:
“Yıllar önce Yavuz Özkan'ın sinema atölyesinde öğrenciyken oraya kısa filmlerini alıp gelmişti. Kara kara bu işi nasıl becereceğiz, sinemayı nasıl yapacağız diye düşünürken kısa filmlerini hayranlık ve şaşkınlıkla izlemiştik. O filmleri izledikten sonra bu işin o kadar imkansız olmadığına dair bir inanç verdi bana. Kendi adıma çok teşekkür ederim.”
Esmer, Uluçay'ın Türk sineması için çok önemli bir yaratıcı ve üretici olduğunu vurgulayarak, “Hem zanaatkar, hem sanatçıydı. Yarım kalan filminin tamamlanması için ne yapılması gerekiyorsa yapacağız. Yarım kalmayacak ve vizyona çıkacaktır” diye konuştu.
Şişli Kaymakamı Mehmet Öklü de Uluçay'ı yıllar önce Kastamonu'da bir şairler şöleninde gördüğünü anlatarak, “Uluçay'ın şiirleri de var. Sanıyorum onlar yakınları tarafından toplanacak ve kitap halinde yayımlanacaktır. Sineması da üniversitelerde okutulacak kadar derin. Böyle bir sinema konsepti armağan ettiği için ona teşekkür ediyorum” dedi.

Onun filminin tek karesinde oynamak için her şeyi verirdim

Uluçay'ın oğlu İdris Uluçay da babasını değil, yakın arkadaşını kaybettiğini dile getirerek, “Bazen hastalığı için kaygılanırdım. Bana 'Hayır, daha anlatacak yüzlerce hikayem var, onları anlatmadan bir yere gitmem' derdi, ama sözünü tutmadı” diye konuştu.
Kardeşi Kamil Uluçay ise ağabeyinin Sağlık durumundan bahsedilmesini istemediğini belirterek, hastalığı kabul etmediğini söyledi.
Uluçay, ağabeyinin küçüklüğünden beri sinema hevesi olduğunu dile getirerek, aynı zamanda Roman da yazdığını kaydetti.
Tiyatro sanatçısı Sumru Yavrucuk da Uluçay'ın Dünyanın en basit hikayelerinden başyapıtlar ortaya çıkardığını belirtti.
Yavrucuk, çok üzgün olduğunu ifade ederek, “O tekti, o teki kaybettik. Onun filminin tek karesinde yer almak için her şeyi verirdim” diye konuştu.
Bazı sevenlerinin gözyaşlarını tutamadığı törende, Uluçay ile ilgili paylaşılan bazı anılar da salondakileri zaman zaman güldürdü.
Uluçay'ın cenazesi, yarın Kütahya'nın Tavşanlı ilçesi Tepecik Köyü'nde öğle vakti kılınacak cenaze namazının ardından toprağa verilecek.
Ünlü yönetmen Ahmet Uluçay hayatını kaybetti










Son yolculuğuna uğurlandı

Son yolculuğuna uğurlanıyor


TÖRENDE DUYGUSAL ANLAR (WEB TV)
ULUÇAY'IN FOTOĞRAFLARI
Uluçay için Beyoğlu Sineması'nda düzenlenen törende, yönetmenin sinemacılığını anlattığı sinevizyon gösterimi yapıldı.Törende konuşan Yönetmen Ezel Akay, Uluçay'ın zor şartlarda Sinema ile uğraştığını belirterek, “Biraz garip gelecektir, ama ben Ahmet'i Türkiye'deki Modern sinemanın en önemli önderlerinden biri olarak görüyorum. Kısa filmlerinde yaptığı şeyler hiç klasik olmayan sinemanın örnekleri aslında” diye konuştu.Akay, son 3 yılda ilk filmlerini çeken birçok genç yönetmenin Uluçay'ın hikayelerinden ilham ve cesaret olarak işe başladıklarını ifade etti.Uluçay'ın ilginç üsluplar denediğini vurgulayan Akay, “Biz onu bedenen kaybettik ama kazandık diye düşünüyorum. Çok ilginç bir kazanımı oldu Türk sinemasının Ahmet sayesinde. Kısa filmleri biraz daha dikkatle incelendiğinde en azından Türkiye'de hiç denenmemiş araçların ve duyguların bir araya geldiğini görüyoruz” dedi.Akay, Uluçay'ın tamamlayamadığı “Bozkırda Deniz Kabuğu” filminin seyirciye ulaştırılabilmesi için filmin yapımcısından bilgi alıp gerekli çalışmaların yapılması gerektiğini belirterek, şunları kaydetti:“Ben arzu da duyuyorum. Eminim birçok yönetmen arkadaşım da bu konuyla ilgilenmek isteyecektir. Yarım kalan 'Bozkırda Deniz Kabuğu' filmi ile ilgili yapılabilecek bir şey varsa bu konuda örgütlenelim. Hem sinema, hem de Ahmet için çok değerli bir final, katkı olacaktır diye düşünüyorum.”Yönetmen Mustafa Altıoklar da 1990'lı yıllarda kendisi, Yeşim Ustaoğlu, Reha Erdem, Nuri Bilge Ceylan ve kendilerinden sonra Yüksel Aksu gibi isimlerin yer aldığı bir “yönetmenler kuşağı” oluştuğunu anlatarak, “Ahmet Uluçay da o döneme damgasını vurmuş kısa metrajcı arkadaşlarımızdan biriydi” dedi.Altıoklar, sözlerini şöyle sürdürdü:“O günlerden bugünlere birlikte yürüdük. Biz şehir çocukları hep şikayet ettik. Ahmet, Kütahya'nın bir köyünde hiç şikayetsiz çok değerli eserler bırakarak göçtü gitti. Yarım kalmış bir projesi söz konusu. Ahmet Uluçay bizim Film Yönetmenleri Derneği'nin onur üyesiydi. Onun bu yarım kalan işinin tamamlanması için dernek, onur üyesinin bu kadar onurlu bir işini üstlenmekten onur duyacaktır. Aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyorum.”Yönetmen Reis Çelik de bazı insanları tarif etmenin zor olduğunu, Uluçay'ın da bunlardan biri olduğunu söyledi.Çelik, “Çok şey söylemeye gerek yok. Ahmet Uluçay sinemamızın Aşık Veysel'i, Nasreddin Hocası, Pir Sultan Abdal'ı. Öyle geldi, öyle gidiyor. O, bozkırda küçük bir sinema ampulü yakmıştır. O, ülkemizin sinemasında sonsuza kadar hiç sönmeden yanacak kadar güçlü bir ışık yakmıştır” diye konuştu.Senarist ve yönetmen Safa Önal da Uluçay'ın karşısında eğilmeyi hak eden biri olduğunu söyledi.Önal, “Ankara Sinema Günleri”nde jüri üyesi olduğunu ve orada “Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak” filmini izleme şansını bulduğunu anlatarak, bütün seyirciler ve jüri üyeleri gibi büyük bir şaşkınlık ve hayranlık duyduğunu dile getirdi.
"HEM ZANAATKAR, HEM SANATÇIYDI"
Yönetmen Yeşim Ustaoğlu, Uluçay'ın sohbetlerine katılmanın bir ayrıcalık olduğunu ifade ederek, “Son günlerinde dahi bizleri şaşırttı. Dün hala döneceğini düşündük. Uzun bir mücadele verdi. Her şeyden önce söylemek istediğim o inanılmaz bir baba, bir eşti” dedi.Ustaoğlu, Uluçay'ın eşinin ve kızının törene katılamadığını bildirdi.Yönetmen Pelin Esmer de Uluçay'ın çok özel bir sinemacı olduğunu belirterek, şöyle devam etti:“Yıllar önce Yavuz Özkan'ın sinema atölyesinde öğrenciyken oraya kısa filmlerini alıp gelmişti. Kara kara bu işi nasıl becereceğiz, sinemayı nasıl yapacağız diye düşünürken kısa filmlerini hayranlık ve şaşkınlıkla izlemiştik. O filmleri izledikten sonra bu işin o kadar imkansız olmadığına dair bir inanç verdi bana. Kendi adıma çok teşekkür ederim.”Esmer, Uluçay'ın Türk sineması için çok önemli bir yaratıcı ve üretici olduğunu vurgulayarak, “Hem zanaatkar, hem sanatçıydı. Yarım kalan filminin tamamlanması için ne yapılması gerekiyorsa yapacağız. Yarım kalmayacak ve vizyona çıkacaktır” diye konuştu.Şişli Kaymakamı Mehmet Öklü de Uluçay'ı yıllar önce Kastamonu'da bir şairler şöleninde gördüğünü anlatarak, “Uluçay'ın şiirleri de var. Sanıyorum onlar yakınları tarafından toplanacak ve kitap halinde yayımlanacaktır. Sineması da üniversitelerde okutulacak kadar derin. Böyle bir sinema konsepti armağan ettiği için ona teşekkür ediyorum” dedi.
“ONUN FİLMİNİN TEK KARESİNDE OYNAMAK İÇİN HER ŞEYİ VERİRDİM”
Uluçay'ın oğlu İdris Uluçay da babasını değil, yakın arkadaşını kaybettiğini dile getirerek, “Bazen hastalığı için kaygılanırdım. Bana 'Hayır, daha anlatacak yüzlerce hikayem var, onları anlatmadan bir yere gitmem' derdi, ama sözünü tutmadı” diye konuştu.Kardeşi Kamil Uluçay ise ağabeyinin Sağlık durumundan bahsedilmesini istemediğini belirterek, hastalığı kabul etmediğini söyledi.Uluçay, ağabeyinin küçüklüğünden beri sinema hevesi olduğunu dile getirerek, aynı zamanda Roman da yazdığını kaydetti.Tiyatro sanatçısı Sumru Yavrucuk da Uluçay'ın Dünyanın en basit hikayelerinden başyapıtlar ortaya çıkardığını belirtti.Yavrucuk, çok üzgün olduğunu ifade ederek, “O tekti, o teki kaybettik. Onun filminin tek karesinde yer almak için her şeyi verirdim” diye konuştu.Bazı sevenlerinin gözyaşlarını tutamadığı törende, Uluçay ile ilgili paylaşılan bazı anılar da salondakileri zaman zaman güldürdü.Uluçay'ın cenazesi, yarın Kütahya'nın Tavşanlı ilçesi Tepecik Köyü'nde öğle vakti kılınacak cenaze namazının ardından toprağa verilecek. (aa)
Son yolculuğuna uğurlanıyor