Showing posts with label Ajans. Show all posts
Showing posts with label Ajans. Show all posts

Wednesday, December 9, 2009

At sırtında Evliya Çelebi’nin izinde

Seyahatname’nin ışığında, Evliya Çelebi’nin ayak izlerinden Anadolu’yu gezme fikri Prof. Gerald Maclean’e ait. Exeter Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Maclean, 1996’da eşi Donna Landry ile Tatil için Kapadokya’ya gelmişti. Eşi, Kent Üniversitesi’nde İngiliz - Amerikan edebiyatı profesörüydü. Atla çevreyi gezerken, “Neden atla Türkiye turu yapmıyoruz” diye düşündüler. “Bu turu Amerika’da yapamazsınız” diyor Maclean. “Çünkü insanlar saldırgan, biri sizi vurabilir. İngiltere’de her yer özel arazi, giremezsiniz. Türkiye’de kırsal kesim buna müsait. Aynı dönemde Edinburg Üniversitesi’nden Osmanlı Tarihçisi Caroline Finkel ile tanıştık, o da Türkiye’yi yürüyerek gezmek istediğini söyledi. Bu iki projeyi birleştirdik.” 2007’DE İLK DENEMEGezi bir “Reenacment,” yani geçmişte yaşanan olayı tekrarlama projesi olacaktı. Maclean, geçmişte Anadolu’ya gelen Batılı seyyahlar üzerine çalışırken, onların rotasından geçmiş, çevreyi incelemişti. Yine aynı yöntemi uygulayacaktı. “İngiliz yazar yerine, neden Evliya Çelebi’nin rotasını izlemiyorum, diye düşündüm. Evliya Çelebi’nin oryantalist bakış açısından uzak olması da avantajdı. Eğer Avrupalı gezgin seçseydik, Batılı yaklaşımını tekrarlamak zorunda kalacaktık. Avrupalı seyyahlar planlı gezerken, Evliya’nın asla belirli bir rotası yoktu. Adeta rüzgarın götürdüğü yere gidiyordu. Bu yüzden akademik çalışmam açısından da önemliydi. Bu projeye hazırlanırken, Batı’da Evliya Çelebi’nin ne kadar az bilindiğini görüp şaşırdım.”Maclean, 2007’de Evliya Çelebi’nin batı rotalarından bir kısmını otomobille geçerek, geçerliliğini araştırdı. Seyahatname’de bahsedilen köylerin yerinde olup olmadığına baktı.Sonunda gezi bu yıl, 22 Eylül’de başladı. Yalova’nın Altınova ilçesi yakınlarındaki sahil köyü Hersek’ten yola çıktılar. Türkiye Jokey Kulübü sponsor olmuş, Avanos’tan yedi at getirilmişti. Ekipte Maclean ve eşinin yanı sıra Caroline Finkel, atların sahibi Akhal-teke Binicilik Merkezi’nden Ercihan Dilari, Der Spiegel muhabiri Susan Wirth, Kanadalı Teherese Tardif yer alıyordu. 42 günlük yolculuk boyunca yeni katılımlar oldu. Eski İngiltere Büyükelçisi’nin eşi Patricia Daunt, geçmişte Türkiye’de 10 yıl yaşayan Botanikçi Andrew Byfield yolculuğun bir bölümüne eşlik etti. Geziyi tamamlayanlar, planlayan üç kişiydi: Maclean, eşi ve Finkel. Yol boyunca ekibi bir kamyon izledi. At malzemelerini, çadırları taşıdı, mutfak hizmeti verdi. Sabancı Üniversitesi’nden antropolog ve sözlü tarihçi Dr. Leyla Neyzi ön araştırma sırasında ekibe yardımcı olurken, Açık Radyo’dan Mahir Başdoğan projeye destek verdi. Zeytinoğlu şirketi yol boyunca at yemi sağladı. Kütahya Porselen, Güral Porselen, Kütahya Belediyesi ve akademisyenlerin üniversiteleri projeye destek oldu. Ekip çoğunlukla çadırlarda geceledi. Bazen köy misafirhanelerinde konakladı.SANKİ İKİNCİ GEÇİŞİMİZDİ Yolculukta Evliya Çelebi’nin batı rotasını takip ettiler. Evliya, İstanbul’dan başlayarak İzmit’e gitmişti ama günümüzde bu bölgeyi atla geçecek yol yoktu. Karşı kıyıdaki Hersek’ten başlayıp, Evliya Çelebi gibi 1200 kilometrelik rotayı Kütahya’da bitirdiler. Evliya Çelebi, İnegöl-Tavşanlı- Kütahya-Afyon-Sandıklı-Banaz-Ovacık-Uşak-Gediz-Simav-Gediz-Kütahya yolunu izlemişti. Proje sırasında grup, ufak değişikliklerle, bu dolambaçlı hattı takip etti. Kasabalar arasındaki gözden uzak köylere girdi. İznik’ten Bursa, İnegöl, Domaniç, Kütahya, Afyon, Boyalı, Sinanpaşa, Banaz, Ovacık, Uşak, Mesudiye, Eski Gediz, Simav ve tekrar Kütahya’ya geçtiler. Ekibin amaçlarından biri de Osmanlı’dan günümüze kalan binicilik kültürünü ortaya çıkarmaktı. Yol boyunca rahvan at yarışları, cirit müsabakaları, pazarlarda at koşumları satan esnaf, at malzemesi yapım atölyeleri, binicilik merkezleri gibi atçılık kültürüne ait bir çok izi görüntülediler. Gerald Maclean, başından itibaren rahat bir yolculuk olduğunu söylüyor. Son bir iki gün yaşanan ani sıcaklık düşüşü dışında yol boyunca hava koşulları da onlardan yanaymış: “Uğradığımız yerlerde nasıl karşılanacağımızı bilmiyorduk. Birkaç garip bakış dışında çok iyi karşılandık. Özellikle çocuklar çok meraklıydı, bizi görmekten mutlu oldular. İkinci günden itibaren, bu yollardan daha önce geçtiğim hissine kapıldım. Sanki daha önce bu pazarlara, çarşılara uğramış, satıcılarla tanışmıştım. Sonrasında rotamız nehirlerden, tepelerden, açık araziden, vadilerden, köylerden geçti. Kamyonumuz konaklayacağımız yere bizden önce gidiyordu. Muhtar ve jandarmayla görüşüp, bilgi veriyordu. Londra’daki Türkiye Büyükelçiliği ve Kültür Bakanlığı’nca verilen belgeleri gösteriyordu.”Sadece Uşak’ın Ovacık köyünde sorun yaşadılar. İki yıl önce onlara her türlü yardımı yapma sözü veren ve projeden çok mutluluk duyan muhtar gitmiş, yerine yeni muhtar gelmişti: “Bize söz verilen misafirhanede kalamayacağımızı, köyde istenmediğimizi söylediler. Biz de çadır kurduk. Sabaha karşı 6’da muhtarın ihbarıyla Jandarma geldi. Muhtar ısrarla pasaportlarımızı almak istiyordu. Sonunda jandarma bizim zaten köye davet edildiğimizi gördü, sorun kapandı.” KAMYONLARINA EL KONULDUBir başka kötü anı Kütahya yolunda, Çavdarhisar’da yaşanmış: “Burada hava çok kötüydü, dağda kar yağmak üzereydi. Atları karda dışarda bırakamazdık. Bu gece Çavdarhisar’da bir polis kamyonumuzun belgelerini kontrol etti. Aracın eski sahibinden kalan borçlar vardı, kamyona el konuldu. Tüm eşyalarımız boşaltıldı. Atları bir ahıra koyduk. Kütahya’dan bir kamyon gelip, atları götürdü. Bu arada kamyonu satan komisyoncu bize yeni bir araç gönderdi, sorunumuz çözüldü.” Bu iki olay dışında gezi olumlu geçtiğini söylüyor Maclean: “Her gittiğimiz kasabada, köyde iyi karşılandık. Bizi gördüklerine memnun oldular. Gelecekte turistik rotaya dönüşürse, sık sık atlılar geçerse köylüler aynı misafirperverliği gösterir mi, bilmiyorum. Türk turizmi Bodrum, Antalya’ya odaklanmış. Neden Çavdarhisar’a ya da Kütahya’ya gidilmiyor? Projemizin bir amacı da yeni Turizm temalarına yönelimi teşvik etmekti.” YOLU EN AZ ÜÇ KİŞİYE SORMALI Ekip bir başka ilginç olayı, yol sorarken yaşadı: “Bazı çobanlar asfalt yolu hiç bilmiyordu. Bu yoldan, diyorlardı ama zamanla bize ayıp olmasın diye yolu bilmeden söylediklerini fark ettik.” Bu nedenle Domaniç yakınlarında kayboldular. Çünkü muhtar, çeşmeye kadar gidip sağa dönün, demişti. Karşılarına çıkan bir başka yaşlı köylü ise çeşmeden sola dönmelerini önermişti. Muhtarı dinlediler, gece yarısı kendilerini dağbaşında buldular. “Şanslıydık ki ay ışığı vardı ve sonunda jandarma, itfaiye araçlarının koruması eşliğinde gelip bizi buldu” diyor Donna Landry. Bu tecrübeden sonra, yolu en az üç kişiye sormaya karar vermişler. Gerald Maclean’in dikkatini yollardaki çöplükler çekmiş. Ayrıca birçok yeni camiye rastladıklarını anlatıyor. “Kuran kursları var, okullarda Bilgisayar yok” diyor. Çok sayıda köyün, kayıtlı görünen nüfusuna rağmen ekonomik zorluklar yüzünden aslında boşalmış olduğunu fark etmişler. Bu gezinin sonuçları önümüzdeki yıllarda yayımlanmaya başlayacak. 2011’de önce Evliya Çelebi’nin rotasını, GPS verileriyle sunan, ekibin gözlemlerini yansıtan bir kitap yayımlanacak. Ayrıca bir de küçük rehber kitap çıkarmayı düşünüyorlar. Yolculuğun Ajans 21’den Nurdan Arca yönetmenliğinde, Mehmet Çam’ın prodüktörlüğünde çekilen belgeseli de 2011’e kadar tamamlanmış olacak. (Proje hakkında www.sabanciuniv.edu/ssbf/evliyacelebi/tr/ sayfasından ayrıntılı bilgi alabilirsiniz) PROF. GERALD MACLEANTürkler hakkındaki önyargılar, Anadolu’ya gelen ilk gezginler sayesinde azaldıProf. Gerald Maclean, Exeter Üniversitesi’nde ingilizce bölümü öğretim üyesi. 15 yıldır, 16 ve 17. yy’da Osmanlı İmparatorluğu ile İngiltere arasındaki ilişkiler üzerine çalışıyor. Bu dönemden İngilizler’e ait bir çok el yazması bulmuş. Osmanlı’ya gelen ilk gezginlerin notlarında, şu ortak ifade dikkatini çekmiş: “Türklerin Korkunç, zalim ve şeytan olduğu söylenir hep, doğru olmadığını gördük, başka şeyleri keşfettik.” 16. yüzyılın sonunda, İngilizlerin önyargıları değişmeye başlamış. “Önce Osmanlı’ya gelen ilk gezginler, ardından bu topraklara hiç ayak basmamış yazarların Osmanlı’yla ilgili görüşleri üzerine iki kitap yazdım. İkinci gruptaki yazarların eserleri, eski bilgilerin tekrarı gibiydi.”Maclean, Türkiye’ye ilk kez 1974’te, Yunanistan’da yaşarken, gelmiş. O zaman Yunan dostlarının “Niye gidiyorsun ki orası Türklerle dolu, İstanbul aslında bizim şehrimiz” dediğini söylüyor. İstanbul’a geldiğinde, Türklerin Batı’da onlara atfedilen şablonlardan farklı davrandığını gözlemlemiş. Önyargıların bugün AB tartışmaları sırasında Almanya ve Fransa’da yeniden ortaya çıktığını söylüyor. Batı’daki “Korkunç Türk” imgesi, zamanla Maclean için inceleme konusuna dönüşmüş. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’yle de bu çalışma sırasında tanışmış. Yararlandığı önemli kaynaklardan biri olmuş.PROF. DONNA LANDRYKültür turizmi rotasına dönüşebilirEvliya Çelebi’nin Hersek - Kütahya rotası farklı temalarda alternatif turizm rotalarına dönüşebilir. Geçtiğimiz bazı köylerde geleneksel yöntemlerle Organik Tarım yapılıyordu. Köylüler sağlıklı yaşıyor. Ekolojik, sürdürülebilir bir Yaşam modeli bu. Yurdışında ilgi çekebilir. Kültür turizmi, atla sürüş turizmi yapılabilir. Yol boyunca Osmanlı eserleri, arkeolojik sit alanları görülebilir. Hatta slow food hareketine ilgi duyanlar, yani geleneksel yöre yemeklerini merak edenler için bile bu rotada turlar düzenlenebilir.
At sırtında Evliya Çelebi’nin izinde

Boğaziçi’nde 375 bin kitap


Kütüphaneler, insanlık birikiminden yararlanmanın en kestirme adresi olmuştur hep. Dolayısıyla, kütüphane ve kütüphanelerde bulunan kitap sayısı, kültürel gelişmişliğin en önemli göstergelerinden birisidir. Bu açıdan bakıldığında, Türkiye, hem ülkesiyle, hem de üniversiteleriyle felaket bir manzara sergiliyor. Rusya Devlet Kütüphanesi’nde 43 milyon kitap varken, bizim Milli Kütüphane’de sadece 1 milyon 136 bin kitap yer alıyor. Üniversiteler açısından da durum farklı değil.
Sefa KAPLANASLINDA öyle çok fazla rakama da ihtiyacımız yok. Memleketimizin entelektüel atmosferi, bu atmosferden gazetelere, dergilere, Televizyon ekranlarına yansıyan son derece kısır tartışmalar, neyin ne olduğunu gayet iyi gösteriyor. Kitaplarla ve kütüphalerle kurduğunuz ilişkiyle yakından ilgili bir atmosfer bu. Çünkü, neresinden bakarsanız bakın kitap ve kütüphane, en azından zihinsel gelişmişliğin somut göstergesi. Oysa, bizdeki durum içler acısı.
THE Europa World of Learning tarafından 2009 yılı için yapılan bir araştırmaya göre, Türkiye, hem ülkeler, hem de üniversiteler sıralamasında kütüphane fakiri bir ülke. 2009 yılı itibariyle 20 milyondan fazla cilt kitabı bulunan ülkeler sıralamasında Moskova’daki Rusya Devlet Kütüphanesi ilk sırada bulunuyor. Bu kütüphanede tam 43 milyon kitap ve periyodik yayın mevcut. Bunu, 32 milyon cilt kitabıyla St. Petesburg’daki Rusya Ulusal Kütüphanesi takip ediyor. Washington’daki Kongre Kütüphanesi 29 milyon, Pekin’deki Çin Ulusal Kütüphanesi ise 22 milyon cilt kitapla bunların arkasında sıralanıyor.
Ermenistan’ın başkenti Erivan’daki Ermenistan Bilim ve Teknoloji Enformasyon Merkezi 22 milyon cilt kitabıyla dikkat çekerken, St. Petesburg’daki Rusya Bilimler Akademisi Kütüphanesi 20 milyon ciltle öne çıkıyor. Türkiye’nin birikimini yansıtan Milli Kütüphane’de ise sadece 1.136.997 cilt kitap yer alıyor.
En fakirde beş milyon
Üniversiteler açısından bakıldığında da durum farklı değil. Üniversiteler sıralamasında ilk iki sırayı Amerikan üniversiteleri paylaşıyor. ABD’nin Harvard Üniversitesi Kütüphanesi’nde 13 milyon 143 bin, Yale Üniversitesi Kütüphanesi’nde 10 milyon 500 bin kitap yer alıyor. Bunları Kanada’nın Toronto kentindeki Toronto Üniversitesi Kütüphanesi takip ediyor. Bu kütüphanede 10 milyon 342 bin kitap mevcut. Bunları da sırasıyla Columbia (9 milyon 400 bin), Illinois (8 milyon 840 bin), Hannover (8 milyon 200 bin), Tokyo (8 milyon 120 bin) ve Oxford (7 milyon 800 bin) izliyor. Almanya’daki Leipzig ve ABD’deki Princeton üniversitelerinin kütüphaneleri ise beşer milyon cilt kitapla ‘yoksul’ üniversite kütüphaneleri arasında bulunuyor. Türkiye mi? Türki-ye’nin durumu hiç de parlak değil ne yazık ki. Ama biz yine de rakamlara bakalım. Ankara Üniversitesi Kütüphanesi 722 bin ciltle ilk sırada, İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi 500 bin ciltle ikinci sırada, ODTÜ Kütüphanesi 478 bin ciltle üçüncü sırada yer alıyor. Önemli üniversitelerimizden Boğaziçi’nin kütüphanesinde 375 bin, İTÜ Mustafa İnan Kütüphanesi’nde ise 372 bin cilt kitap mevcut.
10 bin yıllık İran medeniyeti ve 2 bin yıllık ortak miras sergisi
“ON Bin Yıllık İran Medeniyeti ve İki Bin Yıllık Ortak Miras” sergisi, yarın Topkapı Sarayı Müzesi’nde açılacak. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’ndan yapılan açıklamaya göre, Sergi Ajans tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İran Cumhurbaşkanlığı himayesinde gerçekleştiriliyor. Topkapı Sarayı Müzesi Has Ahırlar’da açılacak olan sergi, İslamiyet öncesi ve İslamiyet sonrası olmak üzere iki bölümden oluşuyor. Sergide, İran coğrafyasında varlık gösteren geçmiş medeniyetlerin çivi yazılı tabletleri, hat örnekleri, minyatürler, elyazmaları, pişmiş toprak kaplar, çiniler, insan ve hayvan figürleri, heykeller, sikkeler ve ahşap eserler yer alıyor.
Edirne Türk İslam Eserleri Müzesi restorasyonu sürüyor
EDİRNE Türk İslam Eserleri Müzesi’nde restorasyon çalışmaları sürüyor. Edirne Müze Müdürü Hasan Karakaya’nın verdiği bilgiye göre, müzenin restorasyon ve teşhir düzenlemesine yönelik ihale 305 bin 853 liraya verildi. Gelecek yıl 25 Kasım’da tamamlanmasına çalışılan müzenin şu anda kubbelerindeki kurşun kaplamalar değiştirildi, duvarlarında sıvalar yapılıyor, binada güçlendirme ve elektrik tesisatının yenilenmesi çalışmaları yürütülüyor. Selimiye Camii’nin Dar’ül Hadis Medresesi’nde yer alan Türk İslam Eserleri Müzesi’nde, işleme ve yazılı levhalar, silah, çini ve seramik, cam eşyalar, mutfak eşyaları ile ölçü aletleri sergileniyor. Her odada ayrı bir tarihin canladırıldığı müzede, Balkan Harbi anısına hazırlanan odada ise savaşta kullanılan kanlı sancak, savaş sırasında yenilen süpürge tohumundan ekmek yer alıyor.
GÜNÜN AJANDASI
KONSER
Mircan’dan her dilde şarkılar
ENKA Kültür Sanat Kış Etkinlikleri; 1 Aralık 2009, Salı günü, etkileyici sesi ve orijinal müziği dikkat çeken Mircan’ın konseri ve başarılı heykel sanatçısı Cemil Güç’ün eserlerinin yer alacağı sergisinin açılışı ile devam ediyor. Mircan, ENKA İbrahim Betil Oditoryumu’nda saat 20.30’da gerçekleşecek konserinde; Türkçe, ingilizce, Gürcüce, Megrelce, İspanyolca, Afrika ve Tuvan dillerinde doğudan batıya, kuzeyden güneye uzanan yönsüz şarkılara yer verecek. Cemil Güç sergi açılışı ise saat 19.00’da.
KİTAP
Çizgi Madam Bovary
GERÇEKÇİLİK akımını başlatan yazar Gustave Flaubert’in bugün dünya edebiyatının klasiklerinden biri sayılan ünlü romanı Madam Bovary, Çizgi Roman Dünya Klasikleri serisinin beşinci kitabı olarak piyasada. Yazar, bu romanda Romantik Aşk ve şehvet hayallerine kapılmış Emma’nın derinlikli bir portresini çiziyor. Kitapçılardan 10 TL’ye, internet yoluyla ntvyayinlari.com adresinden ve 0212 304 08 92 numaralı çağrı merkezinden indirimli temin edinilebilir.
SERGİ
Orijinal mesaj
OUTLET-İhraç Fazlası Sanat, Şener Özmen ve Cengiz Tekin’in birlikte hazırladıkları Türkiye’deki ilk kapsamlı solo sergilerini gerçekleştiriyor. Sanatçıların bugüne dek izleyici karşısına çıkmamış Video ve fotoğraf çalışmaları, 9 Ocak tarihine kadar Outlet’te izlenebilir. Şener Özmen ve Cengiz Tekin’in 2006-2009 yılları arasında birlikte ürettikleri ve ilk kez Outlet//İhraç Fazlası Sanat’ta sergilenecek olan “Orijinal Mesaj” serisi, günümüzün toplumsal-siyasal temelde “iz bırakan” meselelerinin üzerine gidilerek oluşturuldu. Boğazkesen Cad. Kadirler Yokuşu No:69, Tophane-İstanbul.
OPERA
Müzikal Komedi
İZMİR Devlet Operası’nın prodüksüyonu Bir Tenor Aranıyor adlı iki perdelik müzikal komedi oyunu bu akşam saat 20.00’de yeniden perde diyecek. Dünyada son yirmi yılın en popüler komedilerinden biri olan Bir Tenor Aranıyor, 1989 yılındaki ilk sahnelenişinin ardından, on altı dile çevrilerek yirmi beşten fazla ülkede sahnelendi, seyirci rekorları kırdı. Bir Tenor Aranıyor’un İzmir sahnelenmesinde orkestra şefliğini Ali Hoca üstleniyor. Gişe Tel: 484 64 45











Boğaziçi’nde 375 bin kitap

İstanbul Edebiyat Festivali başladı


İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti (AKB) Ajansı Genel Sekreteri Yılmaz Kurt, tarihe bakıldığında Edebiyat ile şiirin İstanbul merkezli olduğunun görüldüğünü belirterek, “Olmaya da devam ediyor” dedi.
Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi'ndeki açılış töreninde konuşan İstanbul 2010 Avrupa AKB Ajansı Genel Sekreteri Yılmaz Kurt, hazırladıkları yüzlerce Proje arasında “en seçkin olanlardan bir tanesinin bu Festival olduğunu” söyledi. İstanbul'un her an edebiyatın yaşandığı bir şehir olduğunu kaydeden Kurt, Ajans olarak bu güzel etkinliğe katkı yapmanın ayrıcalığını yaşadıklarını bildirdi.
Ajansın çeşitli başlıklar altında birçok projeyi hayata geçirdiğini ifade eden Kurt, şöyle konuştu:
“Bizim temel hedefimiz bazı projeleri bitirmek değil, 2011 ve daha sonrasına İstanbul'a kalıcı bir şeyler bırakabilmektir. Bu noktada bu festival çok anlamlı. Türkiye'deki eli kalem tutan yazarlar, şairler bu festivalde. Dünyada şu anda reklam çalışmalarımızı 'İlham veren şehir İstanbul' sloganı ile yürütüyoruz. Tarihimize dönüp baktığımızda edebiyat ile Şiir, İstanbul merkezli olduğu görülüyor ve olmaya da devam ediyor. Biz 2010 yılında da bu festivalde yer almak istiyoruz. 2010 yılının bütün yıl itibariyle bir edebiyat yılı olmasını umut ediyoruz.”
Türkiye Yazarlar Birliği Genel Başkanı İbrahim Ulvi Yavuz, 1978 yılında kurulan birliğin yurt içinde ve yurt dışında birçok etkinlik yaptığını söyledi. Birliğin 13 şubesinin bulunduğunu anlatan Yavuz, sürekli kültür faaliyetleri yaptıklarını ve böyle bir festivalde yer almaktan dolayı mutluluk duyduklarını bildirdi. Yavuz, yaptıkları etkinliklerle Türkiye'deki yazarları, şairleri, aydınları ve Bilim adamlarını gündeme getirdiklerini ve kamu oyuna tanıttıklarını dile getirdi.
Daha sonra, Kenan Işık tarafından Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Haşim, Necip Fazıl Kısakürek, Nazım Hikmet Ran, Ahmet Arif ve Sezai Karakoç'un şiirleri okundu. Ayrıca, yazar Kemal Tahir, Cemil Meriç ve Tarık Buğra'nın eşya, kitap ve fotoğraflarının yer aldığı Sergi açıldı.
Şiir akşamı, konser ve söyleşilerle devam edecek olan 1. Edebiyat Festivali 13 Aralık'ta sona erecek.
İstanbul Edebiyat Festivali başladı