Showing posts with label Bilim. Show all posts
Showing posts with label Bilim. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

İzmir Kitap Fuarı 15 yaşında

İZMİR - TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. ve Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliği ile 17-25 Nisan 2010 tarihleri arasında düzenlenecek 15. İzmir kitap Fuarı'nda konferans, söyleşi, panel, Şiir dinletisi gibi 130 kültür etkinliğinde ve imza günlerinde yüzlerce yazar okurlarıyla buluşacak.
Yüksel Pazarkaya: 50. Sanat Yılı Bu sene 50. sanat yılını kutlayan Şair, çevirmen, dil bilimci Yüksel Pazarkaya 15. İzmir Kitap Fuarı’nın onur konuğu olarak fuar kapsamında düzenlenecek etkinliklerde yer alacak.
Okur ve Yazar Buluşmaları Dokuz gün süresince yüzlerce yazar okurlarıyla buluşma fırsatı yakalayacak. Bu kapsamda Yüksel Pazarkaya, Füruzan, Tahsin Yücel, Doğan Hızlan, Gülten Dayıoğlu, Turgut Özakman, Oya Baydar, Ahmet Telli, İnci Aral, Enver Ercan, Tuğrul Keskin, Nihat Behram, Ataol Behramoğlu, Mavisel Yener, Ayla Kutlu, Muzaffer İzgü, Muazzez İlmiye Çığ ve pek çok şair, yazar ve Bilim insanı İzmir Kitap Fuarı’nda etkinlik ve imza günlerinde yer alacak.
TÜYAP Çocuk Kulübü-23 Nisan Çocuk ŞenliğiTÜYAP Çocuk Kulübü bünyesinde bu sene de 23 Nisan Çocuk Şenliği çeşitli etkinliklerle kutlanacaktır. Söyleşi, okuma saati, atölye çalışmaları ve gösteriler gibi 20’ye yakın kültür ve Edebiyat etkinliğinin yer alacağı Program 20- 21 ve 22 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek.
Fuar’ın Sergileri 15. İzmir Kitap Fuarı etkinliklerin yanı sıra önemli sergilere ev sahipliği yapıyor. “Yazarları da Çizerler” Kemal Buluş’un çizimlerinden yazar portrelerinden oluşan bir Karikatür sergisi. Buluş, çizdiklerinin izleyici tarafından kendi bakış açısıyla görülmesini sağlıyor. Sergide öncelikli olarak resimlenen insanlar; kalemi ve hayat hikâyesi ile toplumsal mücadeleye yön veren emekçileri ele alıyor.
Birzamanlar Yayıncılık ve Punto Yayınları’nın çok sayıda fotoğrafçının katkısıyla hazırladığı “Türkiye’nin Siyahları” sergisi, Osmanlı döneminde köle olarak Afrika’dan Türkiye’ye getirilenleri ve bunların günümüzde yaşayan torunlarını görünür hale getirmeyi amaçlıyor.
“Anadolu’da Yolculuk” sergisi Yolculuk dergisi görsel yönetmeni Faruk Akbaş’ın çektiği fotoğraflarla Anadolu’da köyleri, şehirleri, dağları, yaylaları ve buralarda sürüp giden birbirinden farklı, yaşamları, asırlardır devam eden gelenekleri, kaybolmaya yüz tutmuş zanaatları konu ediniyor.
İzmir Kitap Fuarı 15 yaşında

Kitap fuarı sırası Bursa da

BURSA - Tüyap Bursa Fuarcılık Anonim Şirketi tarafından Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliği ile düzenlenen Bursa 8. kitap Fuarı 27 Şubat-7 Mart tarihleri arasında Tüyap Bursa Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilecektir.
Yaklaşık 220 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katılımıyla düzenlenecek Bursa 8. Kitap Fuarı’nda söyleşi, panel, Şiir dinletisi ve çocuk etkinlikleri gibi 90’a yakın etkinlik gerçekleştirilecektir.
Okur ve Yazar Buluşmaları Fuara katılacak yazarlar server Tanilli, İnci Aral, Sunay Akın, Üstün Dökmen, Adnan Binyazar, Ataol Behramoğlu, Ahmet Telli, Erdal Atabek, Sennur Sezer, Adnan Özyalçıner, Haydar Ergülen, Özcan Karabulut, Cemil Kavukçu, Canan Tan, Mine Soysal, Ercan Karakaş, Şükran Soner… gibi pek çok değerli yazar, Şair ve Bilim insanı etkinliklerde yer alacak. Dokuz gün süresince imza günleri ve etkinliklerde 600 yazar Bursa’lı okurıyla buluşacak.
Kitap Fuarı kapsamında 7 Mart Pazar günü TÜYAP ve Nilüfer Belediyesi Kent Konseyi Kadın Meclisi ortak etkinliklerle 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlanacak. Gün boyu sürecek etkinlikler panel, belgesel Film gösterimleri, söyleşi ve Sevgi Korosu’nun seslendireceği bir dinletiyle sona erecektir.
Kitap fuarı sırası Bursa'da

Thursday, December 24, 2009

Şifa niyetine...

Bebeklikte tanısı konan ve bir protein metabolizma bozukluğu nedeniyle beyne zarar veren 'fenilketonüri' hastalığına yakalanan bebekler, çocuklar ve hasta yakınları için yeni bir Beslenme rehberi hazırlandı. Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Diyetetik Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gülden Köksal'ın hazırladığı 'Fenilketonüri ile Lezzet Yolculuğu' adlı kitap; kısıtlı besinlerle zor olan lezzeti yakalamaya çalışırken, uygulaması zor bir tıbbi beslenme tedavisini keyifli hale getiriyor. kitap ayrıca; fenilketonüri hastaları için eğitici ve lezzetli tarifler sunuyor.



Şifa niyetine...

Saturday, December 12, 2009

Dan Brown: Kilisenin tek düşmanı...

İSTANBUL - Türkiye'de ''Kayıp Sembol'' adıyla yayımlanan yeni kitabının tanıtımı için İstanbul'da bulunan yazar Brown, Swissotel The Bosphorus'ta düzenlenen sohbet toplantısında basın mensuplarıyla bir araya geldi.
Brown, yazdığı kitapların sinemaya uyarlanmasının karmaşık ve çok zor olduğunu belirterek, ''Ancak 'Melekler ve Şeytanlar', 'Da Vinci Şifresi'ne göre sinemaya daha uygun bir kitap. Bu nedenle filmin eğlenceli olduğunu düşünüyorum'' diye konuştu.
'KAYIP SEMBOL'DE TOM HANKS VARBrown, yeni kitabı ''Kayıp Sembol''ün filminin yapılacağı, filmde Yönetmen Ron Howard ile aktör Tom Hanks'in yer alacağı bilgisini verdi. ''Tom Hanks ile Ron Howard'ın söylediklerine göre, 'Kayıp Sembol' en sinematik olan kitabım. Dolayısıyla çok iyi bir Film olacağını söylüyorlar. Ben de sonucu sabırsızlıkla bekliyorum'' diyen Brown, bir gazetecinin ''Tom Hanks, iki filmde Robert Langdon'u oynadı. Artık yazarken gözlerinizin önüne onu mu getiriyorsunuz?'' şeklindeki sorusuna şu yanıtı verdi: ''Cevabım hayır. Çünkü ben zamanımın yüzde 99.9'unu kitap yazarak geçiriyorum, yüzde 1'ini film setlerinde geçiriyorum. Yani daha çok zamanımı kendi kafamın içindeki Langdon ile geçiriyorum. Robert Langdon, 10 yıl önce oluşturduğum bir karakter. Ben onunla yazıyorum.''
Dün akşam Türkiye'deki yayıncısı ''Altın Kitaplar''ın 50. yıl galasında pek çok okuruyla tanışma fırsatı bulduğunu belirten Brown, ''Keşke kitapçılarda da okurlarımla tanışma fırsatım olsaydı, ama Türkiye çok büyük bir ülke, dünya çok büyük bir dünya. Bütün okurlarıma teşekkür ediyorum'' dedi.
HAZIRLANMASI 6 YIL SÜRDÜKitaplarını yazmadan önce uzun bir araştırma dönemi geçirdiğini, çok okuyup çok seyahat ettiğini, yazı yazma sürecinde 2-3 kez o yerlere gittiğini anlatan Brown, ''Kayıp Sembol'ü yazmadan önce Washington'a gittim. Her türlü ayrıntıya dikkat ettim. Kayıp Sembol'ün hazırlanması altı yıl sürdü. Kitabı okuduğunuzda anlayacaksınız. İnsanın tanrıyla ilişkisini, bilimin, dinin geleceği konularını görünce neden bu kadar uzun sürdüğünü anlayacaksınız. Kitabın giriş sayfasını okuduğunuzda, burada gerçek bir ritüel var. Hepsi birebir doğru'' dedi.
HEYECANLI KİTAPLAR YAZMANIN PÜF NOKTASI''Heyecanlı kitaplar yapmanın püf noktası, yazdıklarınız değil, yazmadıklarınız, çıkarıp attıklarınızdır. Yazdığım her bir sayfaya karşılık 10 sayfayı beğenmiyorum ve atıyorum'' diye konuşan Brown, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Yazarlarla, müzisyenlerin ve aktörlerin şöyle bir farkı vardır: Müzisyenler ve aktörler, sizin için sanatlarını icra ediyorlar. Yazarlar ise kendi başına masasında oturup çalışıyorlar. Bizler ünlü değiliz, ünlü olan bizim eserlerimiz. Dolayısıyla ben de hiçbir zaman kendimi bir ünlü olarak görmedim. CIA'da çalışmadım, bunu da yeni duyuyorum. Belki bir gün çalışmak isterim. Beni tanıyanlar, Robert Langdon'un benim çok daha ileri bir versiyonum olduğunu söylerler. Onda da bende olduğu gibi sembollere, şifrelere ve tarihe olan bir merak var. Benim çok daha akıllı bir versiyonum olduğunu söyleyebilirim.''

'YAZILMASI EN ZOR KİTABIMDI'Bir gazetecinin ''Hangi eserinizi daha çok seviyorsunuz?'' sorusu üzerine Brown, ''Bu soru, anne babalara 'Hangi çocuğunu daha çok seviyorsun?' diye sormaya benziyor. Çok zor bir soru. Son kitabım, aslında yazılması en zor olan kitabımdı. Çok fazla araştırma yapmam gerekti. Kitapta anlatılan yepyeni bir Bilim dalı söz konusu. Sözü geçen bütün deneyler, her şey doğru aslında. Geçmiş tarihle ilgili çok çarpıcı bilgiler var. Bunları benim de anlayıp sindirmem için epey bir zaman gerekti'' dedi.
'NOEL AĞACININ ALTINDA ŞİFRE BAKARDIK'Matematikçi ve yazar babasının şifrelere çok düşkün olduğunu anlatan Brown, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Amerika'da Noel günü ağacın dibinden herkes hediyelerini alır. Biz ağacın altına giderdik bir şifre bulurduk, şifreye bakardık, 'Buzdolabına git' diyor; buzdolabına giderdik, içinden bir başka şifre çıkardı; 'Yatak odasına git'. Yatak odasına giderdik, zaman içinde evi dört döndükten sonra hediyelerimizi bulurduk.''
Dan Brown, yazarların her zaman kitaplarının başarılı olacağı umudunu taşıdıklarını, ama ''Da Vinci Şifresi''nin elde edeceği başarıyı hiç kimsenin daha önce hayal etmediğini, bunun için gurur duyduğunu ifade etti.
'AĞCA'DAN MEKTUP ALMADIM'Bir gazetecinin ''Yazdığınız kitaplar yüzünden Vakitan sizi kara listeye almıştı. Bununla ilgili ne düşünüyor sunuz?'' sorusu üzerine Brown, ''Hiç şaşırmadım. Bu çok fazla düşündüğüm bir şey değil. Bence bu tür tartışmalar iyidir. Neye inanıyoruz, neden inanıyoruz, bunları tartışmaya açar'' dedi.
Dan Brown: Kilisenin tek düşmanı...

Wednesday, December 9, 2009

İstanbul Edebiyat Festivali başladı


İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti (AKB) Ajansı Genel Sekreteri Yılmaz Kurt, tarihe bakıldığında Edebiyat ile şiirin İstanbul merkezli olduğunun görüldüğünü belirterek, “Olmaya da devam ediyor” dedi.
Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi'ndeki açılış töreninde konuşan İstanbul 2010 Avrupa AKB Ajansı Genel Sekreteri Yılmaz Kurt, hazırladıkları yüzlerce Proje arasında “en seçkin olanlardan bir tanesinin bu Festival olduğunu” söyledi. İstanbul'un her an edebiyatın yaşandığı bir şehir olduğunu kaydeden Kurt, Ajans olarak bu güzel etkinliğe katkı yapmanın ayrıcalığını yaşadıklarını bildirdi.
Ajansın çeşitli başlıklar altında birçok projeyi hayata geçirdiğini ifade eden Kurt, şöyle konuştu:
“Bizim temel hedefimiz bazı projeleri bitirmek değil, 2011 ve daha sonrasına İstanbul'a kalıcı bir şeyler bırakabilmektir. Bu noktada bu festival çok anlamlı. Türkiye'deki eli kalem tutan yazarlar, şairler bu festivalde. Dünyada şu anda reklam çalışmalarımızı 'İlham veren şehir İstanbul' sloganı ile yürütüyoruz. Tarihimize dönüp baktığımızda edebiyat ile Şiir, İstanbul merkezli olduğu görülüyor ve olmaya da devam ediyor. Biz 2010 yılında da bu festivalde yer almak istiyoruz. 2010 yılının bütün yıl itibariyle bir edebiyat yılı olmasını umut ediyoruz.”
Türkiye Yazarlar Birliği Genel Başkanı İbrahim Ulvi Yavuz, 1978 yılında kurulan birliğin yurt içinde ve yurt dışında birçok etkinlik yaptığını söyledi. Birliğin 13 şubesinin bulunduğunu anlatan Yavuz, sürekli kültür faaliyetleri yaptıklarını ve böyle bir festivalde yer almaktan dolayı mutluluk duyduklarını bildirdi. Yavuz, yaptıkları etkinliklerle Türkiye'deki yazarları, şairleri, aydınları ve Bilim adamlarını gündeme getirdiklerini ve kamu oyuna tanıttıklarını dile getirdi.
Daha sonra, Kenan Işık tarafından Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Haşim, Necip Fazıl Kısakürek, Nazım Hikmet Ran, Ahmet Arif ve Sezai Karakoç'un şiirleri okundu. Ayrıca, yazar Kemal Tahir, Cemil Meriç ve Tarık Buğra'nın eşya, kitap ve fotoğraflarının yer aldığı Sergi açıldı.
Şiir akşamı, konser ve söyleşilerle devam edecek olan 1. Edebiyat Festivali 13 Aralık'ta sona erecek.
İstanbul Edebiyat Festivali başladı

Tuesday, December 8, 2009

Bu kadın El Kaide’nin ‘Mata Hari’si mi?


Afia Sıddıki, 3 çocuk annesi bir Bilim kadını, nörolog. Bugünlerde New York’ta cinayet suçundan yargılanıyor. Mahkemede hakkında ileri sürülen iddialar, ortaya konan suçlamalar Sıddıki’nin filmlere konu olacak sıradışı geçmişini gözler önüne seriyor. El Kaide bağlantılı bir terörist olduğu belirtilen genç kadının Kayıp mazisi pek çok sırla dolu.
Sıddıki’nin sis perdesi arkasındaki hayatı 18 ay önce 2 FBI ajanı ile 2 subayın Afganistan’ın Gazne kentine uçmasıyla su yüzüne çıkmaya başladı. Amerikalı ekip, Gazne’ye sıradışı bir tutukluyu, yanında 11 yaşında bir erkek çocuk bulunan burkalı bir kadını sorgulayacaktı. Afgan polisi, esrarengiz ikilinin intihar bombacısı olduğunu söylüyordu. Amerikalıları ilgilendiren ise kadın tutukluda bulunan birtakım kâğıtlardı. Dokümanların, aralarında özgürlük anıtının da bulunduğu ABD’deki bazı hedeflere yönelik kimyasal silahların kullanılacağı, büyük kıyım yaratacak saldırı notları olduğu düşünülüyordu.

Amerikalıları öldüreceğim!
Ekip, sorgu odasına girince büyük sarı bir perdenin arkasında bekleyen Sıddıki ile karşılaştı. Subaylardan biri tüfeğini ayaklarının dibine bıraktıktan sonra oturdu. Kadın aniden tüfeği kapıp “Allahü Ekber” diye bağırarak 2 el ateş etti. Neyse ki kimse vurulmadı. Çevirmen tüfeği almak için uğraşırken ikinci asker tabancasını çekip Sıddıki’yi karnından vurdu. Sıddıki yere yığılırken bile bütün Amerikalıları öldüreceğini haykırdı.
Bundan sonraki sahnede Manhattan’daki mahkeme salonu yer alıyor. Pakistanlı D. Afia Sıddıki’nin, 7 adamı öldürmeye teşebbüs ve saldırı suçundan ön duruşmaları yapılıyor. Suçlamaların tamamı Sıddıki’nin Gazne’de Amerikan personeline saldırısıyla ilgili. Ocakta başlayacak mahkemede suçlu bulunursa ömür boyu hapisle cezalandırılacak.
ABD’deki saygın üniversitelerden MIT (Massachusetts Institute of Technology) mezunu olan Sıddıki, şimdi Dünyanın en tehlikeli teröristleri arasında gösteriliyor. 2003’te izini kaybettirip 5 yıl ortalıkta görülmedi. Bu süre içinde “El Kaide’nin Mata Harisi” ya da “Bagram’ın Gri Hanımefendisi” diye anılmaya başlandı.

Suçlamaları kabul etmedi
Geçen perşeme yapılan ön duruşmada Sıddıki, hâkimin sözünü kesip, kendi avukatını azarladı. “Bütün suçlamaları reddediyorum ve masum olduğumu kanıtlayabilirim. Ancak bunu yapmayacağım. Mahkemeyi boykot ediyorum” dedi. Sıddıki ABD Başkanı Barack Obama’ya yardım edebileceğini ve Afganistan’da Taliban’la görüşmeler için arabuluculuk yapabileceğini söyledi.
Ancak yargılamanın, ajan ve militanların cirit attığı, insanların aniden kaybolduğu, Pakistan ve Afganistan’da geçen bir gerilim filmi atmosferinde gerçekleşmesi bekleniyor.
37 yaşındaki Sıddıki, Karaçili orta sınıf bir ailenin kızı olarak dünyaya gelmiş. Aile inançlı Müslümanlar olarak tanınıyor. Babası Muhammed Doktor, annesi İsmet, Pakistan’ın suikasta kurban giden Askeri lideri Ziya ül Hak’ın arkadaşı.
Sıddıki, Boston’da bulunduğu dönemde sıkı bir Müslüman eylemci olarak Afganistan, Çeçenistan ve Bosna için düzenlenen eylemlere katıldı. Bosna’da hamile kadınlara yapılanlardan etkilenen Sıddıki, camilerde konuşmalar yaptı, kampanyalar düzenledi. Fakat ilişkide olduğu hayır kurumlarından Mercy International Relief Agency’nin 1998’de Kenya’daki ABD elçiliğine düzenlenen saldırıyla bağlantısı saptandı. 11 Eylül saldırıları Sıddıki’nin hayatında dönüm noktası oldu. 2002’de FBI Sıddıki ve kocasını internette verdikleri bazı sıradışı siparişler konusunda sorguladı. Çift gece görüş dürbünü, kurşun geçirmeyen yelek ve anarşistin el kitabı niteliğinde askeri bilgiler içeren bir kılavuz kitap satın aldı.
2002’de Sıddıki El Kaide militanı Macid Han adına bir posta kutusu kiraladı. 6 ay sonra 11 Eylül saldırılarının planlayıcılarından Halid Şeyh Muhammed’in yeğeni ile ikinci evliliğini yaptı. Mart 2003’te FBI, Sıddıki’yi arananlar listesine koyunca ortadan yok oldu. Bundan sonrası için çeşitli rivayetler var. Amerikalılara göre, Sıddıki tamamen kaçak hayatı yaşadı ve El Kaide eylemlerine katıldı. 2004’te en çok aranan 7 El Kaide kaçağından biri oldu, polis bültenlerinde silahlı ve tehlikeli olduğu ilan edildi.

Karanlık yüzü açığa vurdu
Sıddıki’yi savunanlar ise başka bir hikâye anlatıyor. Bunlara göre Sıddıki kayıp 5 yılını Bagram Cezaevi’nde, işkencede geçirdi. Öyle ki cezaevindeki erkek mahkûmlar, Sıddıki’nin çektiği açıları protesto etmek için açlık grevi yaptı. Böylece Sıddıki kimileri için ABD’nin karanlık yüzünün, adam kaçırma ve işkence gibi kirli eylemlerini açığa vuran bir sembol haline geldi.


Fransa’da Almanya hesabına casusluk yapan Hollandalı egzotik dansçı Margaretha Zelle, sahnede Mata Hari adını kullanıyordu. Mata Hari, 1917’de Fransa’da kurşuna dizildi.


Karaçi’de eylülde İnsan Hakları Ağı’nın düzenlediği bir protesto gösterisinde Sıddıki’nin serbest bırakılması istenmişti. Gösteriye Guantanamo kostümleri içindeki çocuklar, bir kafes içinde katılmıştı. Kafesin arkasındaki pankartta “Karaçi doktorunun kızı Afia Sıddıki, daha ne kadar Amerikan zalimliğine katlanmak zorunda kalacak?” diye yazıyor.
Bu kadın El Kaide’nin ‘Mata Hari’si mi?

ntvmsnbc okuyucuları için seçti

İSTANBUL - Bayramlarda genellikle yapılacaklar ve gezilecek yerler listeleri yapılır. Bu listeler kadar öne çıkmasa da okunması gereken kitaplar da tatillerin öne çıkan klişeleri arasında yer alır.
ntvmsnbc editörleri de sevdiği, önemli gördüğü kitaplardan birkaçını okuyucuları için seçti. Kimi kitaplar tatilin havasına uygun düşerken kimi kitaplar günümüzde olan biteni anlayabilmek için önemli başvuru kaynağı olarak göze çarpıyor.
İşte ntvmsnbc'nin seçtiği bayramda ve daha sonrasında da okunması gereken kitaplar:
Sinan Yıldırım, Güncel- Dersim 1938 ve Zorunlu İskan - Hüseyin Aygün (Dipnot Yayınları)- Çizgilerle Komünist Manifesto - Marx, Engels, Marcenaro (Yordam Kitap)- Olasılıksız - Adam Fawer (April Yayıncılık)- Yabancı - Albert Camus (Can Yayınları)- Memleketimden İnsan Manzaraları - Nazım Hikmet (Yapı Kredi Yayınları)
Bora Özcan, Ekonomi– Ay Hırsızı – Sunay Akın (İş Bankası Kültür Yayınları)- Puslu Kıtalar Atlası - İhsan Oktay Anar (İletişim Yayınları)- Mesnevi – Mevlana (Doğan Kitap)- Toplu Şiirler - Edip Cansever (Yapı Kredi Yayınları)- Küresel Finans Krizi - Mahfi Eğilmez (Remzi Kitabevi)
Göksel Durutuna, Güncel- Hayata ve Siyasete Dair - Can Dündar (İmge Kitabevi)- Cehenneme Övgü - Gündüz Vassaf (İletişim Yayınları)- Pazar Sevişgenleri - Metin Üstündağ (Sel Yayıncılık)- Eldivenler Hikayeler - Murathan Mungan (Metis Yayınları)- Suskunlar - İhsan Oktay Anar (İletişim Yayınları)
Ali Abaday, Güncel- Binbir Çiçekli Bahçe - Yaşar Kemal (Yapı Kredi Yayınları)- Anka Kuşu - Can Dündar (İmge Kitabevi)- Halepçe’den Gelen Sevgili - Suzan Samancı (Sel Yayınları)- Sahilde Kafka - Haruki Murakami (Doğan Kitap)- Yüzünde Bir Yer - Sema Kaygusuz (Doğan Kitap)
Simla Yerlikaya, Dış Haberler- Tarih-Lenk - Y. Hakan Erdem (Doğan Kitap)- Çivisi Çıkmış Dünya - Amin Maalouf (Yapı Kredi Yayınları)- Çalışmanın Mutluluğu ve Sıkıntısı - Alain de Botton (Sel Yayıncılık)- Yersiz Yurtsuz - Edward Said (İletişim Yayınları)- Cahillikler Kitabı 3 - Werner Bartens (NTV Yayınları)
Noyan Ayan, Bilim ve Teknoloji- Herkese Biraz Daha Bilim - Claude Allégre (Yapı Kredi Yayınları)- Vakıf ve İmparatorluk – Isaac Asimov (İthaki Yayınları)- Darwin Sizi Seviyor – George Levine (Metis Bilim)- George’un Kozmik Hazine Avı – Lucy ve Stephen Hawking (Doğan Kitap)- Teknoloji – Roger Bridgman (Tübitak Yayınları)
Hasan Cömert, Kültür Sanat- Aylak Adam - Yusuf Atılgan (Yapı Kredi Yayınları)''Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaydaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kim zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine; sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutmağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez. ''
- Ziyan - Hakan Günday (Doğan Kitap)''Soğuk… her yerde soğuk... İnsanın içine işleyen bir soğuk… Soğuk, bir bölgenin, bir toplumun, insanların, tarihin, günün içine işliyor. Vuruyor, çarpıyor, durduruyor. Her şey donuyor.''
- Siyah Hatıralar Denizi - Mehmet Açar (İthaki yayınları)''Genç bir müfettiş, gizemli vakalarla uğraşan iki önemli bilimadamının intiharını araştırmak üzere karlarla kaplı karanlık bir kente gelir ve iki yüz yıllık büyük bir otele yerleşir. Amacı raporunu hazırlayıp bir an önce evine dönmektir, ama bir süre sonra açıklanması imkansız olaylara şahit olmaya başlar... Esrarengiz sakinlerin yaşadığı otelde zaman başka: türlü akmaktadır... ''
- Bunny Munro'nun Ölümü - Nick Cave (Siren Yayınları)“Sonum geldi” diye geçirir içinden Bunny Munro, yakında ölecek kimselere özgü, ani bir farkındalıkla…”
- Yer Değiştiren Gölge - Nurdan Gürbilek (Metis)''Herkesin hayatında adeta sarhoşluk içinde, rüyadaymış gibi geçirilmiş anlar vardır: Ateşli bir hastalık, aşırı yorgunluk, büyük bir sevinç, Aşk ya da düpedüz sarhoşluk. İnsanın pek kendinde olmadığı, dış dünyayla bağlarının seyreldiği anlar. Üzerinden zaman geçtikten sonra, o anla ilgili birçok şey silinir gider. O sırada olup bitenler, konuşulanlar, söylenenler unutulur. Ama gene de hatırlanan bir şeyler kalır: Birinin yüz ifadesi, bir eşyanın ayrıntısı, merkezinde bunların durduğu bir an, bir sahne. Belirsizliğin içinde birden çakan bir Sahne, nerede görüldüğü çıkarılamayan bir nesnenin anlık görünüşü, kendine gelen kişi için geçmiş yaşantının özeti oluverir birden. Bugünün duygusu; insanın geçmiş yaşantıyı sevinçle mi, utançla...''
- Çizgi Roman Dünya Klasikleri; Macbeth, Dava, Suç ve Ceza, Frankenstein, Madam Bovary (NTV Yayınları)
Pınar İlkiz, Yaşam- A’dan X’e – John Berger (Metis) “Umutla beklenti arasında büyük fark var. İlk başta süreyle ilgili olduğunu düşünmüştüm, umudun daha uzaktaki bir şeyi beklemek olduğunu. Yanılmışım. Beklenti bedene ait, umutsa ruha. Fark bu. İkisi birbiriyle temas ediyor, birbirini tetikliyor ya da yatıştırıyor. Ama her birinin hayali farklı. Bir şey daha öğrendim. Bir vücudun beklentisi bir umut kadar uzun sürebilir. Seninkini bekleyen benim vücudumun mesela. Sana iki kere müebbet verdikleri anda onların zamanına inanmayı bıraktım.”
-Har – Murat Uyurkulak (Metis)“İnsanı hor görmek kadar hoş görmek de kötüdür.”
- Ölü Zaman Gezginleri – Hasan Ali Toptaş (Doğan Kitap)“O gün Tanrı’nın kendine sorduğu en zor bilmeceydin sen. Ve ben, çözmek bana düşmüş gibi sevinçliydim”
- İnceldiği Yerden - Aslı Biçen (Metis)“Ben erkek değilim, sana aşığım Saliha.”
- Kürk Mantolu Madonna – Sabahattin Ali (Yapı Kredi Yayınları)"Şimdi aramızda noksan olan şeyin ne olduğunu biliyorum." dedi. "Bu eksiklik sana değil, bana ait...bende inanmak noksanmış... beni bu kadar çok sevdiğine bir türlü inanmadığım için sana aşık olmadığımı zannediyormuşum... bunu şimdi anlıyorum. demek ki, insanlar benden inanmak kabiliyetini almışlar.... ama şimdi inanıyorum... sen beni inandırdın. seni seviyorum. deli gibi değil, gayet aklı başında olarak seviyorum... seni istiyorum...içimde müthiş bir arzu var... bir iyi olsam!"
Göksun Kök, Emlak- Kenti Dinlemek / Büyülü Kent İstanbul’dan Öyküler - Jale Sancak (Doğan Kitapçılık)Jale Sancak herkesin İstanbul'unu sözcükler, şiirler, şarkılar eşliğinde aktarıyor. Ne denli değişirse değişsin, ne denli yitimlere ve yıkımlara uğramış olursa olsun “Ben ancak İstanbul’da yaşayabilirim” demekten vazgeçmeyenlerin İstanbul’u bu... Sancak’a kendi İstanbul’unu anlatanlar arasında İlhan Şeşen, Nedim Gürsel, Selim İleri, Uğur Yücel, Sunay Akın, Refik Durbaş, Atillâ Dorsay, Demir Özlü, Handan Öztürk, İlhan Berk, Metin Kaçan, Mario Levi, Vecdi Çıracıoğlu, Jaklin Çelik, İlhan Eksen, Hasan Öztoprak yer alıyor.
- Boğaziçi'nde Yalılar, İnsanlar - Murat Belge (İletişim Yayınları)“Bir 'Boğaziçi Tarihi' değil bu; yalıların mimarí özellikleri üstüne bir kitap da değil. Yalılardan çok, yalılarda yaşayanların kişilikleri ve hayatları üstüne bir kitap. Yapmaya çalıştığım şeyi Çelik Gülersoy'a anlattığımda, 'Anladım' demişti; 'Binadan çok zina yazacaksın'... Her ne kadar 'mimarí bir iddiası olmasa da, Boğaz ve yalılarla ilgili bir şey yazan bir insan, artık iyice sayıları artan yeni, beton, zevksiz yapılarla ilgilenmek istemiyor.”
- Şehir Romantiğinin Günlüğü - Buket Uzuner (Remzi Kitabevi)''Bir şehre âşık olmak, bir insanı sevmekten farklı değildir. Eğer âşıksanız, sevdiğinizin eksiklerini, hatalarını göremez, gördüklerinizi affedersiniz. Aşkınız sürdüğü sürece sorun yoktur. Ancak aşkın bittiği yerde, artık o sevilene bağımlı hale düşmüşseniz vay halinize! Kimi kez zevkten, çoğu kez sıkıntıdan kahrolarak yanarak tutuşur ama ne kadar terk ederseniz, o kadar çok dönersiniz ona! İşte bu kente âşık olmak da tıpkı böyle bir kara sevda hikâyesidir!''
- Diyarbakır: Müze Şehir - Şevket Beysanoğlu (Yapı Kredi Yayınları)''Bir şehri anlamak, bir insanı anlamak gibidir; bir şehri anlatmaksa bir insanı anlatmak... İnsan ne kadar açığa vursa da kendini, küçük bazı kırıntılar saklar içinde, küçük gizler... Şehirler de öyle; açıkta, ortada duruşları yanıltır bakanları, şaşırtır.''
ntvmsnbc okuyucuları için seçti

Çocukken ailem beni garip karşılar, psikoloğa götürürdü

'Sanatçı' sıfatının her önüne gelene yapıştırıldığı bir memlekette Sunay Akın gibiler nasıl tanımlanmalı? Sözcükler yetersiz kalıyor. O aslında 'E şıkkı' yani 'hepsi'... Hem Şair, hem yazar, hem TV programcısı hem de Müze kurucusu... Gerçi Akın, bu etiketleri hiç ama hiç önemsemiyor. Onun için varsa yoksa kitapları, varsa yoksa müzesi ve ailesi... Hiç karşılaşma fırsatınız olmadıysa hemen söyleyelim, en az kitaplarındaki ve televizyondaki kadar sıcak ve samimi biri. Onunla konuşurken 'İyi ki hayal kuruyor ve kurduğu hayalleri gerçekleştirmekten geri kalmıyor' diyorsunuz. Kendi deyimiyle, 'büyümeyen bir çocuk'... Kitapları 'çok okunanlar listesi'ne girmeyi başaran Sunay Akın'la son kitabı 'Ay Hırsızı'nı, Oyuncak Müzesi'ni ve yeni projelerini konuştuk.



MEZARLIKLARI SEVERİM

'Ay Hırsızı'nı yazmaya nasıl başladınız?

20 Temmuz 1969 günü, aya ayak basan insanı görebilmek için Trabzon'da odamın penceresinden baktım. Hep de şunu düşünürdüm. Gece gökyüzüne bakıp, hayal kuranlar ya çocuklar ya da hırsızlardır. İşte bu yüzden de kitabımın adı 'Ay Hırsızları' oldu. Kitap, tam anlamıyla benim çocukluğumu ve düşlerle yoğrulmuş asıl tarihi anlatıyor.



Peki, kitabın çıkış noktası neydi?

Aşiyan Mezarlığı.... Ben, mezarlıkları çok severim. Orada da burnu yere çakılmış uçak şeklinde bir mezar taşı vardı. Bu uçağın bir tarafında orada yatan kişinin doğumu, diğer tarafında da ölüm tarihi yazıyor. Mezar taşı, hostes Rona Altınay'a aitti. Bu beni çok etkiledi.



Kitabı ne kadar zamanda bitirdiniz?

14 yılda! Çünkü ben öncelikle, yazdığımı yaşarım. Yazınsal bir kaygım yok! Dolaştığım yerler müzeler, arşivler, mezarlıklar ve hep arka sokaklar... Dünyanın dört bir yanında buraları gezer, izler ve düşünür; bir serüvenci gibi davranırım.



'Önce Çocuklar ve Kadınlar' isimli kitabınız batan gemiler üzerine, 'Ay Hırsızı' ise havacılık üzerine kurulmuş bir kitap... Kitapların yayınlanma sıralamasını niye planlamadınız?

Bu sorunun yanıtını bilmiyorum. Çünkü ben kurgulayan bir Proje yazarı değilim. Benim için kitap yazmak bir etiket, kimlik değil!



HAYALPERESTİM NE OLMUŞ?

Peki yeni kitap ne zaman gelecek?

Hiç bilmiyorum. Bundan sonrası yeni bir Şiir kitabına doğru gidiyor. Mesela; Hezarfen Ahmet Çelebi'yle ilgilenirken onun bir de şiirini yazdım. Ama aklımda ayakkabılarla ilgili bir proje de var. Neil Armstrong'un ayakkabısından, Sindrella'nın ayakkabısına kadar, ayakkabılarla ilgili bir kitap yazmayı istiyorum. Sindrella'nın unuttuğu ayakkabısı Neil Armstrong'un uzayda ayağındaki ayakkabı değil midir?



Sizin bu hayalperestliğinizi eleştirenler oluyor mu?

Tabii ki! Evet, ben bir hayalperestim. Ama unutmayın ki, aslolan da hayallerdir. Gerçek, hayalin ayak izini takip eder. Hayalperestler olmasaydı, Bilim ve sanat olmazdı. Mağaradan çıkamazdınız.



SAHTEKARLIK VAR!

Siz şairsiniz, yazarsınız, programcı ve müze yöneticisiniz... Peki size nasıl hitap edilmesini istiyorsunuz?

Ben sadece Sunay Akın'ım. Kartvizitler, etiketler umrumda değil! Hiçbir şey denmesin bana! Sunay Akın olmamın bile önemi yok! İnsanların yüzündeki mutluluk var ya, ben kendimi orada arıyorum. Dört-beş kişinin jüri adı altında bir odada toplanarak karar vermesi beni hiç ilgilendirmiyor. Ama ne zaman ki, yazdığım bir metni ya da şiiri duyarsam, müzede birisinin gülümsediğini görürsem o bana yetiyor. Verilen ödülleri almıyorum. Ödüllerde bir sahtekarlığın, bir yalancılığın ve bir çeteciliğin olduğunu düşünüyorum.



Sizi en çok ne güldürür?

Benim mizah anlayışım, diğer insanlardan farklı. Benim güldüğüme herkes gülmüyor. Mesela; ben uçak inerken çok gülüyorum. Teknolojinin geldiği son nokta uçak. Ama ne lazım? Tekerlek. Yani insanın ilk icadı. 20 Temmuz'da aya bastığında Neil Amstrong ne yaptı? Merdivenden indi. Ne kadar ilkel bir duruş. (gülüyor)



75 YAŞINDAKİ BABAM BİLE "ALLAH ALLAH YİNE BAŞA DÖNDÜK' DİYOR

Kitaplarınızda ve 'Yaşamdan Dakikalar' programınızda hep aynı şeyi düşünüyorum: O kadar bilgiyi nasıl aklınızda tutuyorsunuz?

Galiba ben bilgiyi, bilgi gibi görmüyor, onu yaşıyorum. Anlattıklarımı hissediyorum. Çocukluğumda annem ve babam benden şüphelenip, sık sık çocuk ruh doktoru Atalay Yörükoğlu'na götürürlerdi.



Niye? Ruh hastası olduğunuza mı inanıyorlardı?

'Bir gariplik var bu çocukta' derlerdi. Babamın terzi dükkanındaki kumaş parçalarını toplar, eve getirir; onları haritanın önüne koyar, 'Babam bugün bilmeden hangi ülkeleri gezdi?' diye bir Oyun oynardım. Evin terasında uçak yapar, bir gün uçacağıma inanırdım. Atalay Yörükoğlu, aileme, "Bu çocuğun kanadını sakın kırmayın!" demiş. Zaten verdiği derslerde de şunu söylüyormuş: 'Bu yaşa kadar Türkiye'nin her yerinde anne ve babalar bana çocuklarını getirdi. Ben ihiçbir şey yapmadım, sadece onlarla oynadım. Anne ve babaları ise tedavi edip, geri gönderdim.'



Peki bugün geldiğiniz noktaya anne ve babanız ne diyor?

'Oyuncak Müzesi'ni kurarken oyuncaklar arasında oturuyorum. 75 yaşındaki babam geldi, baktı baktı ve Trabzon şivesiyle dedi ki, 'Allah Allah yine döndük başa...' Oğlunu büyüttü, okuttu ama yine oyuncakların arasında...



EŞİMLE BEBEK EVİ KURDUK, OYNUYORUZ!

Özel hayatınız pek bilinmiyor. İki tane çocuğunuzun olduğunu öğrendim. Onların oyuncaklara ilgisi var mı?

Evet. Eskiden yurtdışına çıktığımda oyuncak bakmaya onlarla giderdik. Ama şimdi öyle değil. Önce oğlum koptu. Şu an 21 yaşında. Arkasından da kızım... O da 15 yaşında. Geçen Zürih'te oyuncak bakacaktık, "Baba ben karşı mağazaya gideceğim" dedi. Gittiği mağaza giyim mağazasıydı. Çocuklarım oyuncağı bırakıyor. Bu benim için bir trajedi.



Peki, eşiniz sizin bu durumunuza ne diyor?

O hep benimle... Biz aslında onunla büyük bir bebek evi kurduk (Oyuncak Müzesi'nden bahsediyor) ve beraber oynuyoruz. 1980 yılında, henüz 18 yaşındayken tanıdım onu... Hâlâ da beraberiz.



Eşinizle nasıl tanıştınız?

Üniversiteyi kazandığım ilk haftalarda bir arkadaşımla beraber yürüyorduk. O, liseden arkadaşını görüp, "Belgin" diye bağırdı. Belgin arkasına döndüğü anda biz göz göze geldik. O gün bugündür de beraberiz... Onu bulmam gerçekten çok büyük şans.



HİÇBİR MÜZE İLK BİR YILINDA PARA KAZANAMAZ

Oyuncak Müzesi'nde şu an ne kadar oyuncak var? 5 bini geçti. Biz, dünyadaki benzerleri arasında en iyisiyiz. 'Müze ayakta durabilsin' diye etkinlikler de yapıyorum. Çünkü hiçbir müze, bir yılı para kazanarak kapatmaz. Zaten müze ve kütüphanelerin amacı bu değildir! Müzenin girişi öğrenci için 5, yetişkinler için 8 TL. Vergi veriyorum ama devletteki tanımım 'limited şirketi'. Limited şirketinin ödemesi gereken tüm vergileri ödüyorum. Elektrik, su ve doğalgazı maalesef yüksek fiyattan satın alıyorum.



BİZ BU EVE TAŞINALIM MI?

Yaptığınız iş; kültür. Bu, limited şirket tanımına girmez ki... Hiç girmez ama ben bunları bilerek yola çıktım. Çünkü bir şeyleri içeriden düzeltmek lazım, dışarıdan konuşmakla olmuyor. Kültür politikasında değişiklikler yapılması gerekiyor. Şikayetçi değilim, bunları bilerek işe girdim. Hayatta istediğim ve hayalini kurduğum şeyi yapıyorum.



Müzede başınızdan geçen ilginç anılar oluyor mu? Olmaz mı? Beş yaşındaki bir çocuk müzeden ayrılırken, annesine döndü ve "Anne, biz bu eve taşınalım mı?" dedi. Ama beni üzen olaylar da olmuyor değil! Mesela, müzede bir uzay odası var. Bir anne, yedi-sekiz yaşlarındaki kızıyla birlikte o odaya baktı. Tepede yıldızlar yanıyor, içeride uzay aracı var ve dedi ki, "Gel kızım burası erkek çocuklar için..." Böyle bir şey olabilir mi? Kız çocuğu uzayla ilgilenemez mi? Sorun çocukta değil, annede.



MANÇO MÜZESİ'NE İNANAMAYACAKSINIZ!

Şu an uğraştığınız bir proje var mı? Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk ile konuştuk. Barış Manço'nun evini müze yapıyorum. Tüm o yüzükler, elbiseler bende...



Ne zaman açılacak? En kısa zamanda. İçindekilere inanamayacaksınız. Sergileme elemanları enstrüman şeklinde olacak. Duvarlarda onun notaları olacak. Bir de İzmir Konak'ta 'Ümran Baradan Çocuk Müzesi' var. Orayı da Oyuncak Müzesi olarak açacağım.
Çocukken ailem beni garip karşılar, psikoloğa götürürdü