Showing posts with label Sağlık. Show all posts
Showing posts with label Sağlık. Show all posts

Sunday, February 28, 2010

Fizyoterapist faydalı olacaktır

* Beş yaşındaki otistik çocuğuma doktorumuz duyu bütünleme terapisini önerdi. Bu çalışma hakkında ne düşünüyorsunuz? Çocuk için ne yapmalıyım? E.G./Ankara

Duyu bütünleme terapisi; dış dünyayı duyusal alanlarını kullanarak anlamaya çalışan bireylere uygulanan eğitsel bir yöntemdir. Hastalığın ilk belirtileri arasında sese, sıcağa, acıya aşırı duyarlılık, sürekli yorgunluk, hareketlerde yavaşlık, el ve gözde koordinasyon bozuklukları, çocuğun merdivenden inerken boşluktaymış duygusu yaşaması, kucağa alındığında ya da sallandığında aşırı derecede korkması, denge tahtasında yürüyememesi ve yemek sorunu gelir. Bu tarz belirtileri olan çocuğun derhal bir fizyoterapi uzmanına gösterilmesi faydalı olacaktır.



Amacına uygun Oyun seçin!

* Oğlum, sürekli benden şiddet içerikli, yaşına uygun olmayan Bilgisayar oyun CD'leri istiyor. Bu konuda ne yapmalıyım? Nelere dikkat etmeliyim? S.M./İzmir

Bilgisayarın icadıyla birlikte gelişen bu Teknoloji, günümüzde hemen hemen her alana dahil olmaya başladı. Bilgisayar eğitiminde çocuğun ihtiyacına uygun ve çalışacağı alana yönelik programların seçilmesi çok ama çok önemlidir.



Zevk alsın

Özellikle aldığınız oyunların dil etkinlikleri açısından yoğun, matematik ve sembolik algıyı geliştirici, yaratıcılık ve sanat becerisine yönelik, dikkat ve konsantrasyonu artırıcı özelliklerde olmasına dikkat etmelisiniz. Bu şekilde alacağınız Oyunlar, hem çocuğunuzun bireysel öğrenmesini hızlandıracak, hem de oyun oynama kabiliyetini artıracaktır.



Tutarlı olmak önemlidir!

* Eşimle çocuğumun eğitimi konusunda anlaşamıyoruz. Ben okulda başarılı olmasını isterken, eşim çocuğun yanında 'Onu sıkma' diyor. Ne yapayım? J.Ö./İzmir

Biz buna 'tutarsız ebeveyn tutumu' diyoruz ki, en tehlikeli durumdur. Çünkü çocuğun, bu tarz tutum farklılıklarına tanık olması anne ve babasına karşı güvensizlik duymasına neden olur. Hatta bazen aşırı durumlarda çocukta taraf tutmaya kadar gidebilir. Annenin 'hayır' dediğine, babanın 'evet' diyebileceğini bilen çocuk bunu kullanır. Dolayısıyla da daha yoğun davranış sorunları gösterir. Bu nedenle eşinizle baş başa kaldığınız bir anda, bu sorunu enine boyuna konuşarak çözüm bulmaya çalışın. En azından görüş farklılıklarınızı çocuğunuza yansıtmayın! Tutarlı olmaya çalışın!



Kitapları bol resimli olsun!

* Yedi yaşındaki oğluma kitap alırken nelere dikkat etmeliyim? Kitap alırken nasıl seçmeliyim? Ö.Y./Adana

Çocuklar için kitap seçimi yaparken gelişimine uygun olanları tercih etmelisiniz. Kitabın dili, resimleri, yazım şekli, içeriği, şiddet unsuru ve korkutucu öğeler taşıyıp taşımadığına dikkat edin.



Öykü kitabı alın!

Eğer mümkün ise kendi yaş grubu için çıkarılan kitaplardan kendisinin seçmesini isteyin. Özellikle konuları sosyal içerikli olan, keyifli kitaplar seçmenizde fayda var. Bol resimli az kelimeli kitaplar, içinde üçdört karakterin olduğu seslendirilmiş hikâyeler, mesaj veren öyküler, izlediği çizgi filmlerden uyarlanmış yapıtlar, mesleklerle ilgili olanlar, doğa ve hayvanları anlatan deneysel kitaplar alabilirsiniz.
Fizyoterapist faydalı olacaktır

Oturduğunuz yerden kilo verin


nyildiz@hurriyet.com.tr
Cinsel işlev bozuklukları da dahil olmak üzere birçok hastalığın tedavisinde kullanılan hipnozla tedavi aynı zamanda zayıflamayı da kolaylaştırıyor. Konuyla ilgili olarak görüştüğümüz Psikoterapi ve Hipnoz Uzmanı Dr. Haluk Alan ile hipnozla ilgili merak edilenleri ve hipnozla zayıflamayı konuştuk.
Nilgün Yıldız yazıyor
Hipnozla tedavi ne anlama geliyor?Hipnozla tedavi; hipnoza alınan kişiyi (suje) belli bir trans derinliği ve telkinler eşliğinde, sorunu ya da sorunlarına yönelik içsel olgularına yönlendirebilme durumudur. Alternatif bir tedavi yöntemi olmayıp, tedavileri tamamlayıcı bir unsurdur.
"Hipnozla tedavi ile her şeyi yapabilseydim şimdi zengin olurdum"
Ne kadar zamandır bu işle uğraşıyorsunuz?Son 7 yılı aktif olmak üzere yaklaşık 9 yıldır hipnoz yapıyorum. Eğer hipnoz yapan kişi olarak elimde farklı güçler olabilseydi ve ben bunları hipnoza giren kişinin bütün karşı çıkmalarına rağmen istediğim şekilde kullanabiliyor olsaydım herhalde Türkiye'nin değilse bile bölgenin en zengin adamı olurdum. Çünkü, bana müracaat eden Tekstil fabrikatörlerinin sadece 2-3 tanesinin banka hesaplarını kendi üzerime transfer etseydim bu bana yeterdi.
Kimler hipnozla tedavi yapabilir?
Hipnoz Uzmanı Dr. Haluk AlanHipnozla tedavide hekimler, psikologlar ve diş hekimleri görev alabilirler. Sadece sertifika alarak hipnoz yapmaya yetkilendiğini zanneden hekim ve Psikolog dışı kişilere güvenmeyin ve onlara hipnoz olarak geleceğinizi karartmayın. Kişi için bir tehlike var mıdır? Hipnoz doğduğumuz günden bu yana aslında her gün karşılaştığımız ve hatta yaşadığımız doğal ve normal bir durumdur. Dalmış vaziyette Televizyon seyrederken ya da kitap okumaya daldığımız ancak bize sesleneni duyuyor olmamıza rağmen yanıtlayamadığımız anlar hep doğal hipnoza örneklerdir. Bunları yaşadığımız anlarda beynin alfa düzeyindedir. Yani hipnozda yaşanılan evre. Bu yüzden eğer yetkili bir hekim ya da psikolog tarafından uygulanıyorsa, hipnozun hiçbir tehlikesi yoktur. Şimdiye kadar sadece hipnozdan kaynaklanan, tespit edilmiş bir psikolojik ya da fizyolojik zarar belirtilmemiştir.
Hipnozla zayıflamak mümkün müdür? Nasıl?Düşünerek zayıflama derken biz düşünce gücünü ve dolayısıyla zihnimizi ve daha da önemlisi bilincimizi ve bilinçaltımızı kastediyoruz. Zihinsel yoğunlaşmayla elde edilebilecek yararlar sadece zayıflama ile sınırlı değildir. Metropolitan Üniversitesi uzmanlarından Dave Smith'in yaptığı araştırmada her gün bir saat Egzersiz yapanlardan daha çok, 1 saat aynı egzersizi yaptığını düşünen, bunu düşünen, zihninde canlandıran grup başarılı olmuş hatta yarım kilo daha fazla kilo vermişlerdir.Bizlerin de hipnozda kullandığı imajinasyon yöntemi kişinin belli bir beyinsel dalga boyuna getirilmesiyle sağlanabilir. Bunun en iyi sağlandığı zaman dilimi beynin alfa dalgalarının hakimiyetinde olduğu dönemlerdir. Uykuya dalmaya hazır olduğumuz anlar ve hipnozun bazı aşamalarında bu dalga boyunun hakimiyeti söz konusudur.Uykulu veya hipnotik trans durumunda vücuttaki bilinçli bütün zorlamalar en aza inmektedir. Dolayısıyla bu dönemde bilinç tarafında ortaya atılacak bilinçli çatışmalar önlenmekte, bilinçaltı bütün haşmetiyle size yardım etmek üzere gönderilecek olumlu telkinleri almaya müsait hale gelmektedir. Telkinlere açık olunan bu dönemde, bilinç geri plandadır. Bilinçaltını size faydasız bazı alışkanlıklardan temizleyip, yepyeni bir anlayışa yönlendirmek işte bu dönemde mümkündür.Bu imajinasyonun yanı sıra; kendini gelecekte nasıl görmek istiyorsa, yani mutlu, sağlıklı, estetik, ideal kilosuna ulaşmış, stresten uzak, huzurlu v. b. özellikleri kendi üzerinde görmeye çalışır. Ve bilinçaltına şu uyarıyı gönderir: "İşte ben bu olmak istiyorum. İnanıyor ve biliyorum ki bu isteğim mutlaka yerine getirilecektir…"Çikolata yemekten kendini alamayan hasta tam 12 kilo verdi
Yıllardır çikolatalı besin tüketmekten kendini alıkoyamayan bir hastam (A.G.) oluşturduğumuz etkin imajinasyon (Düşünsel yoğunlaşma) etkisiyle ilk seansımızda yediği o çikolatalı dondurmaların gres yağından üretildiği sanısıyla, seans sonunda kısa bir süre öğürme ve kusma şeklinde tepki göstermişti. Bu imajinasyonun bir gücüydü. Şimdi o hastam toplamda 12 kilo ile en iyi zayıflayan hastalarım arasındadır. Aradan 2 yılı aşan bir sure geçmiş olmasına rağmen verdiği kilolarını geri almamıştır. Bu arada çikolatalı dondurma ve diğer ürünleri de çok büyük bir rahatlıkla tüketebilmektedir. Ama sadece ihtiyacı kadar, aşırıya kaçmadan, bilinçli olarak.
Hipnozla zayıflamak kalıcı bir sonuç mudur?Tüm bu anlatılanlardan sonra evet! Diğer yöntemlere kıyasla zihinsel yoğunlaşma ve hipnoz yöntemiyle yapılan zayıflama kalıcı olmaktadır.
Nasıl bir yöntem uyguluyorsunuz?Biz uygulamayı genelde 5 seans üzerinden yapıyoruz. Sonra 15 günde bir, ayda 2, ayda 4, ayda 8 ve 12 ayda bir olmak üzere 6 kez hatırlatma seansları uyguluyoruz. Ancak hasta bu dönemler içinde ilk 21 gün geceleri tam yatmadan önce gece hipnozu seansları yapmaktadır. 21 gün sonunda elde edeceği başarı ve kazanacağı alışkanlık onun ruhunda " istediğini elde eden insanın" huzurunu yaşatacaktır. Yaklaşık hastalarımızdan ayda 4-5 kilo civarında kilo vermelerini istiyoruz.
Cinsel sorunlara da çare oluyor
Cinsel sorunlar hipnozla destek veriyor musunuz?Cinsel sorunların hipnoz yöntemiyle tedavisi mümkündür. Özellikle vajinismus, orgazm bozukluğu, cinsel isteksizlik, erken boşalma, ereksiyon problemi ve geç boşalma, üzerinde çalışılan ve hipnoz yöntemiyle olumlu sonuçlar alınan cinsel problemlerdir. Her bir sorun için farklı hipnotik uygulama bulunmaktadır. Ancak bu ve diğer sorunlarda amaç sadece hipnoz yapmak değildir. Hipnoz öncesinde kişiden sorunu hakkında yeterince bilgi alınmakta, sonra kendisine konulan tanı doğrultusunda bilgi verilmekte ve terapi süreci hakkında bilgilendirilmesi sağlanmaktadır. Bu devrelerden geçen hasta uygun trans derinliğine alınarak çeşitli terapi teknikleriyle tedavi edilmektedir.Vajinusmusta en etkili yöntemlerden biri
Hipnozla tedavi sonrasında kişi tamamen iyileşir mi?Hipnozla tedavide kişinin sorununa bağlı olarak tedaviden alınan yanıtlar da değişmektedir. Psikolojik sorunlar bağlamında ele aldığımızda örneğin sadece ilaçlı tedaviye oranla, hem ilaçlı tedavi ve hem de psikoterapi ve hipnoz uygulamaları daha kalıcı tedavi imkanı sunmaktadır. Panik bozukluğundan takıntılı durumlara ve cinsel sorunlara kadar birçok problemde daha kalıcı bir tedavi için psikoterapi ve içinde hipnoza yer verilmektedir. Vajinismusta en etkin tedavi yöntemlerinden biri hipnozdur. Hipnozla daha önce tedavi edilememiş birçok vajinismus hastasını tedavi ederek operasyonlarla sağlanamayan tedaviyi hipnozla sonuçlandırmak mümkün olmuştur. Cinsel yaşamın daha zevkli ve sorunsuz hale getirilmesinde hipnozun çok önemli katkıları olmaktadır. Özellikle batıda ön yargısız bir şekilde terapilerde kullanılmakta olan hipnoz, sorunların kalıcı çözümü noktasında terapistlere büyük kolaylıklar sağlamaktadır.
Oturduğunuz yerden kilo verin

Görme engellilere özel broşür

Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Seraceddin Çom, sağlıklı beslenmenin, tüm Yaşam gruplarındaki bireylerin yaşam kalitelerini etkileyen faktörlerin başında geldiğini söyledi.Yetersiz ve yanlış beslenmenin kansızlık, aşırı zayıflık ve şişmanlık, vitamin ve mineral eksikliği, guatr, yaygın diş çürüğü, şeker hastalığı, yüksek tansiyon ve kalp-damar hastalıklarına yol açtığına işaret eden Çom, bu nedenle toplumun her kesiminin Beslenme konusunda bilinçlendirilmesinin önemli olduğunu bildirdi.Hızlı büyüme ve gelişmeleri nedeniyle Okul çocuklarının pek çok besin ögesine ihtiyaçlarının diğer yaş gruplarındakilere göre daha fazla olduğunu, bu dönemde çocukların doğru beslenme alışkanlıkları kazanması, yeterli ve dengeli beslenmelerinin önem taşıdığını vurgulayan Çom, çocukluk dönemindeki hatalı beslenme alışkanlıklarının büyüme ve gelişme yanında okuldaki performansı da olumsuz etkilediğine işaret etti.Çom, bu dönemdeki hatalı beslenme uygulamalarının ileride de devam ettiği için kalp hastalığı, yüksek tansiyon ve Obezite için de temel risk faktörü oluşturduğuna dikkati çekti. Yaptıkları araştırmalara göre, “ülkede yetersiz beslenmenin ekonomik güçlüklerden ziyade, bilgi eksikliği ve uygulamada yapılan hatalardan kaynaklandığını” ileri süren Çom, şunları kaydetti:“Ülkemizde görme engellilerin de toplumda yaygın olduğu şekilde beslenme ve sağlık konularında yeterli bilgi sahibi olmadığını ve bunun bu kişilerin sağlık durumunu olumsuz yönde etkilediğini düşünüyoruz. Eğitim herkes gibi görme engelliler için de büyük önem taşıyor. Bu kişilerin kendine yeterli, toplumla kaynaşabilen, üretken ve özgür hale gelmeleri ancak eğitimle mümkün olabilir. Sağlık Bakanlığı olarak 2004'den beri toplumun beslenme ve fiziksel aktivite konusunda bilgilendirilmesine yönelik bir Program yürütüyoruz. Bu kapsamda, görme engelliler için de bu projenin hayata geçirilmesine karar verdik.”Bunun ilk adımı olarak, daha önce Sağlıklı Beslenme davranışının geliştiği önemli bir dönem olan ilköğretim çağındaki çocuklara yönelik bastırılan “İlköğretim Çocukları İçin Sağlıklı Beslenme” kitabı ile orta öğretim kademesindeki öğrenciler için 24 ayrı konuda hazırlanan “Sağlıklı Beslenme ve Fiziksel Aktivite Broşürleri”nin, Görmeyenler Kültür ve Birleşme Derneği ile iş birliği yapılarak Brail alfabesiyle basıldığını bildiren Çom, daha ilerde sesli kitapların da hazırlanacağını belirtti.Bin 100 adet basılan kitap ve broşürlerin, görme engellilerin eğtim gördüğü ilköğretim okullarına dağıtılacağını bildiren Çom, ihtiyaca göre bu sayının artırılabileceğini söyledi. Çom, “Kitap ve broşürler, görme engelli okul çağı çocukların sağlıklı beslenmenin yanı sıra daha hareketli bir yaşam tarzı benimsemeleri, fiziksel aktivite düzeylerinin artırılması ve bu konuda desteklenmeleri yönünde bilgiler içeriyor” diye konuştu.SAĞLIKLI BESLENİYOR MUYUM?“İlköğretim Çocukları İçin Sağlıklı Beslenme” kitabı, “Sağlıklı besleniyor muyum?” sorusuna yanıt arayarak başlıyor. Kitapta, ayrıca besinler ve besin ögeleri, besinlerle ilgili bilgiler, öğünler, örnek menüler, ana ve ara öğünler, güvenli besin, enerji dengesi ve yaşa göre büyümenin nasıl olması gerektiği ile ilgili bilgiler içeriyor.24 broşürlük seriyi kapsayan “Sağlıklı Beslenme Broşürleri” ise “Yeterli ve Dengeli Beslenme”, “Besinlerin Satın Alınması”, “Besinlerin Hazırlama, Saklama ve Pişirme İlkeleri”, “Kahvaltının Önemi”, “Sağlık İçin Sağlıklı Süt İçin”, “Gebelik ve Beslenme”, “Emziklilik Dönemi ve Beslenme”, “Bebek Beslenmesi”, “Okul Öncesi Çocuklarda Beslenme”, “Okul Çocuklarının Beslenmesi”, “Ergen ve Beslenme”, “Yaşlılık ve Beslenme”, “Fiziksel Aktivite ve Sağlık”, “Şişmanlık (Obezite)”, “Kanser ve Beslenme”, “Menapoz, Osteoporoz ve Beslenme”, “Kalp-Damar Hastalıklarında Beslenme”, “Diyabet ve Beslenme”, “Kronik Böbrek Hastalıkları ve Beslenme”, “Besin Alerjileri”, “Spor ve Beslenme” konuları ile beslenme hakkında sık sorulan sorulara verilen yanıtlardan oluşuyor.
Görme engellilere özel broşür

Onu sakın zorlamayın

* Kızım kalemi sol eliyle tutuyor ve bu durum beni rahatsız ediyor. Kalemi sağ eliyle tutmasını istiyorum ama olmuyor. Ne yapmalıyım? A.K./İstanbul

Beynimiz iki parçadan oluşur. Sağ ve sol beyin... Bu beyin küreleri, 'lateralizasyon' adını verdiğimiz çapraz bir iletişim içindedir. Sağ beyin vücudun sol tarafını, sol beyin ise sağ tarafını kontrol eder. Sağ ya da sol el kullanımı, daha doğduğumuz andan itibaren programlanmıştır. Dolayısıyla sol el kullanımı programlanmış beyni ifade eder. Çocuğu sağ elini kullanmaya zorlarsanız, farklı sorunlar gündeme gelebilir. Burada önemli olan çocuğunuzun beynini doğru yönlendirmesidir. Ona kalemi verdikten sonra hangi elle daha kolay yazdığına dikkat eden. Sürekli tercih yaptığı elin,baskın olma ihtimali yüksektir. Bu konuda onu zorlamayın ve ısrarcı tutumdan kaçının.



Hayvan sevgisini öğrenmeli

* Oğlum evde tek başına olduğu için canının sıkıldığını söylüyor. Ona bir hayvan almam gerekir mi? G.L./İzmi

Hayvan sevgisi çocukta paylaşma, sorumluluk alma ve iletişim becerilerini geliştirme yeteneği kazandırır. Özellikle yoğun iş temposu olan ebeveynlerin, çocuğuna fazla vakit ayıramaması bahsettiğim becerileri kazanmasını geciktirebilir. Bu nedenle Okul öncesi yaştan itibaren çocuklarınıza hayvan hatta doğa sevgisini kazandırmanız ileride sosyal, uyumlu, paylaşımcı ve sorumluluk sahibi bireyler yetiştirmenize destek olacaktır. Özellikle kuş, su kaplumbağası, köpek, balık ve kedi gibi hayvanlar uygundur.



Hayvanları tanıtın!

Çocuğunuza bu hayvanları tanıtıcı bir kitap almanız ve onu hayvanat bahçesine götürmeniz de ayrı bir tecrübe kazandıracaktır. Alacağınız hayvana beraber karar verip, bakımıyla ilgili sorumluluklar vermeniz de faydalı olur.



Cevaplarınız aynı olsun!

* Kızım, ne zaman aile büyüklerinden biri gelse inatçı bir çocuk oluyor. Ne yapmamı önerirsiniz? Ş.T./Isparta

Özellikle aile apartmanlarında yaşayan ya da aile büyükleriyle sık sık görüşenler, bu sorundan dolayı sürekli şikayetçidirler. Eğer aile büyükleriniz ile konuşup, ortak karar verebiliyorsanız; beraberken de ortak tutum içinde olmanız konusunda konuşun. Ebeveynin 'Hayır' dediği şeye tüm aile büyüklerinin de 'Hayır' demesi onun uyum sağlamasını kolaylaştırır. Zira çocuk böyle ortamlarda dikkat çekmek ister. Olumsuz davranışları ile ilgi çekiyorsa, bunları artırır. Ona bu konuda taviz vermeyin



Önemli olan onun tercihi

* Çocuğumun hocasıyla anlaşamıyorum. Onu okuldan almak istiyorum. Ama o, seviyor. Ne önerirsiniz? S.B./Van

Burada önemli olan sizin ve öğretmenin kişisel önyargılarını çocuğa ve eğitimine yansıtmamasıdır. Ne olursa olsun hepimizin unutamadığı yegane şeylerden biri ilkokul öğretmenlerimizdir. Bu konuda hassas davranın ve önceliğinizin çocuğunuz olduğunu unutmayın! Gözlemleyip, takip edin. Eğer okula ve derslere karşı isteksizlik gibi bir durum var ise rehber öğretmeni ile görüşün. Aşamadığınız durumda uzmandan yardım alın.
Onu sakın zorlamayın

Komiklik yapın, şarkılar söyleyin, onu gıdıklayın

Bebeklerin zeka gelişimlerinin desteklenmesinde 0-1 yaş arası dönemin önemine dikkat çeken uzmanlar, bu konuda anne-babalara önemli görevler düştüğünü belirtiyor. Anne-bebek ürünleri Alışveriş platformu e-bebek bünyesinde yayın hayatına başlayan Bebek Dergisi'nin ilk sayısında yer alan habere göre; bebeklerle konuşmak, onları güldürmek, onlara şarkı söylemek ve kitap okumak; özellikle öğrenme becerilerinin gelişimi açısından bebeklere büyük katkı sağlıyor. İşte, zeka gelişiminde bebeğinizle birlikte gerçekleştirebileceğiniz aktiviteleri de içeren 25 öneri:



1- Göz teması kurun: Yeni doğan bebekler kısa süre içinde yüzleri ayırt etmeye başlarlar ve sizin yüzünüz onun için en önemlisi! Size her baktığında, belleğini biraz daha oluşturur.



2- Onunla uzun konuşmalar yapın: Alabileceğiniz tek karşılık, boş bir bakış olacak ama çocuğunuz konuşmaya istekli gibi göründüğü zamanlarda, konuşmanıza kısa aralıklar vermeyi unutmayın. Kısa süre sonra, diyalogların ritmini anlamaya başlayacaktır. Bakışları da boş olmayacaktır.



3- Anne sütüyle besleyin: Anne sütü ile beslenen çocukların daha yüksek IQ'ları olduğu bilinen bir gerçek. Ayrıca emzirirken; çocuğunuzla konuşmayı, ona şarkılar söylemeyi ya da basitçe saçını okşamayı ihmal etmeyin.



4- Dil çıkarın: Araştırmalar, yeni doğan bebeklerin daha iki günlükken basit yüz hareketlerini taklit edebildiklerini gösteriyor. Bu da çok erken problem çözebilme yetisi oluşturmalarını sağlıyor.



5- Aynada kendine baksın: Bebeğinizin aynada kendisine bakmasını sağlayın. İlk başta, başka bir bebeğe baktığını düşünebilir ama 'diğer' bebeğin kollarını hareket ettirmeye ve gülümsetmeye bayılacaktır.



6- Ayaklarını gıdıklayın: Bebeklerin espri anlayışını geliştirmenin ilk adımı gülmektir. Ayak parmaklarından çenesine kadar onu gıdıklayarak; "Geliyor geliyor..." ya da "Seni yakalayacağım" oyunları oynayın. Bu, çocuğunuzun olacakları tahmin edebilme becerisi oluşturması için ilk adımdır.



7- Farklılıkları vurgulayın: Birbirine benzeyen ama aralarında küçük bir fark bulunan iki fotoğrafı bebeğinizin yüzüne doğru tutun. Çok küçük bir bebek bile, bir birine bir ötekine bakacak, anlatmak istediğiniz şeyi anlamaya çalışacak ve sonunda ayırt edici ayrıntıyı görecektir. Bu Egzersiz okumaya başlamarken katkı sağlayacaktır.



8- Manzarayı paylaşın: Bebeğinizle birlikte syürüyüşlere çıkın. Yürürken ona etrafta olup biteni anlatmayı unutmayın. Böylece bebeğinize sonsuz bir kelime haznesi kazandırmış olursunuz.



9- Yanında çıldırın: Bebeğiniz sizin değişen tonlarda sesler çıkararak yaptığınız konuşmalardan büyük keyif alır.



10- Şarkı söyleyin: Bazı araştırmalar, müziğin ritmini öğrenmenin matematik öğrenme ile bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor. Günlük yaptığımız işleri ona melodiler eşliğinde söyleyin.



11- Bezini değiştirme süresini iyi kullanın: Bebeğinizin altını yavaşça değiştirin. Rutininizi anlayabilmesi için o sırada neler yaptığınızı ona sakin sakin anlatın.



12- Oyun bahçesi olun: Yere sırtüstü yatarak üzerinize tırmanmasına, üstünüzde emeklemesine izin verin. Böylece bebeğiniz ileride koordinasyon ve problem çözme becerilerine sahip olur.



13- Alışverişe gidin: Oyunlara ara verdiğinizde onunla birlikte alışverişe gidin. Oradaki yüzler, sesler ve renkler bebeğinizin iyi vakit geçirmesini sağlayacaktır.



14- Kitap okuyun: Araştırmalar, 8 aydan itibaren bebeklerin bir hikayeyi 2- 3 kez dinledikten sonra, içindeki kelimeleri öğrenmeye başladıklarını gösteriyor. Ona kitap okuyun!



15- Ce-e oynayın: Saklanma ve bulunma oyunlarınız sayesinde bebeğiniz, objelerin kaybolabileceğini, sonra yine geri gelebileceğini öğrenir.



16- Albüm yapın: Akraba ve arkadaşlarınızın fotoğraflarının olduğu bir albüm yapın ve bebeğinizin hafızasını tazelemek için zaman zaman ortaya çıkartın.



17- Yemeğiyle oynamasına izin verin: Hazır olduğunda, farklı farklı yiyeceklerin tadına parmaklarıyla bakmasına izin verin.



18- Yerdekileri toplayın: Bebeğiniz durmaksızın mama sandalyesinden aşağı bir şeyler atıyor. Sinirlenmeyin! Bebeğiniz yalnızca yerçekimi kanununu öğreniyor.



19- Engelli bir yol hazırlayın: Minderleri ve oyuncakları yere serpiştirin ve ona,bunların nasıl üstünden ya da altından emekleyerek geçebileceğini gösterin. Motor becerilerinin gelişmesine katkı sağlamış olursunuz.



20- "Beni yakalayamazsın!" oynayın: Bazen hızlanıp bazen yavaşlayarak evin içinde dizlerinizin üstünde gezinin ve sizi takip etmesini sağlayın. Eğlenceli Oyunlar oynayabileceğiniz yerlerde durmayı ihmal etmeyin.



21- Komik surat yapın: Bebeğiniz burnunuza her dokunduğunda 'Bip' sesi, kafanıza vurduğunda komik bir ses çıkarın. Aynı ses ya da davranışları üç-dört kez tekrarlayın.



22- Kendi yolunuzu bulun: Bebeğinizi kucağınıza alıp tüm evi dolaşın. Ellerini soğuk cama, yeni yıkanmış çamaşırlara, yumuşak yapraklara ve diğer güvenli eşyalara dokundurun. Dokunduğu her nesnenin adını söylemeyi de unutmayın.



23- Uzun hikayeler anlatın: En sevdiği hikayeyi bulun. Hikayenin kahramanının adını bebeğinizin adı ile değiştirerek daha cazip hale getirin.



24- Bir hayvan kitapçığı oluşturun: Onunla hayvanat bahçesine gidin ve en çok ilgi gösterdiği hayvanların fotoğraflarını çekerek bir albüme yerleştirin. Daha sonra, hep birlikte hayvan kitabınızı okumaya başlayın. Arada hayvan sesleri çıkartmayı unutmayın.



25- Her şeyi sayın: El ve ayak parmaklarını, evinizdeki merdivenleri ya da yerdeki oyuncakları birlikte sayın. Kısa süre sonra o da size eşlik etmeye başlayacaktır.



* EN seksi SEÇİLDİLER



* DİZİLER NEREDE ÇEKİLİYOR?



* OCAK AYININ KAPAK GÜZELLERİ



* HANGİ ünlü NEREDE OTURUYOR?



* ÜNLÜLER HANGİ TAKIMI TUTUYOR?



* ÜNLÜLERİN BOYLARINI BİLİYOR MUSUNUZ?



* Magazin TURU İÇİN TIKLAYINIZ



* ANA SAYFAYA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ



Komiklik yapın, şarkılar söyleyin, onu gıdıklayın

Çocuk örneklerle anlayabilir

* Oğlum duygularını ifade ederken yanlış kelimeler kullanıyor. 'Korktum' diyeceğine, 'üzüldüm' diyebiliyor. Ona nasıl yardımcı olabilirim? L.O./İstanbul

Çocuğunuza duygularını tanıtarak, kendini daha iyi ifade etmesini sağlarken empati duygusunu geliştirmesine de katkı yaparsınız. Temel duygular; mutluluk, korku, heyecan, merak, üzüntü, kızgınlık ve hayal kırıklığıdır. Ani durumlarda oluşan duyguları ona geri bildirim vererek gösterin. Bir hediye aldığında yaşadığı sevinci 'Çok mutlu gözüküyorsun' ya da korktuğunda 'Çok korkmuşsun. Bak kalbin hızlı hızlı atıyor' gibi sözlerle ifade edin.



Vücut diliyle anlatsın

Gazete, dergi veya filmlerde gördüğü kişilerin yüz ifadesinden hangi genel ruh durumunu yaşadığını tahmin etmesini isteyin. Duyguların isimlerinin yazılı olduğu kağıtlardan birini seçerek, vücut diliyle o duyguyu anlatmasını isteyin.



Okulda keyif aldığını söyleyin

Yarıyıl tatili bitti. Çocuğumun okula daha çabuk adapte olması için ne yapmalıyım? A.T./Samsun

Okulda yaşadığı keyifli anlarını (doğum günü kutlaması, arkadaşıyla yaşadığı güzel bir hatırası) sohbet konusu yapın. Bu sayede okul, onun için keyifli zamanların da yaşandığı bir ortam olarak hatırlanacaktır. Sevdiği sınıf arkadaşları ile telefonlaşmasını sağlayın. Bir hafta boyunca her gün aile bireyleri hep beraber kalkın ve kahvaltı yapın. Okul gidiş merasimini çok fazla uzatmadan merakla kendisini bekleyeceğinizi, güzel bir gün olacağını söyleyin. Akşam eve geldiğinde gününü paylaşın ama zorlamayın! Sabrederek olayları kendisinin size anlatmasını bekleyin.



Evham yapmayın!

Yaşayacağınız panik ve heyecanı çocuğunuza yansıtmamaya çalışın. "Öğretmenin ne ödev verdi? Vah vah bunu nasıl yapacağız!" tarzı kaygılarınız ve evhamlarınız bulaşıcıdır. Dikkat edin! Okula gitmek istemeyen çocuğa sakın yüz vermeyin!



Bırakın kitabını kendisi seçsin!

Sekiz yaşındaki kızım için kitap alırken zorlanıyorum. Hangi tip kitaplar almamı önerirsiniz? S.Y./Adana

Çocuklar için kitap seçerken, kitabın dili, resimleri, büyüklüğü, yazım şekli, içeriği, şiddet unsuru ve korkutucu öğeleri taşıyıp, taşımadığına dikkat edin! Eğer mümkün ise kendi yaş grubuna uygun kitaplardan kendisinin seçmesini isteyin. Özellikle konuları sosyal içerikli, öğretici ve keyifli kitaplar seçmeniz faydalı olacaktır. Örneğin, içinde üç-dört karakterin olduğu, seslendirilmiş hikâyeleri, izlediği çizgi filmlerinden uyarlanmış öyküleri, doğa ve hayvanları anlatan deneysel kitapları tercih edin.



Her tedavi sorun çözmez

Engelli çocukların gelişimini destekleyici birçok yöntem var. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz? M.A./Van

Özel eğitimde esas olan bireysel eğitimdir. Alternatif yöntemler sorunu çözmez, sadece destek sağlar. Bu bağlamda düşündüğünüzde normal Eğitim alanında kullanılan tüm farklı yöntemler, özel eğitim içinde geçerlidir. Son dönemlerde en çok at ve yunus terapisi, duyu bütünleme çalışmaları, drama ve Müzik eğitimi gibi alternatif yöntemlerden faydalanılmaktadır.
Çocuk örneklerle anlayabilir

Thursday, December 31, 2009

Güzelliğin 100 bin yılı bu kitapta

L'Oreal Vakfı, insanlığın Güzellik anlayışını araştıran dev bir eserin oluşmasına destek oldu. 'Güzelliğin 100 000 Yılı' adıyla yayınlanan beş ciltlik eser, bugüne kadar güzellik adına tüm medeniyetlerde sorulan birçok soruyu yanıtlıyor. Eser, 35 farklı uyruktan, 300 yazar tarafından, son derece titzlikle ve uluslararası bir yaklaşımla hazırlandı. Elisabeth Azouly'nin editoryal yönetmenliğini yaptığı ansiklopedik eser, Gallimard Yayınevi tarafından Fransa'da yayımlandı. Antropologlar, arkeologlar, etnologlar, sosyologlar, sanatçılar, filozoflar, tarihçiler, sanat eleştirmenleri, Müze küratörleri ve psikiyatrların yer aldığı 'Güzelliğin 100 000 Yılı' çalışmasında her bir yazar, güzellik arayışına ve vücudun tanımına orijinal bir okuma getiriyor.



İddialı bir kitap

Güzelliğe zaman ve mekan açısından bu kadar iddialı yaklaşan ilk eser olma niteliği taşıyan 'Güzelliğin 100 000 Yılı', bir tespitten yola çıktı: "Güzellik arayışı, bütün medeniyetleri ilgilendiriyor ve insan vücudu bu medeniyetlerin orta önceliğini oluşturuyor." Vücudun biçimi, renklerin uygulanmaları, saç şekilleri ve süslemeler, çıplaklık ve giyim gibi ayırıcı özelliklerin oluşturduğu şekiller, ait oldukları kültürü, dönemi ve sosyal statünün belirlenmesini sağlıyor. Kitap, bütün bu çeşitlilikle beraber, arayışların evrensel boyutunu da gösteriyor.



Beş ciltlik eser

Beş ciltlik eserin her bir cildinde, güzellik arayışının belli bir dönemi incelendi. Ayrıca her dönem, uzmanlarının Bilimsel yönetiminde hazırlandı. Kitabın her cildi ise 60 ile 100 makaleden oluşuyor. Kitap, internet üzerinden de satın alınabiliyor.





* ÜNLÜLERİN GERÇEK İSİMLERİ



* ÜNLÜLERİN DOĞUM TARİHLERİ



* HANGİ ünlü NEREDE OTURUYOR?







* ÜNLÜLERİN İLK EVLİLİKLERİ



* ANA SAYFAYA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Güzelliğin 100 bin yılı bu kitapta

Monday, December 14, 2009

Çocuklar için

Yeni yılda en şık o olsun

Yeni yılda en güzel hediyeyi yine çocuklar alacak. Mothercare'in yılbaşı özel serisinde yer alan uyku tulumları, elbise ve hırkalar; çocuklar için hediye alırken ilk seçeneklerinizden biri olabilir.



Bu sandalye eğitiyor!

Bebeklerin hayal gücünü geliştirerek öğrenmelerini kolaylaştıracak yeni bir yol var: Fisher- Price'ın Eğitici Sandalye'si. Sandalyede bulunan kitap, Müzik eşliğinde masal anlatırken, bebekleri hayal dünyasında gezintiye çıkarıyor.
Çocuklar için

Tuesday, December 8, 2009

Sorunlarını öğrenmeye ve çözmeye çalışın

* Soru: Çocuğum beşinci sınıfa gidiyor. İlk dört yılımız oldukça başarılı geçti. Ancak bu yıl notlarında düşüş var. Sizce bu durum neden kaynaklanıyor? D.S./İstanbul

Bunun birçok nedeni olabilir. Ani yaşanmış travmatik bir olay (ölüm, boşanma, taciz vs...), ergenliğe giriş, aile içi iletişimde ciddi kopuşlar, arkadaş ilişkileriyle ilgili yaşadığı sorunlar ya da öğretmeninin olumsuz sayılabilecek tutumları bu duruma sebep olan etkenler arasında sayılabilir.



Gözlemleyin!

Siz, öncelikli olarak çocuğunuzu gözlemleyin. 'Boş zamanlarında ne yapıyor?, 'Harçlığını nereye harcıyor?, 'Okula devamsızlığı var mı?' gibi soruların cevaplarını mutlaka öğrenin. Başarısızlıklarından dolayı vereceğiniz cezalar ona artıdan çok eksi getireceği için, çocuğunuza kızmayın! Sorununun altında yatan nedenleri anlamaya araştırmaya çalışın. Çocuğunuza söylemeden öğretmenleriyle konuşun. Derste dalmalar, üzgünlük ya da aşırı saldırganlık hali olup olmadığını, derslere karşı ilgisini öğrenin. Eğer yukarıda saydığım etmenlerde problem olmadığını düşünüyorsanız, mutlaka bir uzmandan yardım alın.



Sevginizi göstermeniz önemli!

* Soru: Ben çalışan bir anneyim. Bu yüzden de çocuğumla yeterince ilgilenemiyorum. Ona bunu hissettirmemek adına neler yapabilirim? A.Y./Adıyaman

Aslında bu sorun, tüm çalışan annelerin yaşadığı bir sıkıntı... Ben, size gün içerisinde yapabileceğiniz basit ama etkili birkaç tüyo vermek istiyorum. Bunlardan ilki, her gün mutlaka iki kez çocuğunuza sarılın ve onu öpün. 'Seni çok seviyorum' diyerek ona sarılmanızın ve öpmenizin üzerinde yaratacağı etkiyi tahmin bile edemezsiniz.



Hediye alın!

Onunla ilgilendiğinizi göstermenin bir diğer yolu da, yokluğunuzda onun neler yaptığını öğrenmektir. Bu, ona verdiğiniz değeri gösterecektir. Ummadığı zamanlarda, çocuğunuza ufak-tefek hediyeler almanız da onu mutlu edecektir. Haftada bir gün tabağını süslemeniz ve ona kitap okumanız da hoşuna gidecektir.



Çocuğunuz otistik olabilir!

* Soru: Dört yaşındaki oğlum halen konuşmuyor. Seslendiğimizde bize bakmıyor. Babası geç konuşmuş. Acaba oğlumda da bu problem olabilir mi? E.B./Trabzon

Maalesef sorun, otizm adını verdiğimiz bir problemin belirtilerini andırıyor. Otizm; yaşıtlarından farklı davranışlar gösterme, konuşmanın gecikmesi olarak sıralayabileceğimiz sorunları içeren bir iletişim problemidir. Belirgin olarak iki-üç yaşlarında fark edilmeye başlanır. Teşhisi, çocuk psikiyatrları koymaktadır. Alacağınız teşhise göre eğitsel tedavi, gerekli ise ilaç tedavisi uygulanabilir. Özel Eğitim almanız gerekebilir. Otizmde temel nokta, çocuğun iletişimsel becerilerini artırmaktır. Çocuğunuzu bol bol şaşırtıp, yaşıtlarının da bulunduğu ortamlara girmesini sağlayın. Bireysel destek aldıktan sonra uygun düzeye geldiğinde mutlaka yuva eğitimine yollayın. Evde sık kullandığı eşyalarının fotoğraflarını çekin. Fotoğraftaki eşya ile gerçeğini eşleştirerek gösterin.
Sorunlarını öğrenmeye ve çözmeye çalışın

Süresi değil kalitesi önemli

Buna karşın uykusuzluk yaygın bir şikayet. Uyku bozukluğu denince bu, uykuya dalma güçlüğü, uykuyu sürdürememe ya da sabahları erken uyanma anlamına gelebilir. İnsanların yüzde 30 kadarının bu gibi şikayetleri var.

Bir bakış açısına göre yaşamımızın üçte biri uykuda geçtiğine göre, bu durumun düzelmesi ile yaşamımızın üçte birini düzeltmiş olacağız.

Sağlıklı ve iyi bir uykunun tek göstergesi uykunun süresi değildir. Ne kadar uyuduğunuzdan çok nasıl ve ne kalitede uyuduğunuz önemlidir. Eğer rüyalarla süslü derin uyku dönemlerine yeterince girip çıkabildiğiniz, bölünmeden tamamlayabildiğiniz bir uyku süreci yaşamışsanız, o uykudan daha fazla istifade edersiniz. Kısacası, uykunun süresi kadar yapısı ve içeriği de anlamlıdır.

Pek çok neden uykusuzluğa sebep olabildiğinden, uykusuzluk durumunuzun devamlılık göstermesi halinde bunu tanıdıklarınızın kullandığı ilaçları deneyerek halletmeye çalışmayın, muhakkak doktorunuza danışın.

Uykusuzluk çekmenizin sebebinin bilinip, zamanında önlem alınması, genel sağlığınız açısından çok yararlı olacaktır.

SORUNLARINIZI YATAĞA TAŞIMAYIN

- Yatak odasını çalışmak, yemek yemek, kitap okumak veya TV izlemek için kullanmayın. Yatak odası uyumak içindir.

- Yatak odanız sessiz, karanlık ve rahat olsun. Melatonin isimli uyku hormonu karanlıkta salgılanır. Televizyon karşısında uyursanız, buradan çıkan ve devamlı değişen ışık, melatonin salgılanmasını olumsuz etkileyip uyku derinliğinizi ve sürekliliğinizi bozabilir.

- Yatakta veya yatmadan birkaç saat önceden itibaren size Stres yaratacak konuları düşünmeyin. İş problemlerini işten ayrılmadan önce halletmeye çalışın, gece yatağınıza taşımayın.

- Yatak odanız serince olsun.

- Uykunuz varsa yatağa girin.

- Yatak odasında gece uyandığınızda görebileceğiniz saat olmasın, arada uyanırsanız saate bakmayın.

- Yatmadan önceki iki-üç saat içinde ağır yemekler yemeyin.

- Akşam saatlerinde pastırma, peynir, çikolata, patlıcan, patates, turşu, sosis, ıspanak, domates yemeyin. Bu besinlerdeki tiramin, beyni uyaran norepinefrinin salınmasını artırır.

- Yatmadan bir-iki saat önce az miktarda, muz, hurma, incir, süt, yoğurt, fıstık ezmesi yiyebilirsiniz. Bu ürünlerdeki triptofan uyumanıza yardımcı olabilir.

- Alkolden uzak durun. Az miktarda alkol, önce uyku getirse de uykunun derin evrelerinde bozulmaya neden olur.

- Akşamları kafeinli içecek-lerden (kahve, çay, kolalı içecekler, çikolata) kaçının. Çikolata ise hem uyku kaçıran kafein, hem de uyku-ya yardımcı olan triptofan içerir.

- Sigara içmeyin. Nikotin uyku sorunlarına neden olabilir.

- Düzenli Egzersiz uyku kalitesini artırdığından doktorunuz izin veriyorsa yürüyüş ve benzeri egzersizler yapmayı ihmal etmeyin.


Süresi değil kalitesi önemli

Uzlaşmak için çatışmak gerekir


Biz de ilişkilerdeki ve evliliklerdeki sorunları, bunlara çözüm bulabilme konusundaki çözümlemeleri işin uzmanıyla konuşalım istedik. Uzman Psikolog ve Çift Terapisti Arzu Güneş’le yaptığımız bu röportajda; ilişkiler ve evliliklerle ilgili ilginç ve yol gösterici bilgiler bulacaksınız.
Terapi, sorunlara çözüm bulmak… Ama çoğu insan bundan kaçıyor.
Terapi bir fark etme sürecidir; sorunları, nedenleri ve çözüm yollarını fark etme… Kişi kendi sorunlarını yine kendi kaynaklarıyla çözer. Terapist sadece bu süreçte bireylere eşlik eder, yollarına ışık tutar.
‘Çift Terapisi’ neleri görmeyi sağlıyor?
Üzerine basarak belirtmek isterim ki; çift terapisi uzman kişinin size hatalarınızı söylediği, doğruyu yanlışı dikte ettiği, ne yapmanız gerektiğini öğrettiği bir süreç değildir. Komşu teyze üslubuyla akıl veriş hiç değildir.
Çift danışmanlığı yapıyorsunuz. Evlilik ve evlilik öncesi ilişkilerde yaşanan sorunları çözme konusunda özellikle erkeklerin bu konuyu uzman bir kişiyle konuşmaktan kaçmalarının nedeni nedir?
Galiba erkekler sorunlarını başkalarıyla konuşmak ve yardım almak konusunda kadınlardan daha isteksizler. Aslında isteksizler demektense deneyimsizler demek daha doğru olacak. Kadınlar bir sorunla karşılaştıklarında bunu çözmek için yakınlarına, arkadaşlarına, daha deneyimli bir abla ya da komşularına danışabiliyorlar. Ama erkekler ne kendi aralarında konuşuyorlar ne de akıl alabilecekleri başka birine başvuruyorlar. Bu nedenle bir profesyonel bile olsa başkasından yardım almak erkeklere çok sıcak gelmiyor. Ama danışmaya başladıklarında ve yardım almanın güçsüzlük olmadığını anladıklarında durum çok değişiyor. Bazen erkekler bu nedenle terapide kadınlardan çok daha hızlı yol kat ediyorlar.
HAYATIN HER ANINI PAYLAŞMAYA, BİRBİRİNE KOŞULSUZ GÜVENMEYE DÖNÜŞTÜĞÜNDE, EVLİLİĞE ‘YENİLGİ’ DEMEK MÜMKÜN DEĞİL!
Aşkla başlayan evlilikler neye yeniliyor? Zamana mı, alışkanlıklara mı yoksa bunlardan başka şeylere mi…
Yaşamda her şey değişiyor. Biz de değişiyoruz. Beklentilerimiz, hayata bakışımız değişiyor. Evlilikler de, temelinde Aşk veya ne yatıyor olursa olsun, zaman içinde mutlaka değişime uğrayacaktır. Bence değişimin kaçınılmaz olduğunu anlayan ve bu değişime ayak uydurabilen çiftler evlilikte başarılı oluyorlar. Aşkla başlayan bir evlilik; birbirini çok iyi tanımaya, hayatın her anını paylaşmaya, birbirine koşulsuz güvenmeye dönüştüğünde buna “yenilgi” demek mümkün mü? Biz büyüyüp olgunlaşırken aşk da olgunlaşıyor. Biçimi değişiyor. Bunu anlayamayıp ilişkinin başındaki aşkı beklemek, yapabileceğimiz önemli bir hata bence.
Size gelen çiftlerin en çok karşılaştıkları sorunlar neler?
Aslında her çift kendine has, farklı ve özgündür. Yaşanan sorunlar benzer olsa da, her çift için o sorun farklı biçimde hayat bulmaktadır. Ama elbette sık rastlanan belli sorun başlıklarından söz edilebilir. Terapiye gelen çiftler galiba en sık iletişim sorunlarından söz ediyorlar. Örneğin; “Eşim beni anlamıyor” cümlesiyle çok sık karşılaşıyoruz. Aynı dili konuşan iki kişinin birbirini anlamaması elbette söz konusu değil. Ama anlamak ya da anlaşılmak, konuşurken kullanılan sözcüklerin anlamlarının ötesinde çok daha karmaşık bir durumu içerdiğinden, ilişkilerdeki en önemli dertlerimizden biridir.
ÇİFTLERİN SINIR ÇİZME KONUSUNDA EKSİKLERİ VAR!
Eşlerin anne babalarının ilişkiye karışmaları da evlilikteki başlıca sorunlardan…
Çiftin aile sınırlarının net olarak belirlenmemiş olması ve kadın ya da erkeğin ailesinin, sınırları ihlal etmesi, yine sık karşılaştığımız sorunlardandır. Kayınvalide sorunundan söz edilmesi ya da “senin ailen, benim ailem”, “kardeşin dedi ki”, “düğünde halanların yaptıkları” gibi kalıp cümlelerin kullanılması, çiftin sınır çizme konusunda eksikleri olduğunun göstergesidir.
Bu durum nasıl önlenebilir?
Az önce, aile sınırlarının net olarak belirlenmemesinden söz etmiştik. Bu, önemli sorunlara yol açabilecek bir durumdur. Bunun önlenebilmesi için çiftin kendilerine ait ailenin sınırlarını net biçimde belirlemesi gerekir. Bu da; çiftin aile içi yetki ve sorumluluklarının belirlenmesi, kararların kim tarafından nasıl alınacağının netleşmesi ile sağlanabilir.
Başka ne gibi sorunlar…
Aslında daha onlarca sorun başlığından söz edilebilir. Ama sorun ne şekilde cereyan ederse etsin, sorunun altında ihtiyaçların karşılanmamasının yattığını düşünüyorum. Bu nedenle; ilişkide kimin, hangi ihtiyacının karşılanmadığını bulmak ve her iki birey tarafından ihtiyacın anlaşılmasını sağlamak terapideki öncelikli amacımızdır.
UZLAŞMAK İÇİN ÇATIŞMAK VE TARTIŞMAK GEREKİR! İlişkilerde yaşanan tartışmalar nasıl ve neler yapılarak en aza indirgenebilir?
Tartışma, çatışma hatta kavgalar ilişkilerde kaçınılmazdır. Olmalıdır da… Çünkü uzlaşmak için çatışmak ve tartışmak gerekir. Uzlaşmak her zaman aynı fikirde olmak ya da bir tarafın diğerinin dediğini kabul etmesi değildir. Uzlaşmada eşitlik vardır, karşılıklı adım atmak vardır. ‘Bir gün senin dediğin, bir gün benim dediğim olsun’ demek vardır.
Oysa çoğu ilişkide bir süre sonra ego ortaya çıkabiliyor.
Evet, maalesef… Uzlaşmada ‘Hep bana’ demek yoktur, ‘Farklı düşünceleri kabul edemem’ demek yoktur, ‘Aynı fikirde olmamak Dünyanın sonudur.’ demek yoktur. Uzlaşma küsmemek, alınmamak, farklılıklarla yaşamaktır. Bu nedenle ben; çatışma ve tartışmaları, çifti uzlaşmaya götürdüğü için olumlu değerlendiriyorum. Ama tartışmayı, konuşmayı, kendimizi doğru ifade etmeyi bilmek koşuluyla… Bu nedenle çiftleri tartışmamak değil, doğru tartışmak konusunda bilgilendiriyoruz.
Genel olarak baktığınızda eşler arasındaki iletişimsizliğin temel kaynağı – kaynakları nedir?
Güzel bir soru. Galiba iletişimsizliğin ya da iletişim sorunlarının kaynağında en fazla düşünce hatalarımız yatıyor. Yaşam olayları karşısında bizim tepkilerimizi belirleyen, bir durumun ya da olayın ne olduğu değil, bizim tarafımızdan nasıl algılandığıdır. Yani, durum ve olayları algılarken düşüncemizde oluşan olası düşünce hataları; genelleme, önyargı, zihin okuma ya da olumsuzu seçme gibi iletişim sorunlarına neden olmaktadır.
Evliliklerde ortaya çıkan sorunların ortaya çıkmasında eşlerin birbirini dinlememesinin etkili olduğunu düşünüyorum. Yanılıyor muyum?
Bu gerçekten de önemli bir etken. Terapide bireyler sık sık “Eşim beni dinlemiyor” diye yakınırlar. Buradaki dinlememe galiba anlamama ile aynı anlamda kullanılıyor. Dinlenmeme ya da anlaşılmama, bireylerde birçok olumsuz duyguyu çağrıştırmaktadır. Örneğin; dikkate alınmama, değer verilmeme, istenmeme hatta sevilmeme… Bu duyguların var olduğu bir ilişkide de, önemli sorunlar olduğunu düşünmek yanlış olmaz.
İLİŞKİ, İÇİNDE KENDİMİZİ GÖRDÜĞÜMÜZ BİR AYNA GİBİDİR! MUTLU BİR BİRLİKTELİK İÇİN HER ŞEYDEN ÖNCE BİREY OLMAYI BAŞARAN İKİ KİŞİ GEREKLİ! Mutlu bir birlikteliğin sırları nelerde gizli?
Mutlu bir birliktelik için, bence her şeyden önce birey olmayı başaran iki kişi gerekli. Kendini değerli bulan ve onaylayan bireyler olduktan sonra bir ilişkide kendini sağlıklı biçimde ortaya koymak hiç de zor değil. Çünkü ilişki, aslında içinde kendimizi gördüğümüz bir ayna gibidir. Ve aynadaki aksini beğenmeyen ve bunun için kendini ve karşısındakini hırpalayan bireyler ne “mutlu” ne de “birlikte” olabilirler.
KİŞİNİN İLİŞKİSİNDEN BEKLENTİSİ AZALDIYSA ASIL ORADA SORUN BAŞLAR!
Kadınlar yaşadıkları ilişkiden çok şey mi bekliyor?
Ben kadınlar ve erkekler diye başlayan cümlelerin çoğunu tehlikeli buluyorum. Bu tür cümleler genellemeleri içerir ve “genelleme yapmak” önemli bir düşünce hatasıdır. Bence kadın ya da erkek herkes ilişkisinden çok şey bekler. Ya da beklemelidir. Hepimiz kendimizi tamamlayacak bir eş, ya da öbür yarımızı arıyorsak, ki eski çağlardan beri kadın erkek birlikteliğinin temelinde bu arayış yatıyor, ilişkimizden çok şey beklememiz doğal ve gereklidir. Kişinin ilişkisinden beklentisi azaldıysa asıl orada sorun başlamaktadır diye düşünüyorum. Ama bazen hayatında ilişkisinden başka bir şey olmayan bireylerle karşılaşabiliyoruz. İşte bu çok sağlıksız bir durumdur ve kişinin yaşama ilişkin tüm ihtiyaçlarını ilişkisine yüklemesine sebep olur. Ve hiç bir ilişki bu yükü kaldıramaz.
Toplumumuzda; gerek insanların gerekse bazı uzmanların ‘Kocanı elde tutmak istiyorsan şunu yap, bunu yapma’ tarzı akıl vermeler çok yaygın malum.
‘Kocanı elde tutmak istiyorsan şunu yap, bunu yapma’ tarzında akıl vermelerin halkı yanlış bilgilendirdiğini ve yanlış yönlendirdiğini düşünüyorum. Ama sanırım buradaki asıl sorun, uzman sıfatındaki bir kişinin medyadan verdiği akıllarla halka nasıl zarar verebileceğinin farkında olmamasıdır. Galiba bu durum; bilmemekten, doğru formasyondan gelmekten kaynaklanmaktadır. Bununla ilgili şunu söylemek istiyorum: Lütfen dinlediğiniz kişinin söylediğini dikkate almadan önce kim olduğunu, formasyonunu ve gerçekten konunun uzmanı olup olmadığını araştırınız.
Erkeklerin sorumluluktan kaçmalarının nedenini neye bağlıyorsunuz?
Erkeklerin sorumluluktan kaçtığı düşüncesi bence yine bir genelleme. Partnerinin sorumluluktan kaçtığını düşünen bir kadına hangi sorumluluklardan söz ettiğini sormakla başlayabiliriz. Bu sorumluluklar erkeğin üstlenmek istemediği veya üstlenmek zorunda hissetmediği bir sorumluluksa, onu bundan sorumlu tutmak ne kadar doğru veya mümkündür?
Bunu biraz açarsak…
Bir sorumluluktan söz etmek için öncelikle ortada bir görev bulunması gereklidir. Örneğin; kirayı ödeme bir görevse bunun sorumluluğunun kime ait olduğu konusunda çiftin anlaşması gerekir. Anlaşmaya göre bu sorumluluk erkeğe ait ise ve bu sorumluluğu yerine getirmiyorsa erkeğin sorumluluktan kaçması durumundan söz edilebilir. Ama bu konuda konuşulmadı ve anlaşma yapılmadı ise, erkek kirayı ödemiyor diye kirayı ödeme sorumluluğundan kaçıyor denemez. Görev ve sorumluluklar konusunda konuşan, fikirlerini ve beklentilerini açıkça ifade eden ve bu konularda anlaşan çiftler için bu tip sorunlar söz konusu olmayacaktır.
BAĞLANMAKTAN KAÇILIYORSA NEDENİ ‘GÜVEN’DİR! GÜVENEN İNSAN BAĞLANMA KORKUSU YAŞAMAZ!
Aşık olan bir erkek, bağlanmaktan neden korkuyor?
Bağlanmak hepimiz için farklı anlamlar içeren bir kavramdır. Ama tek bir ortak özeti vardır: Güven. Bağlanmaktan kaçınan kişinin kadın olsun, erkek olsun güven duygusu ile ilgili çalışmak gerekir. Bebeklikten itibaren sağlıklı bir güven duygusu geliştirmiş ve yaşadığı olumsuzlukları güvensizliğe dönüştürmemiş olan bir bireyin, ihtiyaçlarını karşılayacak kişiyi bulduğunda bağlanma korkusu yaşayacağını düşünmüyorum.
İNSANOĞLU, KESİNLİKLE TEK EŞLİLİĞE VE SADAKATE UYGUN!
İnsanın kendini tamamlayan bir eş bulma ve ona sadık kalma güdüsü ile türünün devamını sağlama güdüsü çatışıyor mu? Doğada erkekler içgüdüsel olarak çok eşliliğe mi yöneliyor? Ya da başka bir ifadeyle, insanoğlu gerçekten tek eşliliğe ve sadakate uygun mu?
Bunu cevaplamak için doğaya bir bakalım. Canlılar için en temel güdü yaşamı sürdürme güdüsü, en büyük kaygı ise ölüm kaygısıdır. Canlı, ölüm kaygısından kurtulmak için ölümsüzlüğün bir yolunu arar durur. Ölümsüzlük türünü devam ettirmekle mümkün olabilir. O halde canlı, türünün devamlılığı yani sonraki kuşakta kendi genlerini sürdürmek için elinden geleni yapmalıdır. Türün devamlılığı için başarılı üreme gereklidir. Bunun için döllenme maksimumda gerçekleşmelidir. Dişi ancak tek erkekten döllenebilirken ve doğuma kadar tekrar döllenemezken, erkek birçok dişi ile eşleşme şansına sahiptir. Bu nedenle, bazı türlerde farklı olsa da, doğada birçok Canlı türünde tek eşlilik yoktur. Diğer taraftan insanın tek eşliliği, zihinsel gelişimi ile birlikte yavaş yavaş oturan bir kavramdır. Yani ilkel insanın, başta tek eşli olmasa bile, zamanla içindeki tamamlanma güdüsü ile tek eşliliğe doğru geliştiği düşünülebilir. Çünkü insan biyolojik bir varlık olmasının yanı sıra hayvanlardan farklı olarak; anlama, bilme, yorumlama hatta sanat yapma yetisiyle biyolojik üstü bir varlıktır. Eğer doğadaki bu üstün varlık, yani insan tek eşlilik kavramını geliştirmemiş olmasaydı muhtemelen aşk, sadakat, sadakatsizlik, kıskançlık, bağlılık ve tutku gibi kavramlar da olmayacaktı. Ve bu kavramların olmadığı bir dünya, muhtemelen çok daha renksiz ve sıradan olacaktı. Özetle, ben insanoğlunun kesinlikle tek eşliliğe ve sadakate uygun olduğunu düşünüyorum. Ama bunun için birçok koşulun gerçekleşmesi gereklidir. Selin Karacehennem, ‘Erkekler aslında çok basittir!’ diyor. Sizce?
Yine bir genelleme… Ayrıca bu ifadede çok ciddi bir başkalaştırma var. Bu tür başkalaştırmalar; eşleri birbirinden uzaklaştırmakta, birbirini anlamasını güçleştirmekte ve aralarındaki sorunları çözmeyi zorlaştırmaktadır. Bilirkişi ya da uzman kişilerin bu tür başkalaştırıcı ifadelerden kaçınması gerektiğini düşünüyorum.
Aşkı, o heyecanı yıllarca sürdürmek için neler yapılmalı?
Bir ilişkide ihtiyaçlarımızın farkında olmak, bu ihtiyaçları karşılama hakkımız olduğunu kabullenmek ve ihtiyaçlarımızı karşılamaya çalışmak; bireyselliği gerçekleştirmenin yoludur. Tüm bunları karşımızdakinin ihtiyaçları için de yapabilmek, bu da birlikteliği gerçekleştirmenin yoludur. Böylece ilişkide; bütünleşme, heyecan, güven gibi birçok olumlu duygunun devamlılığı sağlanabilecektir.
Çift danışmanlığı ile bireysel danışmanlık arasındaki benzerlikler ve farklılıklar…
İkisi de temelde aynı prensiplere bağlıdır. Ancak çift terapisinde terapi süreci boyunca seanslara her iki birey de katılır. Bu durum bazı yaklaşımlarda farklılık gösterebilir ve ilişkiye yönelik bir sorun tanımlanmasıyla terapiye başlanır. Çift terapisinde bireylerin kişiliklerinden çok ilişkinin parametrelerine odaklanılır.
Son olarak eklemek istedikleriniz…
‘Çift Terapisi’nin ne olduğu konusunda sokaktaki insanın fazla bilgisi yok. Bu bilgiyi edinmesi; ya bir gün ihtiyaç duyup terapiste gitmesiyle ya da medya tarafından bilgilendirilmesiyle mümkün olacaktır. Bu nedenle yaptığımız bu röportajımızı çok önemli buluyorum. Arzu GÜNEŞ kimdir?Uzman Psikolog Arzu GÜNEŞ, lisans eğitimini Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji bölümünde, uzmanlık eğitimini ise Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Sosyal Psikiyatri dalında tamamladı.
Çeşitli anaokullarında psikolog ve danışman olarak çalıştı. Bayındır Tıp Merkezinde ve Başbakanlık bünyesinde Psikolog olarak görev yaptı, TED Ankara Koleji’nde Eğitim Danışmanlığı görevini üstlendi. Daha sonra İsviçre’nin Zürih kentinde, The C.G. Jung Institute’da eğitimlere, klinik çalışmalara katıldı. Özellikle ‘Çift Terapisi’ konusunda çalışmalar yaptı ve The Swiss Art Therapy Training Institute’da ‘Sanat Terapisi’ eğitimi aldı. Mesleki birikimlerini ‘Çiftlerle Psikoterapi’ konulu kitap çalışmasına ve amatör olarak yazdığı Tiyatro oyunlarına yansıtmaya çalışan Arzu Güneş; devlet ve özel sektörde toplam 18 yıl psikolog olarak çalıştıktan sonra, 2008 yılı itibarıyla çalışmalarını serbest olarak sürdürmektedir. Evli veya evli olmayan çiftle yapılan ‘Çift Danışmalığı’ dışında birçok bireyle de çalışan Arzu Güneş çeşitli seminer ve konferanslar vermektedir
Uzlaşmak için çatışmak gerekir