Showing posts with label Fransa. Show all posts
Showing posts with label Fransa. Show all posts

Sunday, February 28, 2010

Şair Taner Baybars hayatını kaybetti

İSTANBUL - Bir süredir Kanser Tedavisi gören Taner Baybars, 73 yaşında hayatını kaybetti.
Toplu şiirleri Tilki ile Çobanaldatan (2007) YKY’den çıkan Şair Baybars, Kıbrıs’tan (sadece Türk kökenliler değil, Elen, Maronit, Levanten kökenli bütün Kıbrıslılar arasından) çıkmış en dikkat çekici şairlerden biriydi.
Kıbrıs, Lefkoşa'da doğan Baybars, Ocak 1954'te ilk Şiir kitabını yayımladı. Aynı tarihte, Britanya Kraliyet Hava Kuvvetleri'nde askerliğe başladı. 1956'da Londra'ya gitti ve bir daha adaya dönmedi. 1956-1988 yılları arasında, İngiliz Askeri Kütüphanesi ile British Council'da kitap ve yayınla ilgili çeşitli işlerde çalıştı. Emekli olduktan sonra Fransa'ya gitti.
Türkçe, ingilizce, Fransızca yazan Taner Baybars, aynı zamanda Nâzım Hikmet'ten çeviriler yaptı, çağdaş Türk şiirini İngiliz diline tanıttı. Çok-kültürlü, çok-dilli şiirlerinde, Türk, İngiliz, Yunan, Fransız şiir gelenek ve dillerini birlikte kullanarak farklı bir tarz yarattı.
Baybars'ın eserleri şunlar:Şiir: Mendilin Ucundakiler (1954, Kıbrıs); To Catch a Falling Man (1963, İngiltere); Susila in the Autumn Woods (1974, İngiltere); Narcissus in a Dry Pool (1978, İngiltere); Pregnant Shadows (1981, İngiltere), Fox and the Cradle Makers (İngiltere'de yayımlanmak üzere), Seçme Şiirler/Selected Poems 1947-1997 (Çev.: Mehmet Yaşın, YKY 1997); Toplu Şiirler - Tilki ile Çobanaldatan (YKY 2007).
Roman ve Anı: A Trap for the Burglar (1965, İngiltere); Plucked in a Far-Off Land: Images in Self-Biography (1970, İngiltere, Türkçe çevirisi Uzak Ülke: Bir Kıbrıs Çocukluğu).
Şair Taner Baybars hayatını kaybetti

Thursday, December 31, 2009

Güzelliğin 100 bin yılı bu kitapta

L'Oreal Vakfı, insanlığın Güzellik anlayışını araştıran dev bir eserin oluşmasına destek oldu. 'Güzelliğin 100 000 Yılı' adıyla yayınlanan beş ciltlik eser, bugüne kadar güzellik adına tüm medeniyetlerde sorulan birçok soruyu yanıtlıyor. Eser, 35 farklı uyruktan, 300 yazar tarafından, son derece titzlikle ve uluslararası bir yaklaşımla hazırlandı. Elisabeth Azouly'nin editoryal yönetmenliğini yaptığı ansiklopedik eser, Gallimard Yayınevi tarafından Fransa'da yayımlandı. Antropologlar, arkeologlar, etnologlar, sosyologlar, sanatçılar, filozoflar, tarihçiler, sanat eleştirmenleri, Müze küratörleri ve psikiyatrların yer aldığı 'Güzelliğin 100 000 Yılı' çalışmasında her bir yazar, güzellik arayışına ve vücudun tanımına orijinal bir okuma getiriyor.



İddialı bir kitap

Güzelliğe zaman ve mekan açısından bu kadar iddialı yaklaşan ilk eser olma niteliği taşıyan 'Güzelliğin 100 000 Yılı', bir tespitten yola çıktı: "Güzellik arayışı, bütün medeniyetleri ilgilendiriyor ve insan vücudu bu medeniyetlerin orta önceliğini oluşturuyor." Vücudun biçimi, renklerin uygulanmaları, saç şekilleri ve süslemeler, çıplaklık ve giyim gibi ayırıcı özelliklerin oluşturduğu şekiller, ait oldukları kültürü, dönemi ve sosyal statünün belirlenmesini sağlıyor. Kitap, bütün bu çeşitlilikle beraber, arayışların evrensel boyutunu da gösteriyor.



Beş ciltlik eser

Beş ciltlik eserin her bir cildinde, güzellik arayışının belli bir dönemi incelendi. Ayrıca her dönem, uzmanlarının Bilimsel yönetiminde hazırlandı. Kitabın her cildi ise 60 ile 100 makaleden oluşuyor. Kitap, internet üzerinden de satın alınabiliyor.





* ÜNLÜLERİN GERÇEK İSİMLERİ



* ÜNLÜLERİN DOĞUM TARİHLERİ



* HANGİ ünlü NEREDE OTURUYOR?







* ÜNLÜLERİN İLK EVLİLİKLERİ



* ANA SAYFAYA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Güzelliğin 100 bin yılı bu kitapta

Saturday, December 19, 2009

Yıldız Sertel vefat etti


New York’ta 1923’te doğan Yıldız Sertel, orta ve lise öğrenimini Arnavutköy Amerikan Kız Kolejinde yaptı. İkinci Dünya Savaşı sırasında Londra Yüksek iktisat Okulunda Ekonomi okuyan Sertel, savaştan sonra ABD Columbia Üniversitesi’nde sosyoloji dalında yüksek lisans tezi verdi.
Ailesiyle 1950’de yurtdışına çıkan Sertel, değişik Avrupa şehirlerinde yaşadıktan sonra Nâzım Hikmet’in yardımıyla Bakü’ye yerleşti. Yıldız Sertel, annesi Sabiha Sertel’i 1968 yılında Bakü’de kaybettikten sonra babası Zekeriya Sertel ile Paris’e göç etti. Paris’te 1971-1989 yılları arasında üniversitede Osmanlı ve Orta Doğu tarihi dersleri okutan Sertel, Fransa ve Türkiye’de sosyal, ekonomik konularda ve anı türünde pek çok makale ve kitap yayımladı. Yıldız Sertel, 1991 yılında yurda dönerek, yazı yaşamını sürdürdü ve Sertel Gazetecilik Vakfını kurdu.

Yıldız Sertel vefat etti

Monday, December 14, 2009

257 yıllık esrarengiz keman


Yaşar Üniversitesi Oda Orkestrası eşliğinde vereceği konser için İzmir'e gelen Kan, 60 yıldır kullandığı kemanının ilginç öyküsünü de paylaştı.“Harika Çocuklar” olarak bilinen yasayla Fransa'da Müzik eğitimi aldığı dönemde, iyi bir kemanı olmadığını ve kendileriyle ilgilenmek üzere dönemin bakanlığı tarafından görevlendirilen “talebe müfettişi”nin yıl sonu sınav döneminde kendisine iyi bir Keman kiraladığını anlatan Kan, sınavlar sona erince bu kemanın iade edildiğini söyledi.Talebe müfettişinin 1952 yılında kendisine şimdi kullandığı 1752 yapımı kemanı getirdiğinde çok mutlu olduğunu ifade eden Kan, şöyle konuştu:“O zaman bu keman kiralama işi Türkiye'de duyulmuş herhalde. İstanbul'da bir hanım, topluca bir para yollamış Paris'teki talebe müfettişine, tek şartı da isminin açıklanmaması olmuş. Benim bu hikayeden 7-8 sene önce haberim oldu. Daha önce haberim olsaydı, en azından hanım yaşamıyorsa bile ailesini bulurdum, bir şey yapardım. O zamanki talebe müfettişi yaşıyordu, şimdi vefat etti, ona sorardım. Artık sorabileceğim, öğrenebileceğim kimse kalmadı. Bu keman bana kimin hediyesi bilmiyorum, ama kendisine müteşekkirim, tüm ömrümce benimleydi.”Kan, kemanının kendisinden sonra kime kalacağına henüz karar vermediğini belirterek, genç yetenekleri izlediğini kaydetti.“BAŞKA BİR Yaşam BİLMİYORUM”Yaptığı işin çok çalışma ve disiplin gerektirdiğine işaret eden Kan, 5 yaşında başladığı müziğin kendisi için bir yaşam biçimi olduğunu ve başka bir yaşam biçimi bilmediğini belirterek, “Bana müzisyen olmasaydım ne olacağımı soruyorlar, ben müzisyen olmamak diye bir şey bilmiyorum, bu benim hayat biçimim, hala biraz enerjim var ama 80-90 yaşında kalmayacak, şimdilik devam ediyorum” diye konuştu.Türkiye'de müzik anlamında olumlu gelişmeler olduğunu, son yıllarda artan konservatuvar ve orkestra sayısının kendisini mutlu ettiğini, özellikle Anadolu kentlerindeki orkestraların artışının dikkati çekici olduğunu ifade eden Kan, “hayallerindeki noktada” olmasa bile, gelişmelerin ümit verici olduğunu kaydetti ve “Ben hayallerimi belki göremeyeceğim ama ümitsiz de olmamak lazım. Belki ben de bir yerlerden hayal ettiğim noktaya gelindiğini görüyor olacağım” dedi.
KÜLTÜR POLİTİKALARI VE MÜZİK EĞİTİMİHer ülkenin değişmeyen ancak geliştirilen, tutarlı kültür politikaları olması gerektiğine inandığını ifade eden Kan, sözlerini şöyle sürdürdü:“Türkiye'nin bir kültür politikası yok, maalesef de hiç olmadı. Bazı kişilerle, kültür bakanlığına gelen kişilerle, bireysel çabalarla bir şeyler oluyor, iyi işler de oluyor ama maalesef hükümetler değişince bazı şeyler değişiyor. Tutarlı bir sanat politikasının olması gerektiğini hep savunuyorum. Bazen televizyonda izliyorum, sporcular, diğer bazı mesleklerin mensupları da tutarlı ve devamlı politikaların olmamasından şikayet ediyorlar. Demek ki, ülke olarak bu özel bir hastalığımız.”Kan, sanat politikasının özellikle çocukların eğitimine odaklanması gerektiğine de işaret ederek, okullarda çocukların müzik dinlemeye alıştırılması gerektiğini söyledi.“Do'dan sonra hangi notanın geldiğini, ya da Beethoven'ın kaç yılında doğduğunu” öğrenmelerinin, ileride başka meslekleri seçecek çocuklara yararlı olmayacağını ifade eden Kan, şöyle konuştu:“Çocuklara müzik derslerinde ileride unutacakları bilgileri yüklemek yerine, onları müzik dinlemeye alıştırmak gerekiyor. Okullara gidiyorum, öğrencilere konserlere gidip gitmediklerini soruyorum. 'Gitmiyoruz, çünkü anlamıyoruz' diye cevap veriyorlar. Müzikten anlamak diye bir şey yok, müzik dinlemeye alışmak var. Ben güzel yemek yemeyi seviyorum, ama yediğim her güzel yemeği yapamam. Aşçıbaşı ne koymuş, hangi baharatları koymuş, soğanını ne kadar kavurmuş bilemem, ama yediğim zaman zevk alıyorum, bu bir alışkanlık meselesi. Bence derslerde bunu vermek lazım. Yoksa müzikle ilgili diğer bilgileri zaten müziği meslek olarak seçenler konservatuvarlarda alıyorlar. Konser dinleyicisini tesadüflere bırakmamak lazım, müziğe alışmayı tesadüflere bırakmamak lazım.”EN SEVDİĞİ BESTECİ MOZART
Kan: ''Türkiye'nin bir kültür politikası yok malesef de hiç olmadı. Çocuklara müzik derslerinde ileride unutacakları bilgileri yüklemek yerine, onlara müzik dinlemeye alıştırmak gerekiyor. Dinlemekten ve yorumlamaktan en çok zevk aldığım besteci Mozart, benim için Cennetin kapısı onun müziğiyle açılıyor.''Müzikten arta kalan zamanlarda kitap okuduğunu, Sinema ve tiyatroya gittiğini ve arkadaşlarıyla zaman geçirmekten hoşlandığını anlatan Kan, “Benim yaşımda, benim konumumda, bunca sene kalabalıklar içinde geçen bir ömürde çok tanıdığım var ama gerçekten arkadaş, dost diyebileceğim insanlar çok fazla değildir, onlarla mümkün olduğunca fazla vakit geçirmeyi severim” dedi.En sevdiği besteci sorusuna tereddütsüz “Mozart” yanıtını veren Kan, Mozart'a olan hayranlığını şöyle dile getirdi:“Çalmaktan, dinlemekten zevk aldığım çok besteci var ama 'bir tanesini seç' derseniz, Mozart derim. Mozart'ın anlatım gücü, müziği bana hayatı, sevgiyi, hoşgörüyü ve dünyadaki güzellikleri ifade ediyor. Dinlerken de çalarken de başıma geliyor, Mozart'ın yazdığı iki üç notayla cennetin kapılarını dinleyerek, ya da elinizdeki çalgıyla açıyorsunuz. Sahiden cennet var mı bilmiyorum, ama benim için cennetin kapısı onun müziğiyle açılıyor.”
257 yıllık esrarengiz keman

Tuesday, December 8, 2009

İstanbul 3 kıtayı fethetti


Yarışmada ilk üçe giren ve onur ödülü alan fotoğraflar için tıklayın - Foto Galeri
“İkinci Yabancı Seyyahlar Gözüyle İstanbul 2009” (İstanbul Photo Contest 2009) uluslararası fotoğraf yarışması sonuçlandı. 40 ülkeden, 213 fotoğrafçının 1117 fotoğraf karesiyle katıldığı yarışmada ilk üçe Fransız, Amerikalı ve Çinli fotoğrafçılar girdi. 13 Aralık 2009 Pazar akşamı Tarihi Binbirdirek Sarnıcı’nda düzenlenecek galada yarışmacılar hem fotoğraflarını sergileyecek hem de farklı İstanbul seyahati kazanacak
En çok ilgiyi 34 fotoğrafçıyla İtalya'nın gösterdiği yarışmada onu Rusya 26, Fransa 20 fotoğrafçıyla takip etti. Yarışmaya bu yıl Endonezya, Filipinler, Bosna-Hersek ve Makedonya ilk kez katıldı. İlk üçe giren fotoğrafçılar ise üç kıtadan çıktı.
İlk üçe giren yarışmacılar İstanbul'u anlattı
Akbil ve haritayla İstanbul'u gezdi
“İkinci Yabancı Seyyahlar Gözüyle İstanbul 2009” (İstanbul Photo Contest 2009) uluslararası fotoğraf yarışmasında birinciliği “Sokak Futbolu” adını verdiği fotoğraf karesiyle Fransız Vincent Rok kazandı. Profesyonel fotoğraf sanatçısı olan ve 9 Aralık’ta Birleşmiş Milletler’in Danimarka’da düzenlenen “İklim” toplantısına katılacak olan Rok yarışmaya giriş sürecini anlattı: “Bu yıl Eylül ayında nişanlımla İstanbul’a geldik ve otostop çekerek Türkiye’nin pek çok şehrini gezdik. İstanbul’da kaldığımız süre boyunca da elimizde harita ve akbille her yeri gezip fotoğrafladık. Buradaki son günümüzde bir mağazanın vitrininde “İstanbul Photo Contest 2009” fotoğraf yarışmasının afişini gördüm ve www.istanbulphotocontest.com internet adresini beynime kazıdım. Ardından da fotoğraflarımı yarışmaya yolladım. Birinci olduğuma inanamıyorum ama İstanbul’da yaşamayı hayal edebilirim.”
Savaştan kaçtı, "Okuyan Türkiye"yi fotoğrafladı
Yarışmaya katıldığı “Okuyan Türkiye” fotoğrafıyla ikinciliği kazanan Amerikalı Zouhair Ghazzal, aslen Suriyeli. Üniversiteyi Lübnan’da okumuş. Ancak 1988 yılında iç savaş çıkınca Amerika’ya göç etmek zorunda kalmış. Şu anda Chicago Lloyola Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan Ghazzal’ın Ortadoğu üzerine pek çok makalesi ve araştırması bulunuyor. Çağdaş Suriye ceza sistemi üzerine bir kitap yazan Ghazzal, İstanbul Boğaziçi Üniversitesi’nde 2008 yılında Türkiye ve İran sineması üzerine de seminer vermiş. Ghazzal, İstanbul’un en çok sosyal yaşamından etkilenmiş.
Aşkı ve romantizmi İstanbul'da buldu
Hong Kong doğumlu, 29 yaşındaki Wong Wai-Kei tam bir seyyah. Türkiye’yi başta İç Anadolu bölgesi olmak üzere karış karış gezmiş. Dünyada gezdiği her ülkede fotoğraf çeken ve bir internet sitesi kuran Çinli yarışmacı, İstanbul’u gezerken de aşkı yakalamış. Nasıl mı? Elinde fotoğraf makinesi Taksim Meydanı’nda yürürken önce kırmızı bir tramvay görmüş. Onun önünde de gelin ve damat… Deklanşöre basmış ve İstanbul’un en Romantik karesini yakalamış. Wong Wai-Kei, “İstanbulda Aşk” adını verdiği fotoğrafıyla yarışmada üçüncü oldu.
En çok Sultanahmet Camii fotoğraflanıyor
“İstanbul Photo Contest” araştırma gurubu bir yıl boyunca internette yaklaşık on beş bin fotoğraf blog’unda İstanbul’u fotoğraflayan sanatçıya ulaştı ve en çok fotoğraf çekilen mekânı saptadı. Araştırmaya göre yabancılar Paris’te Eyfel Kulesi’ni, Çin’de Çin Seddi’ni, Newyork’ta Özgürlük Anıtı’nı, Moskova’da Kızıl Meydanı, İstanbul’da da en çok Sultanahmet Camii’ni fotoğraflıyor.
Ödüller 13 Aralık'ta verilecek
Jürisinde Tülin Ersöz, Patrizia Beninca, Ersin Kalkan, Selahattin Sevi, Sebati Karakurt, David Katzenstein,Sertaç Gureş,Mustafa Özer, Arthur Thevenart’in yer aldığı İkinci Yabancı Seyyahlar Gözüyle İstanbul 2009 yarışmasının ödül töreni 13 Aralık 2009 Pazar akşamı Tarihi Binbirdirek Sarnıcı’nda düzenlenecek.
Hayali gerçeğe dönüştü
Les Arts Turcs ve Şengüler Turizm geçtiğimiz yıl onuncu yılını kutladı. Kültür turları yapan şirketin ortağı Nurdoğan Şengüler onuncu yılları şerefine alternatif bir aktivite yapmayı hayal etti. Sonunda İstanbul ile ilgili uluslararası bir fotoğraf yarışması düzenlemeye karar verdi. 1 Nisan 2008 istanbulphotocontest.com adlı bir internet sitesi kurdu ve 37 farklı ülkeden, 190 fotoğraf sanatçısı 950 fotoğrafla “Yabanci Seyyahlar Gözüyle İstanbul 2008” fotoğraf yarışmasına katıldı. Yedi ay sonunda birinciliği Zulema Josa (İspanya-Barselona), ikinciliği Maria Schnabl (Avusturya), üçüncülüğü Catherine Gautier-le-Berre (İsviçre) kazandı. Bu yıl yarışmanın ikincisini düzenleyen Nurdoğan Şengüler hayalinin gerçeğe dönüş öyküsünü şu sözlerle anlattı: "İstanbul artık yukselen deger.Dış dunyada gidip görulmesi gereken kentler arasina girdi.Şehrin yasam ve mistik enerjisi yabancilari buyuluyor.Gelecek yil yarişmamızı yine yapacagiz.Ayrica konuk ulke fotografları projesine basliyoruz. 2010 yilinda RUSYA fotograflari,2011 de Ipek Yolu ve civari ulkeleri,2012 de Akdeniz havzası ulkeleri fotografları digital gosterileri olacak.Bu yil GALA da genç Turk fotografcilarininda kisa birer digital etkinligi yapilacak."








İstanbul 3 kıtayı fethetti