Showing posts with label Program. Show all posts
Showing posts with label Program. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

İzmir Kitap Fuarı 15 yaşında

İZMİR - TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. ve Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliği ile 17-25 Nisan 2010 tarihleri arasında düzenlenecek 15. İzmir kitap Fuarı'nda konferans, söyleşi, panel, Şiir dinletisi gibi 130 kültür etkinliğinde ve imza günlerinde yüzlerce yazar okurlarıyla buluşacak.
Yüksel Pazarkaya: 50. Sanat Yılı Bu sene 50. sanat yılını kutlayan Şair, çevirmen, dil bilimci Yüksel Pazarkaya 15. İzmir Kitap Fuarı’nın onur konuğu olarak fuar kapsamında düzenlenecek etkinliklerde yer alacak.
Okur ve Yazar Buluşmaları Dokuz gün süresince yüzlerce yazar okurlarıyla buluşma fırsatı yakalayacak. Bu kapsamda Yüksel Pazarkaya, Füruzan, Tahsin Yücel, Doğan Hızlan, Gülten Dayıoğlu, Turgut Özakman, Oya Baydar, Ahmet Telli, İnci Aral, Enver Ercan, Tuğrul Keskin, Nihat Behram, Ataol Behramoğlu, Mavisel Yener, Ayla Kutlu, Muzaffer İzgü, Muazzez İlmiye Çığ ve pek çok şair, yazar ve Bilim insanı İzmir Kitap Fuarı’nda etkinlik ve imza günlerinde yer alacak.
TÜYAP Çocuk Kulübü-23 Nisan Çocuk ŞenliğiTÜYAP Çocuk Kulübü bünyesinde bu sene de 23 Nisan Çocuk Şenliği çeşitli etkinliklerle kutlanacaktır. Söyleşi, okuma saati, atölye çalışmaları ve gösteriler gibi 20’ye yakın kültür ve Edebiyat etkinliğinin yer alacağı Program 20- 21 ve 22 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek.
Fuar’ın Sergileri 15. İzmir Kitap Fuarı etkinliklerin yanı sıra önemli sergilere ev sahipliği yapıyor. “Yazarları da Çizerler” Kemal Buluş’un çizimlerinden yazar portrelerinden oluşan bir Karikatür sergisi. Buluş, çizdiklerinin izleyici tarafından kendi bakış açısıyla görülmesini sağlıyor. Sergide öncelikli olarak resimlenen insanlar; kalemi ve hayat hikâyesi ile toplumsal mücadeleye yön veren emekçileri ele alıyor.
Birzamanlar Yayıncılık ve Punto Yayınları’nın çok sayıda fotoğrafçının katkısıyla hazırladığı “Türkiye’nin Siyahları” sergisi, Osmanlı döneminde köle olarak Afrika’dan Türkiye’ye getirilenleri ve bunların günümüzde yaşayan torunlarını görünür hale getirmeyi amaçlıyor.
“Anadolu’da Yolculuk” sergisi Yolculuk dergisi görsel yönetmeni Faruk Akbaş’ın çektiği fotoğraflarla Anadolu’da köyleri, şehirleri, dağları, yaylaları ve buralarda sürüp giden birbirinden farklı, yaşamları, asırlardır devam eden gelenekleri, kaybolmaya yüz tutmuş zanaatları konu ediniyor.
İzmir Kitap Fuarı 15 yaşında

Sunday, February 28, 2010

Görme engellilere özel broşür

Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Seraceddin Çom, sağlıklı beslenmenin, tüm Yaşam gruplarındaki bireylerin yaşam kalitelerini etkileyen faktörlerin başında geldiğini söyledi.Yetersiz ve yanlış beslenmenin kansızlık, aşırı zayıflık ve şişmanlık, vitamin ve mineral eksikliği, guatr, yaygın diş çürüğü, şeker hastalığı, yüksek tansiyon ve kalp-damar hastalıklarına yol açtığına işaret eden Çom, bu nedenle toplumun her kesiminin Beslenme konusunda bilinçlendirilmesinin önemli olduğunu bildirdi.Hızlı büyüme ve gelişmeleri nedeniyle Okul çocuklarının pek çok besin ögesine ihtiyaçlarının diğer yaş gruplarındakilere göre daha fazla olduğunu, bu dönemde çocukların doğru beslenme alışkanlıkları kazanması, yeterli ve dengeli beslenmelerinin önem taşıdığını vurgulayan Çom, çocukluk dönemindeki hatalı beslenme alışkanlıklarının büyüme ve gelişme yanında okuldaki performansı da olumsuz etkilediğine işaret etti.Çom, bu dönemdeki hatalı beslenme uygulamalarının ileride de devam ettiği için kalp hastalığı, yüksek tansiyon ve Obezite için de temel risk faktörü oluşturduğuna dikkati çekti. Yaptıkları araştırmalara göre, “ülkede yetersiz beslenmenin ekonomik güçlüklerden ziyade, bilgi eksikliği ve uygulamada yapılan hatalardan kaynaklandığını” ileri süren Çom, şunları kaydetti:“Ülkemizde görme engellilerin de toplumda yaygın olduğu şekilde beslenme ve sağlık konularında yeterli bilgi sahibi olmadığını ve bunun bu kişilerin sağlık durumunu olumsuz yönde etkilediğini düşünüyoruz. Eğitim herkes gibi görme engelliler için de büyük önem taşıyor. Bu kişilerin kendine yeterli, toplumla kaynaşabilen, üretken ve özgür hale gelmeleri ancak eğitimle mümkün olabilir. Sağlık Bakanlığı olarak 2004'den beri toplumun beslenme ve fiziksel aktivite konusunda bilgilendirilmesine yönelik bir Program yürütüyoruz. Bu kapsamda, görme engelliler için de bu projenin hayata geçirilmesine karar verdik.”Bunun ilk adımı olarak, daha önce Sağlıklı Beslenme davranışının geliştiği önemli bir dönem olan ilköğretim çağındaki çocuklara yönelik bastırılan “İlköğretim Çocukları İçin Sağlıklı Beslenme” kitabı ile orta öğretim kademesindeki öğrenciler için 24 ayrı konuda hazırlanan “Sağlıklı Beslenme ve Fiziksel Aktivite Broşürleri”nin, Görmeyenler Kültür ve Birleşme Derneği ile iş birliği yapılarak Brail alfabesiyle basıldığını bildiren Çom, daha ilerde sesli kitapların da hazırlanacağını belirtti.Bin 100 adet basılan kitap ve broşürlerin, görme engellilerin eğtim gördüğü ilköğretim okullarına dağıtılacağını bildiren Çom, ihtiyaca göre bu sayının artırılabileceğini söyledi. Çom, “Kitap ve broşürler, görme engelli okul çağı çocukların sağlıklı beslenmenin yanı sıra daha hareketli bir yaşam tarzı benimsemeleri, fiziksel aktivite düzeylerinin artırılması ve bu konuda desteklenmeleri yönünde bilgiler içeriyor” diye konuştu.SAĞLIKLI BESLENİYOR MUYUM?“İlköğretim Çocukları İçin Sağlıklı Beslenme” kitabı, “Sağlıklı besleniyor muyum?” sorusuna yanıt arayarak başlıyor. Kitapta, ayrıca besinler ve besin ögeleri, besinlerle ilgili bilgiler, öğünler, örnek menüler, ana ve ara öğünler, güvenli besin, enerji dengesi ve yaşa göre büyümenin nasıl olması gerektiği ile ilgili bilgiler içeriyor.24 broşürlük seriyi kapsayan “Sağlıklı Beslenme Broşürleri” ise “Yeterli ve Dengeli Beslenme”, “Besinlerin Satın Alınması”, “Besinlerin Hazırlama, Saklama ve Pişirme İlkeleri”, “Kahvaltının Önemi”, “Sağlık İçin Sağlıklı Süt İçin”, “Gebelik ve Beslenme”, “Emziklilik Dönemi ve Beslenme”, “Bebek Beslenmesi”, “Okul Öncesi Çocuklarda Beslenme”, “Okul Çocuklarının Beslenmesi”, “Ergen ve Beslenme”, “Yaşlılık ve Beslenme”, “Fiziksel Aktivite ve Sağlık”, “Şişmanlık (Obezite)”, “Kanser ve Beslenme”, “Menapoz, Osteoporoz ve Beslenme”, “Kalp-Damar Hastalıklarında Beslenme”, “Diyabet ve Beslenme”, “Kronik Böbrek Hastalıkları ve Beslenme”, “Besin Alerjileri”, “Spor ve Beslenme” konuları ile beslenme hakkında sık sorulan sorulara verilen yanıtlardan oluşuyor.
Görme engellilere özel broşür

Tuesday, December 29, 2009

Sonunda onu da kırdılar

İsrailli bir Hacker resmi olmayan bir yarışın çerçevesinde Amazon'un dosya formatı .AZW'nin kopya korumasını kırdı. Bu hack sayesinde Amazon mağazasından satın alınan elektronik kitaplar hiçbir sınırlama olmadan paylaşılabiliyor.

Kendini "Labba" olarak adlandıran hacker, bu iş yapmak için birkaç gün önce yayımlanan "Kindle for PC" programını kullandı. Bu Program ile Amazon elektronik kitapları sadece firmaya has e-kitap okuyucu Kindle'da okunmak yerine PC'de de okunabiliyor. Amazon bu programı "Kindle istemeyen" kullanıcıları da Dijital dağıtımla buluşturmak için geliştirmişti. Fakat Labba, şu ana kadar güvenli olan AZW formatını hacklemenin alışılmadık derecede zor olduğunu da itiraf ediyor. Her kitap harici bir oturum şifresi ile şifrelenip tekrar açılıyor; şifre ise çok karmaşık bir algoritmayı baz alıyor.

Amazon kendi forumunda durum hakkında bir açıklama yapmadı; fakat Kindle güncellemelerin "gönderilebileceği" bir platform olduğu için bir Yama ile kopya korumasının üzerinden gelinileceği düşünülüyor.
Sonunda onu da kırdılar

Thursday, December 24, 2009

Mutfağa girince eşim yere gazete seriyor

Ünlü belgeselci Coşkun Aral, 10 gün önce piyasaya çıkan 'Annemin Yemekleri' isimli kitabında; Karadeniz'den Ege'ye, Güneydoğu'dan Orta Anadolu'ya kadar yedi bölgenin lezzetlerini gözler önüne seriyor. Aral, annesi Nilüfer Aral'ın da tariflerinin yer aldığı, Hotpoint-Ariston'un desteği ile hazırlanan kitabını anlattı...



Bir yemek kitabı hazırlamak nereden aklınıza geldi?

Boğazıma düşkünüm. Çocukluğum zaten muhteşem yemeklerin pişirildiği bir evde geçti. Anne tarafım Arap ve Karadenizli, baba tarafım Türk, Arap, Kürt... Bu farklı kökenlerden gelen yemeklerin kokusuyla büyüdüm ben... Tat olayı zaten çocuk yaşta insanın beynine işliyor. Lezzet avcılığı da insanın evriminin önemli sonuçlarından biri... Tüm bu nedenlerle aklımda zaten uzun zamandır yemekle ilgili bir kitap yapmak vardı.



KİTAP ANNEME ARMAĞANIM

Kitabın ismi neden 'Annemin Yemekleri'?

Annemden Yemek Tarifleri aldım. Kalp ameliyatı geçirdiği dönemde, "Anne yılbaşına kadar elinde kitabın olacak" dedim. Kadıncağız da mutlu oldu.



Ne kadar sürede hazırladınız kitabı?

Bir hafta 10 gün gibi kısa bir süre içinde hazırlandı. Kitap çıkarma fikri ortaya atılır atılmaz, annem ve kız kardeşimden tarifleri aldık. Sonra eşim tarifleri topladı ve kitap kısa süre içinde basıma hazır hale geldi. Tabii tarifler içinden elemeler yaptık. Kolay malzemeyle, kolay bir şekilde pişirilebilecek olan yemekleri tercih ettik. İnsanlara ters gelebilecek yemek tariflerini koymadık. Kitabın boyutu, basılacağı kağıt özenle seçildi. Yani bir yandan yemek karıştırıp, bir yandan sayfaları rahatlıkla çevrilebilecek bir yemek kitabı hazırlamış olduk.



Siz yemek seçer misiniz?

5-6 yaşına kadar yemek seçermişim. Pırasa yemezmişim mesela... Kızım da şimdi benim gibi... Su böreğinin hamurunu yermişim sadece, makarna çok severmişim... Ama hazırladığım programlarda her şeyi yermişim gibi bir imajım oluştu. Oysa hiç öyle değilim, ben bir lezzet avcısıyım.



Mecburiyetten neler yediniz?

Mecburiyetten fare, köpek ve solucan yemiştim. Karga ve yılan da yedim. Ama bu kadar olmasa da bizim mutfağımızda da herkesin yiyemeyeceği şeyler var. Türkler'in, 'Sütlü ciğer' diye bir yemeği var. Akciğerin içine süt koyup, suda haşlıyorlar. Sonra da peynir gibi kesiyorlar... Kelle, mumbar dolması, kokoreç herkesin yiyeceği şeyler değil...



Evde kim yapıyor yemekleri?

Eşim de ben de yapıyoruz. Eşim çok iyi Suşi yapıyor mesela... Ben de evde olduğum zamanlar, etrafı kirletmemek koşuluyla bazı yemekleri yapmaya çalışıyorum. Ama ben yemek yaparken yere gazeteler koyuluyor... Erkeğin mutfağa girdiğinde olan bir hal vardır ya, o bende de var... Bir şeyler illaki dağılır, kırılır, kirlenir. Sakarlığım var ama lezzet avcılığım da var...



Kitabınızdaki yemeklerin hepsini yapabiliyor musunuz?

Yaparım. Hamur da açarım. Ama sürekli hamur açan bir ev kadını kadar kısa sürede, o kadar rahat ve ince hamur açamam. Bazı şeyleri ayırt etmek lazım; ben aşçı değilim. Ben o hamurun içinde bulunması gereken malzemeleri, bunların hangi oranlarda bulunması gerektiğini ve hamurun nasıl olması gerektiğini bilen insanım.



DAHA İYİSİNİ YAPABİLİRİZ

Yemek konusuna özel bir ilginiz var... Programlarınızdan zaten bunu görüyorduk, bu kitapla bunu daha da perçinlemiş oldunuz...

Türkiye, birçok kültürün yer aldığı bir coğrafya. İnanılmaz bir yemek çeşitliliği, yemek kültürü var. Böyle bir coğrafyada tek çeşit yemek yememiz, özel yemeklerin ortadan kalkması düşünülemez. Yemek çeşitliliğinin ortadan kalkmasının engellenmesi lazım. Bunun için çalışmak gerekiyor. Bölgesel yemek yapan daha çok yer açılmalı. Kebabı tanıdık. Ama Türk yemekleri sadece kebapla sınırlı olmamalı. Paris'e yüz binlerce insan sadece yemek yemek, Şarap tatmak, peynir yemek için gidiyor. Biz, bu topraklarda bundan da iyisini yapabiliriz.



Yemek programı yapmanız için teklifler almaya başladınız mı?

Daha bu sabah yeni bir teklif aldım. Hem de daha önce benim Program yapmak istediğim bir kanaldan. Benim bu işten anlamayacağımı düşünerek, program yapmamı istememişlerdi. Ama şimdi istiyorlar.



İLK KEZ 21 YAŞINDA MUTFAĞA GİRDİM

İlk kez ne zaman mutfağa girdiniz ?

21 yaşında Paris'e gittim. İlk kez o zaman girdim tek başıma mutfağa.



Dışarı çıktığınızda nerelerde yemek yiyorsunuz? Zorlanıyor musunuz iyi Restoran bulmakta?

'Çiya' bence Anadolu'nun Kayıp lezzetlerini keşfetmek için çok doğru bir adres. 'Cercis' var, Mardin mutfağı üzerine... Yabancı mutfaklar konusunda Türkiye çok kötü! Suşiyi, Tayland mutfağını, Çin yemeklerini, hatta İtalyan yemeklerini bile yiyecek bir yer bulamıyoruz. İyi olanlar küçük, kenarda kalmış, öyle çok isimleri orada burada yazılan yerler değil. Çin yemeğinin, olması gerektiği lezzette olabilmesi için, malzemelerin Çin'den getirilmesi lazım, bu da çok pahalı. Ayrıca Türk damak tadının yadırgayacağı şeyleri çıkarıyorlar. Sonuçta, Çin yemeğini gerçekten seven, tadını bilen birinin asla yemek istemeyeceği bir şey çıkıyor ortaya. 'Rejans' ise, gerçek Rus yemeği yemek isteyenlerin rahatça gidebileceği bir yer.



KIZIM KOLA İÇMEDEN BÜYÜDÜ

Yemek yaparken hep taze ürünler mi kullanıyorsunuz, nerelerden Alışveriş yapıyorsunuz?

Organik, taze ürünler kullanıyoruz. Eşimin babasının yetiştirdiği domatesi, biberi, patlıcanı 'deep freeze'e koyuyoruz, kışın da onları yiyoruz. Konserve bir ürün alırsam, bize bir kalite güvencesi verenini tercih ediyorum.



Kızınız hamburger yemiyor mu? Kola içmiyor mu?

Yok. Zararlı şeyler yememesini sağladık bugüne kadar. Anlatıyoruz da ona. Umarım bu şekilde devam eder.





ÜNLÜLER HANGİ TAKIMI TUTUYOR?



HANGİ ünlü NEREDE OTURUYOR?







ANA SAYFAYA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ...



Mutfağa girince eşim yere gazete seriyor

Wednesday, December 9, 2009

İstanbul’u yazanların İstanbul hatırası


Sefa KAPLANKENTLER, biraz da edebiyatçılarıyla anılır aslında. Dublin denilince akla James Joyce’un, Prag denilince Franz Kafka’nın gelmesi bunun somut bir göstergesidir. St. Petersburg Dostoyevski ile anlamlıdır elbette, Kahire Necip Mahfuz’la bir kez daha dahil olmuştur dünya gündemine. Paris, Baudelaire’in mısralarında soluklanmaktadır uzunca bir süredir. Lizbon, Jose Saramago ile yürümüştür dünya sahnesine. New York, Paul Auster’ın kentidir sanki.Peki ya İstanbul? Dünyanın en eski kentlerinden biri olan İstanbul’u hangi edebiyatçı ile birlikte anabiliriz? Ayasofya’ya methiye yazan Bizanslı Şair Paulus Silentiarius olabilir mi mesela? Yahut, İstanbul’un bir taşına koca İran ülkesini feda eden şenşakrak Osmanlı şairi Nedim? Yahya Kemal mi Nâzım mı‘Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul, Görmedim gezmediğim sevmediğim hiçbir yer’ diyen Yahya Kemal zaten İstanbul şairi olarak bilinir. Öyle ise ‘Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda, Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında’ diyerek en içli hasret şiirlerini yazan Nâzım Hikmet’i ne yapacağız o zaman? Yahut, Orhan Pamuk’u ve onun olağanüstü tatlar taşıyan ‘İstanbul’ kitabını nereye koyacağız? Sait Faik, Ahmet Hamdi Tanpınar, Asaf Halet Çelebi, Necip Fazıl, Orhan Veli? İstanbul, unuttuklarımızla birlikte bütün bu isimlerin toplamından ibarettir elbette. Edipler toplandıİşte İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş.’nin Yusuf Çağlar’ın editörlüğünde hazırladığı ‘Bir Fotoğrafın Aynasında İstanbul’un Meşhur Edebiyatçıları’ isimli kitap bu meseleyi bir kez daha düşünmemizi sağlıyor. Kitabın kapağında yer alan fotoğraf ve bu fotoğrafın hikâyesi, biraz da mevcut Edebiyat ortamına bakarak hüzünlenmemize yol açıyor. ‘Nereden nereye’ diyerek nostaljinin ara sokaklarında gezinmenin anlamı yok elbette ama Sanayi-i Nefise’nin Edebiyat Şubesi için Alay Köşkü’nde bir araya gelen edebiyatçıların fotoğrafı, bugün herhangi bir fotoğrafta bile bir araya gelemeyen edebiyatçılara yönelik bir sitem sanki.
TİYATROHizmetçiler ölüm planı yapıyorİstanbul Şehir Tiyatroları’nın sahnelediği Hizmetçiler adlı Oyun 6 Aralık’a kadar Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde. Jean Genet’nin yazdığı oyun, Claire ile Solange adlı iki kız kardeşin, hanımlarını öldürme planlarını, o evde yokken kurdukları düşsel dünyanın içinde oynadıkları oyunlarla gerçekleştirmeye çalışmalarını anlatıyor.EDEBİYATMacar yazarlar Kütahya’daGoethe Enstitüsü’nün “Kültür Köprüleri” programı çerçevesinde Türkiye’nin 24 kentini ve 8 Avrupa ülkesini kapsayan “Avrupa Edebiyatı Türkiye’de Türk Edebiyatı Avrupa’da” adlı kültür projesi, bugün Kütahya’da. Fotoğraf ve kitaplarıyla birçok burs kazanan ödüllü yazar Attila Bartis “Sessizlik” adı ile Türkçeleştirilen romanından; 2002’de yayınlanan “A pusztitas könyve” adlı romanıyla ödül alan György Dragoman ise“Beyaz Şah” adlı 15 dile çevrilmiş romanından bölümler okuyarak gençlerle Kütahya Dumlupınar Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi Konferans Salonu’nda söyleşiler gerçekleştirecekler.SÖYLEŞİYüksel Arslan sergisinde RimbaudYüksel Arslan’ın ilk retrospektif sergisi eylülde İstanbul Bilgi Üniversitesi kampusunde yer alan Santralistanbul’da açılmıştı. Arslan’ın, dünyadaki ve Türkiye’deki koleksiyonlardan derlenen 500’ün üstünde eseri 21 Mart’a kadar yine burada görülebilecek. 1961’den beri Paris’te yaşayan sanatçının sanatını ve düşünce dünyasını, sanatçının etkilendiği kaynakların izini sürerek izleyiciye göstermeyi amaçlayan Sergi kapsamında düzenlenen “Tanıklıklar” başlıklı panelde bu çarşamba Hasan Anamur, “Rimbaud” üzerine konuşacak. Tel: 0212 311 73 46.KONSERŞükrü Tunar’dan yeni yorumlarÜlkemizin sayılı klarinet virtüözlerinden Serkan Çağrı, Türk sanat müziği sanatçısı Şükrü Tunar’ın eserlerini içeren yeni albümünün tanıtım konserini bu akşam İstanbul Ghetto’da yapıyor. Sony Müzik etiketiyle çıkan iki CD’lik albümün ilk bölümünde Şükrü Tunar’ın eserlerinin Ata Demirer, Ziynet Sali, Ercan Saatçi, Hayko Cepkin ve Sıla gibi isimlerin eşlik ettiği şarkılar yer alırken, ikinci CD ise Serkan Çağrı’nın ünlü bestekarın eserlerine yaptığı yorumlardan oluşuyor. Biletler 18-23 TL, Biletix’te. ANMANecipoğlu için çalacaklarMayıs ayında 4’üncü Rio Arp Festivali’nden dönerken Atlas Okyanusu’na düşen uçakta kaybettiğimiz arp sanatçısı Ceren Necipoğlu’nu anma konseri bu akşam saat 19.30’da İstanbul Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall’de. Konserde yakın arkadaşları Şirin Pancaroğlu ve Fransız sanatçı Isabelle Perrin, onun sevdiği yapıtlardan oluşan rengarenk bir Program sunacaklar. Başvuru: 0212 359 66 48.SERGİKomşu günüSabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi (SSM), her sergi döneminde gerçekleştirdiği geleneksel Komşu Günü etkinliği kapsamında, bugün 10.00-22.00 saatleri arasında, yine Emirganlıları ağırlayacak. Komşu Günü’nde, 28 Şubat’a kadar devam edecek “Osmanlı Döneminde Venedik ve İstanbul; Nam-ı Diğer Aşk” sergisi ve Müze ücretsiz gezilebilecek. Emirganlılar, ikametgâhlarını gösteren bir belgeyle muhtarlıktan davetiye alarak, İstanbul ve Venedik aşkına tanıklık etmek için Komşu Günü’ne katılabilecek.
İstanbul’u yazanların İstanbul hatırası

Tuesday, December 8, 2009

Atatürk çizgi roman oluyor


Doğançay yaptığı açıklamada, annesi Ülkü Adatepe'nin, Atatürk'ün vasiyetinde yer alan 5 kızından biri olduğunu ve hala kızı olarak devletten maaş aldığını belirterek, diğer kızlarının da Sabiha Gökçen, Afet İnan, Nebile ve Rukiye olduğunu söyledi.
Atatürk'ün diğer kızı Zeliha'nın kendisinden önce öldüğünü ifade eden Doğançay, Atatürk'ün vasiyetinde Abdürrahim Tunçak'a evladı olarak yer vermediğini savundu. Doğançay, Tunçak'ın, Atatürk'ün annesi Zübeyde Hanım'ın evlatlığı olarak düşünülebileceğini kaydetti.
Zübeyde Hanım'ın, kendisinin anneannesi Vasfiye Hanım'ı evlatlık edindiğini belirten Doğançay, süreci şöyle anlattı:
“Atatürk, annemi sokaktan bulmuyor. Anneannemin annesi ve babası, Balkan Savaşında ölüyor. Dedesi anneannemi Zübeyde Hanım'a veriyor. Anneannemi, Zübeyde Hanım 1,5 yaşından itibaren büyütüyor. Zübeyde Hanım'ın vefatından sonra anneannem bir süre Mustafa Kemal'in kız kardeşi Makbule Hanım ile kalıyor. Atatürk, annesinin yadigarı olan anneannemle yakından ilgilenip, onu Gazi Orman Çiftliğinde istasyon şefliği yapan ve Fransızca da bilen dedemle evlendiriyor. Atatürk, anneannemin hamile olduğunu öğrenince, 'erkek ya da kız bu çocuğun adı Ülkü olacak' diyor. Annem, 26 Kasım 1932'de doğuyor. Atatürk, annemi ilk kez 40 günlük bebekken görüyor. Daha sonra Atatürk, annemi ve anneannemi yakına alıyor, sonra da ayrılmıyorlar. Atatürk, her gün annemle bir kaç saat oynarmış. Annem, okumayı, yazmayı, resim yapmayı hatta çatal-bıçak kullanmayı Atatürk'ten öğrenmiş. Atatürk, sonraki yıllarda anneme bir ev almış. Evi, kendi döşemiş, koltukları mobilyaları kendi taşımış.”
Atatürk'ün, küçük Ülkü'yü çok sevdiğini, ziyaretlerinde yanından ayırmadığını anlatan Doğançay, Ülkü'nün 1937 Cumhuriyet Balosu'nda giydiği kıyafeti Atatürk'ün tasarladığını ve diktirdiğini belirtti.

“(MANEVİ EVLAT) KELİMESİ YARALIYOR”

Doğançay, Ülkü Adatepe'nin “manevi evlat” olarak anılmasından rahatsızlık duyduklarını ifade ederek, şu görüşleri dile getirdi:
“İnsanlara 'manevi' olarak hitap etmek çok yanlış. Atatürk, 'kızım' demiş. O öldükten sonra alçaltıcı bir şey olarak 'evlatlık', 'manevi' denilerek değerleri düşürme politikasına geçilmiş. Annem de aslında yıllardır alıştı bu hitaba... 40 sene birine 'topal' dersen, kendisini topal zanneder. 'Manevi', 'evlatlık' demek manevi bir işkencedir. Yara illa kafaya bir şey atmakla olmaz, maneviyatın da büyük yaraları vardır. Aşağılamak istersen böyle yaparsın. Önüne geçilmesi lazım.”
Atatürk'ün yanlış anlatıldığını, insanlık yönünün gösterilmesi gerektiğini ifade eden Doğançay, “Atatürk'ün hakiki, insanlık yönü, parlak yüzü, ileri yüzü anlatılmalı” dedi.
Atatürk'ü anlattığı “Mustafa Kemal'i Atatürk Yapan 7 Temel Aile Sırrı” ve “Saklı Anılar” adlı iki kitap yazdığını belirten Doğançay, “Savaş kazanmayla Atatürk olunmuyor. Hitler de savaş kazandı. İyi bir asker, iyi manevraları var ama bu özelliklerle Atatürk olunsaydı, Hitler de bugün Atatürk olmuştu. Atatürk olmanın başka özellikleri var” diye konuştu.

“HEİDE GİBİ...”

Ahmet Kemal Doğançay, Atatürk ile annesi Ülkü Adatepe'nin 6 yıl boyunca yaşadıklarını çocuklara yönelik çizgi Roman haline getirmeye çalıştığını belirtti.
İlköğretim çocuklarına yönelik çalışmanın politik yanı olmayan, sevgiye, beraberliğe, birleştirmeye ve Atatürk'ün sıcakkanlılığını göstermeyi amaçladığını vurgulayan Doğançay, “Heide tarzı bir çizgi roman olacak. Heide'nin de büyük dedesi vardı. İnsanlara dürüstlük, doğruluk mesajları veren her hikayenin içinde öğretici bir şey olacak” dedi.
Doğançay, 48 sayfadan oluşacak her kitabın içinde 2 Hikaye olacağını ve serinin 12 kitapta tamamlanacağını ifade ederek, kitabı büyük boy ve renkli olarak tasarlayacaklarını söyledi.
Çizimleri ressamların yaptığını, kendisinin ise senaryosunu yazdığını belirten Doğançay, kitapları bir Program içinde ilkokullara dağıtmayı düşündüğünü kaydetti.
“Çocuklara paralardaki, heykellerdeki değil de gerçek Atatürk'ü anlatmak istiyorum” diyen Doğançay, Atatürk doğru anlatılmadığı için problemler çıktığını ifade etti.

“DEMEK SEN BOYA YAPMAYI SEVİYORSUN”

Doğançay, çizgi romanda yer vereceği hikayelerden birini şöyle anlattı:
“Bir sabah erkenden kalkan Ülkü'ye, Atatürk'ün sabaha kadar çalıştığını söylemişler ve erken uyandırmamasını tembih etmişler. Ülkü de Atatürk'ün yatak odasının yakınındaki ayakkabı dolabındaki ayakkabılarla oynamaya başlamış. Sonra da Atatürk'ün ayakkabılarını boyamaya başlamış. Ayakkabılar üzerinde çeşit çeşit renkleri deneyen ve bu arada boyayı kendisine de süren Ülkü, Atatürk'ün sesi ile irkilmiş; 'Ülkü ne yapıyorsun?' Ülkü, 'Galiba yanlış bir şey yaptım' diye düşünürken Atatürk, sakin bir şekilde 'Demek sen boya yapmayı seviyorsun, bugün bir şey keşfettik, üzülmeyip sevinmeliyiz. İnsan sevdiği şeylerde muvaffak olur, sana hemen boya takımları alalım, resimler yapar bana getirirsin' demiş. Bu olaydan sonra Ülkü'ye boya kalemleri ve defter alınmış. Ülkü de yaptığı her resmi Atatürk'e göstermiş. Atatürk de Ülkü'nün defterlerini büyük bir ciddiyetle incelemiş.”
Atatürk çizgi roman oluyor