Showing posts with label Canlı. Show all posts
Showing posts with label Canlı. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

Bu öyküler ne yazık ki gerçektir...

TRABZON - Acıların tüm sahiplerinden sadece insan olarak özür dilediğini kaydeden Trabzon Sosyal Hizmetler Müdürlüğünde görevli Sosyal Hizmet Uzmanı Gülizar Mollamehmetoğlu, ''Keşke bu olanları hiç yaşamasalardı. Bu acılardan geçerken ellerinden tutup rehberlik etmeme izin verdikleri için onlara teşekkür ediyorum'' diye konuştu.
Kitap yayımlandıktan sonra büyük ilgi gördüğünü belirten Mollamehmetoğlu, kitapla ilgili maddi hiçbir kazancının olmadığını, gelirin Yetiştirme Çağındaki Çocukları Koruma Derneği Trabzon Şubesine verileceğini ifade ederek, ''Kitap ilk çıktıktan sonra bine yakını hemen satıldı. kitap ile ağlayan çocukların, terk edilmiş insanların birileri tarafından fark edilmesini istiyorum'' dedi. KURGU DEĞİL HAYATTANYaşanmış olayların hüzünlendiren öykülerine tanıklık eden kitapta, babası ve kardeşi tarafından sürekli dövülen ve 17 yaşında evlenen, evlendikten sonra da kocası ve kayınvalidesi tarafından dövülmeye devam eden anne ve 2.5 yaşındaki çocuğun hikayesinden kısa bir bölüm şöyle anlatılıyor:
''Odamdan içeri giren 2,5 yaşında, soğuktan kızarmış elleri olan bir çocuktu. Annesinin gölgesinde çaresizdi. Çocuğunun girdiğini gören anne zaman kaybetmek istemeden bütün sabırsızlığıyla artık kapı ağzına gelmiş acısını çıkartmak için derin bir nefes aldı. 'Dün gece terminalde kaldık oğlumla. Bu sabah polisler buraya gelmemizi söyledi. Kalacak yerimiz yok gidecek yerimiz de.' Çok tanıdık cümleydi bu. Yüzüne baktığımda gördüm ki gencecik yüzü acıdan ve kederden kolları kesik izleriyle doluydu. Belli ki bu dünyada duracak hali de yoktu.
'Babamın içki parası, ağabeyimin harçlığını kazanmama rağmen ben ve oğlum kocaman eve sığamadık. Oğlumu dövmeye başladılar artık dayanamadım. O ara biriyle tanıştım. Bir şantiyede ustabaşıymış. 'Gelin benimle, evlenelim' dedi, 'yok' diyemedim. İki ay nikah istedim, tokat attı. Sonra öğrendim ki evliymiş. Dağ başında bir şantiyede en mutlu zamanlarımızdı oğlumla bağlama çaldığım saatler. Beni dövmesine ses çıkarmadım, ama oğluma tokat attı. Kuzum nasıl da ağladı. 'Sakın oğluma dokunma seni öldürürüm' dedim. O da kalktı oğluma bir daha vurdu. Sustum. Ben onu öldürürdüm ama beni tutuklu ettikleri yerde kuzum yaşamasın istedim. Sonra yıllardır sakladığım 57 liramı alıp yola çıktım. Trabzon'a ulaştığımızda paramız bitmişti." ''SİLAHIMI AL ABLA'' İl dışında çalışırken, habersiz eve gelen ve eşinin cep telefonunda başkasına ait mesajlar gören iki çocuk sahibi babanın hikayesinden ise bir bölüm de şöyle:
''İçeri girdi. 'Derdimi bırakacak kapı arıyorum, kapı burası mı' dedi. 'Sen derdini söyle, kapı burası değilse bile en azından doğru kapıyı gösteririm' dedim. Sustu. Gözlerini gözlerime dikti. Hınçla baktı. Yalnız görüşmemizi istedi. Görüşme odasına çıktık. Masanın üzerine bir silah bıraktı. 'Çocuklarımı emanet edeceğim yeri arıyorum abla, karımı öldüreceğim' dedi. 'Doğru yerdesin' dedim. Bu kadar iyi babaları varken bu programı tek başıma yapmamın yanlış olacağını ifade ettim. Gözleri doldu. Ağlamak istemediği ısırıp ısırıp bir türlü kanatamadığı dudaklarından belliydi. Canlarını emanet etmek isteyip, can almak isteyen bir babaya bakıyordu gözlerim.
'Para kazanmak için sık sık gurbete çıkardım. İki ve bir yaşlarında iki tane çocuğum var. Çocuklarım doğduktan sonra daha çok çalıştım. Sonra bir akşam sürpriz yapmak için çalıştığım il dışından eve erken döndüm. Eşim banyodaydı. Şeytan dürttü, eşimin cep telefonunu karıştırdım. Başka birinden gelen mesajları gördüm. Banyodan çıkan eşim yüzüme baktığında elimdeki telefonu görüp koşarak kaçmaya başladı. Peşinden gidecektim, küçük oğlumun ağlamasını duydum. Divanın kenarından düşmek üzereydi. Koştum yakaladım oğlumu. Ne var ki onu beşiğini koyduğumda eşim kaçmıştı' dedi.
Karşımda duran onuru yaralı, babalığı koşulların inisiyatifinde olmayan fakat gerçekten iyi bir babaydı. Koparıp atılmış bir yanı için çıldırıyordu. Onu, karnının zayıf olduğunu gördüğüm yerinden yakaladım, babalığından.
Altı ay sonra odamda otururken kapı açıldı. İçeri girdi. Çocukları iyiydi ve babaları başlarındaydı. Aldatılan, aldatandan hep daha fazla utanmıştır.''
''TORUNUMU DEVLETE BIRAKMAK İSTİYORUM''Oğlu ve gelini Trafik kazasında ölen ve 10 yaşındaki kız torunu ile tek başına yaşayan yaşlı bir dedenin hikayesi de şu satılarla anlatılıyor:
''Merkezden ayrılıp dağ köylerinden birine çıktık. Bu köy oldukça uzak ve yüksekti. Sanki terk edilmişti. Evi uzaktan görüp bacasından çıkan dumanı fark ettiğimde birazcık rahatladım. Bu bile işaretti içerde yaşamın sürdüğüne, ısınıldığına, yemek yapıldığına. Eve girdiğimde hissetiğim sıcaklık ve hüzündü. Yaşlı bir adam sobanın yanındaki divanda uzanmaktaydı. Omuzları çökmüş upuzun beyaz sakallı bu adam toparlanıp kalkmaya çalıştı.
'Oğlum 5 yıl önce karısıyla beraber Zonguldak'ta geçirdikleri trafik kazasında öldü. Ondan geri bir torunum kaldı. Önceleri çok kızdım, neden benden önce benim tek oğlumu aldı diye. Karım sağken birlikte dayandık acıyla, torunuma ikimiz baktık. Ama iki sene önce karım da öldü. Torunum şimdi on yaşında. Yeni taze fidan gibi öksüzüm, ben kururken. İyi geliyor bana. Ama hastalığım çok ilerledi. Korkuyorum. Eve gelmezse düşüp arayamaz bu ayaklar. Aç kalsa toprağı kazıp çıkarmaz bu eller'' dedi ağladı.
'Torunumu kimseye emanet edemem. Devletime emanet etmek istiyorum. Kimseye bırakamam torunumu' diyerek devam etti cümlelerine. TEK BAŞINA BIRAKILAN YAŞLI KADINKocası ölen, çocuğu olmayan ve akrabaları tarafından da terk edilen bir kadının hikayesinden bazı bölümler şu şekilde kitapta yer aldı:
''Polislerle birlikte geldi. 'Hayırlı işler kızım, kolay gelsin. Kusura bakmayın memurları da sizi de rahatsız ediyorum' dediğinde, içinde insan olan hiçbir konuda tümevarım olmadığına karar verdim.
'Kocam 7 sene önce öldü. Çok yalvardım, çok uğraştım, çok istedim ama olmadı çocuğum. Akrabaları bakmaya başladı beni. Zamanla kaldığım evlerde kavgalar çıkmaya başladı. Zaman içinde kaldığım evlerdeki odadaki yatağım koridorlara taşınmaya başladı bahanelerle. Son kaldığım evden de gönderildim. Bir akşam yeğenim, 'Seni terminale götürüyorum' dedi. 'Kim karşılayacak beni' dedim. 'Ben arayacağım akrabaları' dedi. Trabzon'a geldim. Saatlerce bekledim kimse gelmedi.'
Ne kadar kolaydır bir otobüse koca bir hayatı sıkıştırıp başından savmak. Ellerinden bastonları alındığında düşmezler, ihtiyarların dayanağı bastonlar değil, sırtlarını yasladıkları Canlı duvarlar ve yalnızlıklarında kendilerine yankılanan insan sesleridir. Yanlış biliriz, ihtiyarlar el öptürmeyi beklemezler bayramlarda, el vermek isterler aslında kendilerinden arda kalanlara.'' ''ESKİ BİR KÖMÜRLÜK ODAYA"Hasta annesiyle kalan ve babası kendilerini terk eden bir çocuğun hikayesi de şöyle öykülendiriliyor:
''İsmi Mert'ti. O daracık köhne evlere dolu buram buram kızgın yağ, is, kanalizasyon hepsinin toplamı yoksulluk kokan sokakta arkadaşları çağırdı onu resmi aracın yanına. Bu onu ilk görüşümdü ve hep unutmayışım olacaktı. O aracın önünde yürüyerek götürdü beni kendisinin evim dediği, hayatın yuva olarak verdiği, eski bir kömürlük odaya. İçeride eski bir kilim, minder ve soba vardı. Ama bunların varlığı da hemen algılanmıyordu. O karanlık içinde ilk görülen, zayıf, hastalığın etkisiyle cildi kararmış, güçlükle ayakta duran gözleri ürkek kadındı.
Durdu ve bütün gücünü toplayıp kendi kırılgan haline tezat keskin bir sesle:
'Ben oğlumu vermem, niye geldiniz' dedi ve ''Oğlum olduğunda ilk defa benim bir şeyim oldu. Hep başkalarının eşyalarını giydim. Kocam bile benim olmadı'' diye devam etti.
Kocası hastalığı ilerlediği zaman onları terk etmiş, 4 yıldır kocası hiç arayıp sormuyormuş.
'Bu öyküler ne yazık ki gerçektir...'

Wednesday, December 9, 2009

2009’un en iyi 10 yerli romanı

EN İYİ 101- Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi - Ayfer Tunç2- Çöplüğün Generali - Oya Baydar3- Yüzünde Bir Yer - Sema Kaygusuz4- Fay Kırığı - Mehmet Eroğlu5- Eflatun Koza - Cahide Birgül 6- Dünyanın Uğultusu - Behçet Çelik7- Yorgun Sevda - İrfan Yalçın8- Sonradan Yaşamak - Önay Sözer9- Aşk - Elif Şafak10- Gizli Aşk Bu - Özen YulaBİR DELİLER EVİNİN YALAN YANLIŞ ANLATILAN KISA TARİHİZamansız Türkiye panoramasıCan Yayınları’ndan çıkan “Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi”, mekân ve zaman sınırı tanımayan, bir ucu 19. yüzyıla, bir ucu günümüze dayanan yazınsal bir Türkiye panoraması. Şaşırtıcı bir öykünün bittiğinin sanıldığı yerde, okuru olmadık bir öyküyle yeniden afallatan bir “insan manzaraları” kitabı da denebilir. Belki de bu sebepten jüri üyelerimizin yedisi de onu seçti. Karadeniz’in küçük bir kentinde denize sırtını dönmüş bir akıl hastanesinden yola çıkılarak farklı kişilerin Yaşam zincirinden oluşan bir roman. ÇÖPLÜĞÜN GENERALİKaranlık ve gerilimliKaranlık, gerilimli ve biraz kötümser. Ne karakterlerin isimleri var, ne de yerlerin. Bir felaket atlatılmış, sonrasında da 3 Maymun virüsü yüzünden belleğini yitirmiş, geçmişinden bihaber bir toplumun kahramanları var Oya Baydar’ın kitabında. İlerleyen bölümlerinde felaketten önce olan bütün olayları, Türkiye olarak son bir kaç yıldır yaşadığın-mızı fark edeceksiniz: Büyük bir dava, kuyulardan çıkan cesetler, cephanelikler... gibi. Zaten Baydar da şöyle diyor: “Ergenekon davası sürecinde olan olaylardan etkilendim ve bu romanı kurguladım.” Can Yayınları’ndan çıkan kitabın tek korkutucu yanıysa romandaki ülkenin haritadan silinmiş olması.YÜZÜNDE BİR YERBabaannesinden esinlendiGenç kuşağın önde gelen isimlerinden Sema Kaygusuz’un Yüzünde Bir Yer adlı kitabı Doğan Kitap’tan yayınlandı. Susmanın aslında ne kadar çok şey ifade ettiğinin kanıtlandığı bir Roman bu. Babannesinin Dersim’den Samsun’a göçüşünün hikâyesini yıllarca dile getirmemesinin, suskunluğununun ardına gizlediği sırrın ne olduğunu merak etmesiyle atılmış romanın temelleri. Ve ortaya kendi deyimiyle “Yeryüzünde kendi toprağından sürülmüş, çocukları zorla ellerinden alınmış, katledilmiş insanların ortak utancı ve suskunluğu”nu dillendirdiği romanı çıkmış.FAY KIRIĞI IÜçlemenin ilkiAgora Kitaplığı’ndan çıkan Mermet Eroğlu’nun “Fay Kırığı I” adlı romanı, bir üçlemenin ilki: “Mehmet”, “Emine” ve “Rojin”. Kitapta ayrı dünyalara ait insanlarla, 25 yıldır süren savaşın bir dönemi, ülkemizin-Laik-Müslüman, Türk-Kürt çatlağı eksenindeki- son 15 yıllık bölünüşü anlatılıyor. “Mehmet”, bir anlamda giriş romanı; 2005-2006 arasındaki olaylara yoğunlaşıyor. “Emine” de 2006-2008 anlatılacak ve olaylar yine İstanbul eksenli olacak. “Rojin” 1993-1994 arasında Hakkâri’de, Şemdinli’de geçecek. EFLATUN KOZAUçurumlarınıza baktıracakEverest Yayınları’ndan çıkan kitapta genç bir kadın gazeteciliğe başlar. İlk dosyası ise sakin hayatını altüst eder. Yıllardır izleri bulunamayan iki kadının dosyası üzerinde gördüğü eflatuna dönüşmüş mürekkep lekesinin peşinden çıkacağı yolculuk onu, eflatun kadınların gizemli dünyasına sürükleyecektir. Duygusal gerilimlerin güçlü anlatıcısı Cahide Birgül, Eflatun Koza’da bir kez daha okuru kendi uçurumlarına bakmaya zorluyor. DÜNYANIN UĞULTUSUHayata karşı savaşKanat Kitap’tan yayınlanan Dünyanın Uğultusu, bir aşk hikâyesi. “Gün Ortasında Arzu” ile 2008 Sait Faik Hikâye Armağanı’nı kazanan Behçet Çelik, bu ilk romanında huzursuz bir dünyayı resmediyor. Yalın anlatımın dikkat çektiği kitapta kapitalizmle yaşamak zorunda kalan insanların nasıl direnmeye çalıştıklarını görüyoruz. Taşra ile şehir arasında kalmış olan Ahmet’in aynı zamanda iki kadın arasındaki hayatını ve hayata karşı savaşını okuyoruz. YORGUN SEVDAEdebiyat ödüllüBol ödüllü yazar İrfan Yalçın’ın uzun bir aradan sonra yayınlanan bir kitabı Can Yayınları’ndan çıktı. İnsanlardan, arkadaşlarından ve hayattan umudunu kesmiş bir genç kadının bir lunaparkta çalışmaya başlamasıyla değişen, yenilenen ruhunu anlatıyor. Yalçın, bu eseriyle de Türk edebiyatının önemli isimlerinden Cevdet Kudret adına verilen “Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü”nü aldı. SONRADAN YAŞAMAKProfesörden tuhaf olaylarFelsefe profesörü Önay Sözer’in yeni romanı Sonradan Yaşamak, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı. Kitapta geçmişte kaldığı sanılan bir dramının sonradan ama ilk kezmiş gibi yaşanmasına neden olan tuhaf olaylar silsilesi anlatılıyor. Nazire, hem tanınmış Ressam Zefir’e Canlı modellik yapar, hem de hayatıyla bir yazara konu olur. Beyoğlu’nda nostaljik bir otelde bu üç kişi arasında başlayan garip hikâye, okuyucunun hiç tahmin etmediği bir şekilde sonlanıyor.AŞKErkeklere siyah kapakElif Şafak’ın mart başında çıkan son romanı “Aşk” kısa sürede en çok okunanlar arasındaki yerini almıştı. Yazar, önceki romanlarında olduğu gibi yine toplumsal kuralların ve geleneklerin kıskaca aldığı insana yoğunlaşıyor. Mevlana ve Şems’in ilahi aşkından yola çıkarak dünyevi bir aşkı anlatan Elif Şafak, “Bizler aşkı unuttuk belki ama yüreğimizde derinde bir yerde o özlem hep var. Aslında hiç vazgeçmedik aşktan. Hep arayış halindeyiz” diyor. kitap ilk çıktığında pembe kapaklıydı ama birkaç ay sonra siyah kapaklısı da yayınlandı. Kimse resmi bir açıklama yapmadı ama herkes bunun sebebini erkeklerin pembe kitap taşımak istememesine bağlıyor. GİZLİ AŞK BUTürk filmi gibi romanEverest Yayınları’ndan çıkan kitap aslında 12 sayfalık bir Film hikâyesi olarak yazılmıştı. Bir buçuk yıl sonra Özen Yula onu roman haline getirdi. Müjde, Şener, Özgü, Ayşenil, Hümeyra, Suzan... Türk sinemasının duayenleri bu kitabın karakterlerine isim veriyor. Adları hayatları ile örtüşmese de ister istemez okur zihninde bu romanı onlarla resmediyor.
2009’un en iyi 10 yerli romanı

Genç İletişimciler ödüllerini aldı

TÖRENDEN FOTOĞRAFLARAydın Doğan Vakfı’nın nitelikli medya çalışanı ve yöneticisi yetişmesine katkı sağlamak amacıyla iletişim fakültelerinde öğrenim gören lisans öğrencileri arasında düzenlediği 21’nci Genç İletişimciler Yarışması’nda dereceye girenler, ödüllerini Convention Center’da düzenlenen törenle aldı. Yazılı, görsel, radyo, reklam, halkla ilişkiler ve internet yayıncılığı ana dallarında düzenlenen yarışmaya 23 üniversiteden 796 öğrenci, 738 çalışmasıyla katıldı. 19 üniversitenin 132 öğrencisi 91 projeyle ödül aldı. En çok ödülü 18 projeyle Erciyes Üniversitesi aldı. BİLGİ OTORİTENİN TEMELİDİR FELSEFESİTören öncesinde genç iletişimciler, Doğan Holding Yönetim Kurulu ve Aydın Doğan Vakfı Başkanı Aydın Doğan ile sohbet ederek hatıra fotoğrafı çektirdi. Doğan ile fotoğraf çektirmek istelen öğrenciler birbirleriyle yarıştı. Bazı öğrenciler okulda çıkardıkları gazeteleri Aydın Doğan’a incelettiler. Sunuculuğunu Korhan Abay’ın üstlendiği gecede açılış konuşmasını yapan Aydın Doğan Vakfı Yürütme Kurulu Başkanı Candan Fetvacı, “ ‘Bilgi otoritenin temelindedir’ felsefesinden yola çıkan kurucumuz Aydın Doğan’ın eğitime olan güçlü inancı ve hiç eksilmeyen desteği ile Aydın Doğan Vakfı, Eğitim alanında bilgi ve referans kaynağı olan çalışmalar yapan platformlarda yer almakta ve ülkemizin dört bir yanında Okul ve yurtların yapımından, okullara dil eğitimi ve teknik donanım sağlanmasına kadar geniş bir yelpazede eğitim desteği vermektedir. Bunların arasında önemli bir paya sahip olan çalışmalardan biri de Genç İletişimciler Yarışmasıdır“ dedi. Törende ödüller, Doğan Holding Yönetim Kurulu ve Aydın Doğan Vakfı Başkanı Aydın Doğan, eşi Aydın Doğan Vakfı Başkan Vekili ve Doğan Holding Turizm Grup Başkanı Sema Işıl Doğan, TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, Aydın Doğan Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Eskişehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen, Doğan Yayın Holding Yönetim Kurulu Üyesi İmre Barmanbek, TGC Başkanı Orhan Erinç, Hürriyet Yayın Danışmanı ve Yazarı Doğan Hızlan, Hürriyet Yazı İşleri Müdürü ve Yazarı Tufan Türenç, Kanal D Genel Yayın Yönetmeni İrfan Şahin, Vatan Gazetesi Yönetim Kurulu Kurulu Başkanı Zafer Mutlu, Basın Konseyi Başkanı ve Hürriyet Gazetesi Başyazarı Oktay Ekşi, Radikal Gazetesi Yazarı Altan Öymen, Milliyet Gazetesi Başyazarı Güneri Cıvaoğlu, Doğan Yayın Konseyi üyesi Doğan Heper, Orhan Birgit, Dinç Üner, Doğan Yayın Holding Genel Koordinatörü Nebil İlseven, Doğan Gazetecilik reklam Grup Başkanı Viki Habif, Star TV Kurumsal İletişim Direktörü Feryal Pere, Eski Bakanlardan Cavit Kavak, Doğan Yayın Holding Yönetim Kurulu Üyesi Cem Duna, Hürriyet Gazetesi Yazarı Sedat Ergin tarafından verildi. Yarışmada ayrıca ödül alan üniversitelerin dekanlarına plaketleri Aydın Doğan tarafından verildi. Yarışmada ödül alan tüm öğrenciler ve iletişim fakültelerinin dekanları toplu hatıra fotoğrafı çektirdi. Ödüllerini havaya kaldıran öğrencilerin coşkusuna Doğan Holding Yönetim Kurulu ve Aydın Doğan Vakfı Başkanı Aydın Doğan da eşlik etti.DERECEYE GİRENLERYazılı Dal;Yarışmada, en iyi Haber dalında birincilik ödülüne, Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü öğrencilerinden Çağdaş Düzgün 'Kayıp Demiryolunun İzinde' adlı çalışmasıyla, araştırma inceleme dalında birincilik ödülüne, Yeditepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü öğrencilerinden Dilek Altunöz 'Aynı Gök Kubbe Altında Bir Hoş Seda' adlı çalışmasıyla,Fotoğraf dalında birincilik Ödülüne, Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü öğrencilerinden Cemal Arslantaş 'Kızıl Ateş Önünde Tomurcuk Alın Teri' adlı çalışmasıyla,Magazin Haberciliği dalında birincilik ödülüne, Yeditepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü öğrencilerinden İsmail Şahan '10 Kuruşla Avrupa Turu' adlı çalışmasıyla,Spor haberi dalında birincilik ödülüne, Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü öğrencilerinden Aypedri Muratova, Azamat Abdraev 'Kök Börü Oyunu Uluslararası Alanda Kırgızistan’ın Markası Olabilir mi' adlı çalışmalarıyla, Gazete Mizanpajı dalında birinciliği, Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü öğrencilerinden Volkan Yıldız, Semih Göktürk, Yunus Aslan, Gazete Kampus yer alan çalışmalarıyla,Dergi Mizanpajı dalında birinciliği, Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel Sanatlar ve Görsel İletişim Tasarımı Bölümü öğrencilerinden Efe Kaptanoğlu De Dergisi, alan çalışmasıyla,Görsel Dal;Televizyon Haberi dalında birincilik ödülüne, Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü öğrencilerinden Cemile Nur Korkmaz ve Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü öğrencilerinden Güven Çelik, Deniz Yıldız 'Küçük Okul Büyük Umut' adlı çalışmalarıyla,Belgesel dalında birincilik ödülüne, Kırgızistan Türkiye Manas Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü öğrencilerinden Alican Nasirov, Almaz Supatev 'Kışla' adlı çalışmalarıyla,Kısa Film dalında birincilik Ödülüne, Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü öğrencilerinden Mehmet Güven, Şükrü Sürer 'Ateş Böcekleri' adlı çalışmalarıyla,Televizyon Jeneriği dalında birincilik ödülüne, Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü öğrencilerinden Yevgenıy Abdullaev 'Gloss' adlı çalışmasıyla,2 Dakikalık Kısa Film dalında birincilik ödülüne, Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü öğrencilerinden Hakan Kepenek 'Kaydet' adlı çalışmasıyla,İşitsel-Radyo;Haber Programı dalında birincilik ödülüne, Kırgızistan Türkiye Manas Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü öğrencilerinden Gulıra Kalıkova, Kubat Kasımbekov 'Miras' adlı çalışmalarıyla,Müzik Programı dalında birincilik ödülüne, Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi öğrencilerinden Salih Kafadar 'Konsept' adlı çalışmasıyla,Şov programı dalında birincilik ödülüne, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü öğrencilerinden Mert Alat Dilekçioğlu 'Gel de Evlenme' adlı çalışmasıyla,Reklam;Reklam Filmi Senaryosu dalında birincilik ödülüne, Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü öğrencilerinden Buket Gözen 'Işık Hızında Doğru Haber' adlı çalışmasıyla,Basın reklamı dalında birincilik ödülüne, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon Sinema Bölümü öğrencilerinden Melik Atalay 'Durex- Geciktirici Etkili' adlı çalışmasıyla,Radyo Reklam Metni dalında birincilik ödülüne, Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü öğrencilerinden Fetih Dorum Akcen 'AFM' adlı çalışmasıyla,İnternet Reklamı dalında birincilik ödülüne, Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü öğrencilerinden Kürşat Fahri Divarcı 'Kullanıcı Hatası' adlı çalışmasıyla,Açıkhava Reklamı dalında birincilik ödülüne, İstanbul Ticaret Üniversitesi İletişim Fakültesi Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü öğrencilerinden H. Talha Baltaoğlu, Görsel İletişim Tasarımı Bölümü Çoşan Göksel 'CNN-Türk Canlı Yayın' adlı çalışmalarıyla,Reklam Kampanyası büyük ödülü dalında birincilik ödülüne, Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü öğrencilerinden Nihan Uslucan, Özge Duru, Elif Kır 'Ehl-i Keyif' adlı çalışmalarıyla,Halkla İlişkiler;Kurumsal İletişim Projesi dalında, birincilik ödülüne Maltepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü öğrencilerinden Çiğdem Arslan 'Krizde İnadına Birlikteyiz' adlı çalışmasıyla,Ürün Hizmet Tanıtım Projesiö dalında birincilik ödülüne, Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü öğrencilerinden Gülce Bir, Başak Gezgin ve Reklam Bölümü öğrencilerinden Emre Samioğlu, Osman Nadir Aydın 'Kadının En Tatlı Sırrı' adlı çalışmalarıyla,İnternet Yayıncılığı;İnternet Yayını dalında birincilik ödülüne, Erciyes Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Gazetecilik Bölümü öğrencilerinden Mustafa Temel, Burak Somuncu www.haberciyes.com adlı çalışmasıyla,Kişisel Site dalında birincilik ödülüne, Yeditepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü öğrencilerinden Kenan Kaya www.yeditepenews.com adlı çalışmasıyla değer görüldü.ÖDÜLLERBirincilik ödülleri: Aydın Doğan Vakfı Ödül Heykelciği, 600 TL’lik para ödülü, Reklam Kampanyası Büyük Ödülü 750 TL'lik para ödülü, Petrol Ofisi kalem, İkincilik ödülleri: Aydın Doğan Vakfı Ödül Heykelciği, Ray Sigorta'dan Ferdi Kaza Sigortası, 2 adet kitap (Cumhuriyet ve Sinekli Bakkal), Üçüncülük ödülleri: Aydın Doğan Vakfı Ödül Heykelciği, 2 adet kitap (Cumhuriyet ve Sinekli Bakkal),Ayrıca ödül kazanan öğrencilere Temmuz-Eylül ayları arasında Doğan Medya Grubu'na bağlı gazete, dergi, televizyon ve radyolarda bir ay ile üç ay arasındaki mesleki bilgi ve görgü arttırma amaçlı hazırlanan programlardan yararlanma fırsatı verildi.
Genç İletişimciler ödüllerini aldı

Tuesday, December 8, 2009

Saramago’dan ‘yayıncısı’ Berlusconi’ye eleştiri


Yani İtalyan Başbakanı. Saramago, ‘yayıncısı’ hakkında pek de iyimser şeyler düşünmüyor.
YAZARLAR ile iktidarlar arasında hep sorunlu bir ilişki vardır hiç kuşkusuz. Yazar, dünyayı algılama biçimi itibariyle muhaliftir zaten. Burada ilk planda söz konusu olan, yazar ile kendi ülkesindeki iktidar arasındaki ilişkidir elbette. Ama yazarlık kumaşı sağlam olanlar, yeryüzündeki diğer iktidarlara ve o iktidarların kullanılma biçimine de eleştirel davranmakta pek müşkülpesent davranmazlar. 1998’de Nobel Ödülü alan José Saramago da kumaşı sağlam yazarlardan biri. Öyle olduğu için skandallarla dünya gündemine oturan İtalyan Başbakanı Berlusconi hakkında söyledikleri hemen dikkat çekiyor. Üstelik Saramago, kitaplarının İtalyancası Berlusconi’nin sahibi olduğu bir yayınevi tarafından yayımlandığı için, (Einaudi Yayınevi) bir miktar kendisini de dahil ediyor Berlusco’nin günahlarına: “Okyanusta minik bir damla kuşkusuz, ama rüşvetçiliğin tek kötü alışkanlığı olmadığını varsayarsak, purolarının parasını ödemeye yetmiştir en azından (s.23)” Saramago, Turkuvaz Yayınları tarafından yayımlanan ‘Not Defterimden’ isimli kitabında daha başka şeyler de söylüyor Berlusconi hakkında:“Berlusconi’nin yaşamı ve mucizeleri hakkında genel olarak bilinenlerin dışında pek az şey biliyorum. İtalyan halkı kuşkusuz benden çok daha iyi biliyor olmalı ki, bir, iki, üç kez onu başbakanlık koltuğuna oturttu. Eh, hep duyduğumuz gibi, halklar egemendir ve onlar yalnızca egemen değil aynı zamanda bilge ve temkinlidirler; özellikle sürekli demokrasi egzersizleri vatandaşlara politikanın işleyişi üzerine ve gücü ele geçirmenin çeşitli yolları hakkında bazı yararlı bilgiler sağlayalı beri. Bu demektir ki halk oy vermeye çağrıldığında ne istediğini çok iyi biliyor. Somut olarak, diğerlerine değil de (onların da sırası gelecek), sözünü ettiğimiz İtalyan halkına bakarsak, Berlusconi’ye yönelik üç kez ortaya konmuş olan duygusal eğiliminin herhangi bir ahlaki değerlendirmeye ilgisiz olduğu kanıtlandı. Gerçekten de, mafyanın ve Camorra’nın (bir organize suç örgütü) memleketinde başbakanın bir suçlu olduğunun kanıtlanmasının ne önemi olabilir? Adaletin asla iyi bir üne sahip olmadığı bir memlekette başbakanın yasaları kendi çıkarına olacak şekilde, aşırılıklarına ve yetki istismarına karşı kendini herhangi bir cezalandırma girişiminden koruyacak tarzda onaylatmayı başarmasının ne önemi var ki?”(José Saramago, Not Defterimden, Çeviren: Nesrin Akyüz, Turkuvaz Yayınları)
Mafyayı yazanları, filmini yapanları boğmak istiyorum
Reha ERUS / Roma İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, İtalya’nın dünya genelindeki imajını zedelediği gerekçesiyle mafyayla ilgili Film çekenleri ve kitap yazanları boğmak istediğini söyledi. Berlusconi, Sardunya adasındaki bir parti toplantısında yaptığı konuşmada, “İtalya’nın dünyadaki imajını zedeleyen dokuz sezonluk La Piovra (Ahtapot) dizisini çekenleri ve mafyayla ilgili kitapları yazanları bulsam, yemin ederim boğarım” dedi. Berlusconi, çok sayıda genç parti yandaşının katıldığı toplantıda, mafyanın 1992-1993’te işlediği cinayetlerle ilgisi olduğu yönünde basında çıkan iddiaları da yalanladı. Silvio Berlusconi, bu iddiaların temelsiz ve küçük düşürücü olduğunu söyledi.Rakip gazeteye davaMEDİASET medya grubunun başkanı olan Marina Berlusconi, babasının holdinginin, mafya parasıyla kurulduğunu iddia eden rakip La Repubblica Gazetesi’ne karşı 1 milyar Euro’luk tazminat davası açtı.Merkez sol eğilimli La Repubblica Gazetesi, Berlusconi’nin Fininvest yatırım holdingi ile medya grubu Mediaset’in Cosa Nostra’ya bağlı mafya babalarınca finanse edildiğini öne sürmüştü.
Paris’te Yaşar Kemal fotoğrafları sergisi
FRANSA’da devam eden “Türkiye Mevsimi” kapsamında, gazeteci, televizyoncu, fotoğrafçı Güneş Karabuda’nın açtığı “Yaşar Kemal’in 50 yılı” isimli fotoğraf sergisinde, kendi alanlarında uluslararası üne kavuşan dönemin önemli isimleri bir araya geldi. Paris’teki Elele göçmen ve kültür merkezinde açılan sergiye gelen yazar Yaşar Kemal, Güneş Karabuda, Sipa Press’in kurucusu ve eski sahibi Gökşin Sipahioglu sergide uzun uzun konuşup eski günleri andılar.
Prof. Gökmen: Kürtçe Opera neden olmasın
Esra KAYA / ANKARADEVLET Opera ve Balesi Genel Müdürü Prof. Dr. Rengim Gökmen, Kürtçe bir opera sahnelenmesi konusunda tekliflere açık olduklarını belirterek, “Opera alanında Kürtçe bir esere rastlamadık. Ama bu konuda teklif gelirse hayır demeyiz” diye konuştu. Hükümetin ‘Demokratik Açılım’ çalışmalarının etkisiyle, Van Devlet Tiyatrosu’nda ‘Reşe Şeve’ (Karabasan) adlı oyunun ilk kez Kürtçe sahnelenmesinin ardından, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Gökmen de Kürtçe operaya sıcak baktıklarını açıkladı.
Guadalajara Kitap Fuarı Pamuk’la açıldı
MEKSİKA’da düzenlenen uluslararası 17’nci Guadalajara kitap fuarı dün Nobel ödüllü yazarımız bu yıl Orhan Pamuk’la açılış yaptı. Pamuk, İspanyolca konuşan ülkeler edebiyatının en büyük kitap şöleninin açılışında “son romanı “Masumiyet Müzesi”ni tanıttı. Pamuk’un yanı sıra Nobel ödülü sahibi Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez ve meşhur Meksikalı yazar Carlos Fuentes de açılışta hazır bulundu. Fuar 6 Aralık’a kadar açık kalacak.
GÜNÜN AJANDASI
Deli Dumrul
İSTANBUL Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın yeni oyunu Mecbur Adam’ın galası bu akşam 20.30’da Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde yapılacak. Ragıp Yavuz’un yazıp Erol Keskin’in yönettiği oyunda Dede Korkut’un Deli Dumrul hikâyesi farklı bir bakışla işleniyor. Deli Dumrul kuru bir çayın üstüne köprü yaptırmıştır. Geçenden 30, geçmeyenden döve döve 40 akçe alır, derken konaklayan bir yiğit ölür. Buna içerleyen Deli Dumrul Azrail’e meydan okur. Telefon: 0216 492 90 84.
Ateşin oyunu
? SADBERK Hanım Müzesi ve Ömer M. Koç Koleksiyonlarındaki 330 adet eseri bir araya getiren ‘Ateşin Oyunu’ sergisi İznik çini ve seramik sanatının gelişimi hakkında izleyenlere detaylı bilgi vermek amacını taşıyor. Rengârenk, çeşit çeşit eserler 15. yy- 17. yy İznik çini ve seramiklerinin görsel hikayesini anlatıyor. Büyükdere Piyasa Cad. No: 27- 29 Sariyer. Tel:0212 242 38 13
Aseton Hayal’de
? 2005 yılından beri birçok Festival ve mekanda Canlı performans sergileyerek alternatif müzikseverlerin beğenisini kazanan Aseton, konser maratonuna hız kesmeden devam ediyor. Müzikotek’in yapımcılığında yeni Albüm çalışmalarına başlayan grup, bu akşam akşamı Beyoğlu Hayal Kahvesi’nde dinleyicilerle buluşacak. Giriş’in 20 TL, konser 22.30’da. Tel: 0212 244 25 58
Habermas diyor ki
? ALMAN filozof Jürgen Habermas’ın 2000’li yıllarda kaleme aldığı makalelerden oluşan Doğalcılık ve Din Arasında Felsefi Denemeler’in Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlandı. Kitabın merkezinde, zamanımızın entelektüel durumunu belirleyen iki eğilim arasındaki gerilim var: Habermas bu denemelerde bir yandan doğalcı kültürel Evrim anlayışının önemine değinirken bir yandan da toplumsal ve kültürel rasyonelleşmenin sekülerleştirici etkilerini yorumluyor.
Saramago’dan ‘yayıncısı’ Berlusconi’ye eleştiri

Uzlaşmak için çatışmak gerekir


Biz de ilişkilerdeki ve evliliklerdeki sorunları, bunlara çözüm bulabilme konusundaki çözümlemeleri işin uzmanıyla konuşalım istedik. Uzman Psikolog ve Çift Terapisti Arzu Güneş’le yaptığımız bu röportajda; ilişkiler ve evliliklerle ilgili ilginç ve yol gösterici bilgiler bulacaksınız.
Terapi, sorunlara çözüm bulmak… Ama çoğu insan bundan kaçıyor.
Terapi bir fark etme sürecidir; sorunları, nedenleri ve çözüm yollarını fark etme… Kişi kendi sorunlarını yine kendi kaynaklarıyla çözer. Terapist sadece bu süreçte bireylere eşlik eder, yollarına ışık tutar.
‘Çift Terapisi’ neleri görmeyi sağlıyor?
Üzerine basarak belirtmek isterim ki; çift terapisi uzman kişinin size hatalarınızı söylediği, doğruyu yanlışı dikte ettiği, ne yapmanız gerektiğini öğrettiği bir süreç değildir. Komşu teyze üslubuyla akıl veriş hiç değildir.
Çift danışmanlığı yapıyorsunuz. Evlilik ve evlilik öncesi ilişkilerde yaşanan sorunları çözme konusunda özellikle erkeklerin bu konuyu uzman bir kişiyle konuşmaktan kaçmalarının nedeni nedir?
Galiba erkekler sorunlarını başkalarıyla konuşmak ve yardım almak konusunda kadınlardan daha isteksizler. Aslında isteksizler demektense deneyimsizler demek daha doğru olacak. Kadınlar bir sorunla karşılaştıklarında bunu çözmek için yakınlarına, arkadaşlarına, daha deneyimli bir abla ya da komşularına danışabiliyorlar. Ama erkekler ne kendi aralarında konuşuyorlar ne de akıl alabilecekleri başka birine başvuruyorlar. Bu nedenle bir profesyonel bile olsa başkasından yardım almak erkeklere çok sıcak gelmiyor. Ama danışmaya başladıklarında ve yardım almanın güçsüzlük olmadığını anladıklarında durum çok değişiyor. Bazen erkekler bu nedenle terapide kadınlardan çok daha hızlı yol kat ediyorlar.
HAYATIN HER ANINI PAYLAŞMAYA, BİRBİRİNE KOŞULSUZ GÜVENMEYE DÖNÜŞTÜĞÜNDE, EVLİLİĞE ‘YENİLGİ’ DEMEK MÜMKÜN DEĞİL!
Aşkla başlayan evlilikler neye yeniliyor? Zamana mı, alışkanlıklara mı yoksa bunlardan başka şeylere mi…
Yaşamda her şey değişiyor. Biz de değişiyoruz. Beklentilerimiz, hayata bakışımız değişiyor. Evlilikler de, temelinde Aşk veya ne yatıyor olursa olsun, zaman içinde mutlaka değişime uğrayacaktır. Bence değişimin kaçınılmaz olduğunu anlayan ve bu değişime ayak uydurabilen çiftler evlilikte başarılı oluyorlar. Aşkla başlayan bir evlilik; birbirini çok iyi tanımaya, hayatın her anını paylaşmaya, birbirine koşulsuz güvenmeye dönüştüğünde buna “yenilgi” demek mümkün mü? Biz büyüyüp olgunlaşırken aşk da olgunlaşıyor. Biçimi değişiyor. Bunu anlayamayıp ilişkinin başındaki aşkı beklemek, yapabileceğimiz önemli bir hata bence.
Size gelen çiftlerin en çok karşılaştıkları sorunlar neler?
Aslında her çift kendine has, farklı ve özgündür. Yaşanan sorunlar benzer olsa da, her çift için o sorun farklı biçimde hayat bulmaktadır. Ama elbette sık rastlanan belli sorun başlıklarından söz edilebilir. Terapiye gelen çiftler galiba en sık iletişim sorunlarından söz ediyorlar. Örneğin; “Eşim beni anlamıyor” cümlesiyle çok sık karşılaşıyoruz. Aynı dili konuşan iki kişinin birbirini anlamaması elbette söz konusu değil. Ama anlamak ya da anlaşılmak, konuşurken kullanılan sözcüklerin anlamlarının ötesinde çok daha karmaşık bir durumu içerdiğinden, ilişkilerdeki en önemli dertlerimizden biridir.
ÇİFTLERİN SINIR ÇİZME KONUSUNDA EKSİKLERİ VAR!
Eşlerin anne babalarının ilişkiye karışmaları da evlilikteki başlıca sorunlardan…
Çiftin aile sınırlarının net olarak belirlenmemiş olması ve kadın ya da erkeğin ailesinin, sınırları ihlal etmesi, yine sık karşılaştığımız sorunlardandır. Kayınvalide sorunundan söz edilmesi ya da “senin ailen, benim ailem”, “kardeşin dedi ki”, “düğünde halanların yaptıkları” gibi kalıp cümlelerin kullanılması, çiftin sınır çizme konusunda eksikleri olduğunun göstergesidir.
Bu durum nasıl önlenebilir?
Az önce, aile sınırlarının net olarak belirlenmemesinden söz etmiştik. Bu, önemli sorunlara yol açabilecek bir durumdur. Bunun önlenebilmesi için çiftin kendilerine ait ailenin sınırlarını net biçimde belirlemesi gerekir. Bu da; çiftin aile içi yetki ve sorumluluklarının belirlenmesi, kararların kim tarafından nasıl alınacağının netleşmesi ile sağlanabilir.
Başka ne gibi sorunlar…
Aslında daha onlarca sorun başlığından söz edilebilir. Ama sorun ne şekilde cereyan ederse etsin, sorunun altında ihtiyaçların karşılanmamasının yattığını düşünüyorum. Bu nedenle; ilişkide kimin, hangi ihtiyacının karşılanmadığını bulmak ve her iki birey tarafından ihtiyacın anlaşılmasını sağlamak terapideki öncelikli amacımızdır.
UZLAŞMAK İÇİN ÇATIŞMAK VE TARTIŞMAK GEREKİR! İlişkilerde yaşanan tartışmalar nasıl ve neler yapılarak en aza indirgenebilir?
Tartışma, çatışma hatta kavgalar ilişkilerde kaçınılmazdır. Olmalıdır da… Çünkü uzlaşmak için çatışmak ve tartışmak gerekir. Uzlaşmak her zaman aynı fikirde olmak ya da bir tarafın diğerinin dediğini kabul etmesi değildir. Uzlaşmada eşitlik vardır, karşılıklı adım atmak vardır. ‘Bir gün senin dediğin, bir gün benim dediğim olsun’ demek vardır.
Oysa çoğu ilişkide bir süre sonra ego ortaya çıkabiliyor.
Evet, maalesef… Uzlaşmada ‘Hep bana’ demek yoktur, ‘Farklı düşünceleri kabul edemem’ demek yoktur, ‘Aynı fikirde olmamak Dünyanın sonudur.’ demek yoktur. Uzlaşma küsmemek, alınmamak, farklılıklarla yaşamaktır. Bu nedenle ben; çatışma ve tartışmaları, çifti uzlaşmaya götürdüğü için olumlu değerlendiriyorum. Ama tartışmayı, konuşmayı, kendimizi doğru ifade etmeyi bilmek koşuluyla… Bu nedenle çiftleri tartışmamak değil, doğru tartışmak konusunda bilgilendiriyoruz.
Genel olarak baktığınızda eşler arasındaki iletişimsizliğin temel kaynağı – kaynakları nedir?
Güzel bir soru. Galiba iletişimsizliğin ya da iletişim sorunlarının kaynağında en fazla düşünce hatalarımız yatıyor. Yaşam olayları karşısında bizim tepkilerimizi belirleyen, bir durumun ya da olayın ne olduğu değil, bizim tarafımızdan nasıl algılandığıdır. Yani, durum ve olayları algılarken düşüncemizde oluşan olası düşünce hataları; genelleme, önyargı, zihin okuma ya da olumsuzu seçme gibi iletişim sorunlarına neden olmaktadır.
Evliliklerde ortaya çıkan sorunların ortaya çıkmasında eşlerin birbirini dinlememesinin etkili olduğunu düşünüyorum. Yanılıyor muyum?
Bu gerçekten de önemli bir etken. Terapide bireyler sık sık “Eşim beni dinlemiyor” diye yakınırlar. Buradaki dinlememe galiba anlamama ile aynı anlamda kullanılıyor. Dinlenmeme ya da anlaşılmama, bireylerde birçok olumsuz duyguyu çağrıştırmaktadır. Örneğin; dikkate alınmama, değer verilmeme, istenmeme hatta sevilmeme… Bu duyguların var olduğu bir ilişkide de, önemli sorunlar olduğunu düşünmek yanlış olmaz.
İLİŞKİ, İÇİNDE KENDİMİZİ GÖRDÜĞÜMÜZ BİR AYNA GİBİDİR! MUTLU BİR BİRLİKTELİK İÇİN HER ŞEYDEN ÖNCE BİREY OLMAYI BAŞARAN İKİ KİŞİ GEREKLİ! Mutlu bir birlikteliğin sırları nelerde gizli?
Mutlu bir birliktelik için, bence her şeyden önce birey olmayı başaran iki kişi gerekli. Kendini değerli bulan ve onaylayan bireyler olduktan sonra bir ilişkide kendini sağlıklı biçimde ortaya koymak hiç de zor değil. Çünkü ilişki, aslında içinde kendimizi gördüğümüz bir ayna gibidir. Ve aynadaki aksini beğenmeyen ve bunun için kendini ve karşısındakini hırpalayan bireyler ne “mutlu” ne de “birlikte” olabilirler.
KİŞİNİN İLİŞKİSİNDEN BEKLENTİSİ AZALDIYSA ASIL ORADA SORUN BAŞLAR!
Kadınlar yaşadıkları ilişkiden çok şey mi bekliyor?
Ben kadınlar ve erkekler diye başlayan cümlelerin çoğunu tehlikeli buluyorum. Bu tür cümleler genellemeleri içerir ve “genelleme yapmak” önemli bir düşünce hatasıdır. Bence kadın ya da erkek herkes ilişkisinden çok şey bekler. Ya da beklemelidir. Hepimiz kendimizi tamamlayacak bir eş, ya da öbür yarımızı arıyorsak, ki eski çağlardan beri kadın erkek birlikteliğinin temelinde bu arayış yatıyor, ilişkimizden çok şey beklememiz doğal ve gereklidir. Kişinin ilişkisinden beklentisi azaldıysa asıl orada sorun başlamaktadır diye düşünüyorum. Ama bazen hayatında ilişkisinden başka bir şey olmayan bireylerle karşılaşabiliyoruz. İşte bu çok sağlıksız bir durumdur ve kişinin yaşama ilişkin tüm ihtiyaçlarını ilişkisine yüklemesine sebep olur. Ve hiç bir ilişki bu yükü kaldıramaz.
Toplumumuzda; gerek insanların gerekse bazı uzmanların ‘Kocanı elde tutmak istiyorsan şunu yap, bunu yapma’ tarzı akıl vermeler çok yaygın malum.
‘Kocanı elde tutmak istiyorsan şunu yap, bunu yapma’ tarzında akıl vermelerin halkı yanlış bilgilendirdiğini ve yanlış yönlendirdiğini düşünüyorum. Ama sanırım buradaki asıl sorun, uzman sıfatındaki bir kişinin medyadan verdiği akıllarla halka nasıl zarar verebileceğinin farkında olmamasıdır. Galiba bu durum; bilmemekten, doğru formasyondan gelmekten kaynaklanmaktadır. Bununla ilgili şunu söylemek istiyorum: Lütfen dinlediğiniz kişinin söylediğini dikkate almadan önce kim olduğunu, formasyonunu ve gerçekten konunun uzmanı olup olmadığını araştırınız.
Erkeklerin sorumluluktan kaçmalarının nedenini neye bağlıyorsunuz?
Erkeklerin sorumluluktan kaçtığı düşüncesi bence yine bir genelleme. Partnerinin sorumluluktan kaçtığını düşünen bir kadına hangi sorumluluklardan söz ettiğini sormakla başlayabiliriz. Bu sorumluluklar erkeğin üstlenmek istemediği veya üstlenmek zorunda hissetmediği bir sorumluluksa, onu bundan sorumlu tutmak ne kadar doğru veya mümkündür?
Bunu biraz açarsak…
Bir sorumluluktan söz etmek için öncelikle ortada bir görev bulunması gereklidir. Örneğin; kirayı ödeme bir görevse bunun sorumluluğunun kime ait olduğu konusunda çiftin anlaşması gerekir. Anlaşmaya göre bu sorumluluk erkeğe ait ise ve bu sorumluluğu yerine getirmiyorsa erkeğin sorumluluktan kaçması durumundan söz edilebilir. Ama bu konuda konuşulmadı ve anlaşma yapılmadı ise, erkek kirayı ödemiyor diye kirayı ödeme sorumluluğundan kaçıyor denemez. Görev ve sorumluluklar konusunda konuşan, fikirlerini ve beklentilerini açıkça ifade eden ve bu konularda anlaşan çiftler için bu tip sorunlar söz konusu olmayacaktır.
BAĞLANMAKTAN KAÇILIYORSA NEDENİ ‘GÜVEN’DİR! GÜVENEN İNSAN BAĞLANMA KORKUSU YAŞAMAZ!
Aşık olan bir erkek, bağlanmaktan neden korkuyor?
Bağlanmak hepimiz için farklı anlamlar içeren bir kavramdır. Ama tek bir ortak özeti vardır: Güven. Bağlanmaktan kaçınan kişinin kadın olsun, erkek olsun güven duygusu ile ilgili çalışmak gerekir. Bebeklikten itibaren sağlıklı bir güven duygusu geliştirmiş ve yaşadığı olumsuzlukları güvensizliğe dönüştürmemiş olan bir bireyin, ihtiyaçlarını karşılayacak kişiyi bulduğunda bağlanma korkusu yaşayacağını düşünmüyorum.
İNSANOĞLU, KESİNLİKLE TEK EŞLİLİĞE VE SADAKATE UYGUN!
İnsanın kendini tamamlayan bir eş bulma ve ona sadık kalma güdüsü ile türünün devamını sağlama güdüsü çatışıyor mu? Doğada erkekler içgüdüsel olarak çok eşliliğe mi yöneliyor? Ya da başka bir ifadeyle, insanoğlu gerçekten tek eşliliğe ve sadakate uygun mu?
Bunu cevaplamak için doğaya bir bakalım. Canlılar için en temel güdü yaşamı sürdürme güdüsü, en büyük kaygı ise ölüm kaygısıdır. Canlı, ölüm kaygısından kurtulmak için ölümsüzlüğün bir yolunu arar durur. Ölümsüzlük türünü devam ettirmekle mümkün olabilir. O halde canlı, türünün devamlılığı yani sonraki kuşakta kendi genlerini sürdürmek için elinden geleni yapmalıdır. Türün devamlılığı için başarılı üreme gereklidir. Bunun için döllenme maksimumda gerçekleşmelidir. Dişi ancak tek erkekten döllenebilirken ve doğuma kadar tekrar döllenemezken, erkek birçok dişi ile eşleşme şansına sahiptir. Bu nedenle, bazı türlerde farklı olsa da, doğada birçok Canlı türünde tek eşlilik yoktur. Diğer taraftan insanın tek eşliliği, zihinsel gelişimi ile birlikte yavaş yavaş oturan bir kavramdır. Yani ilkel insanın, başta tek eşli olmasa bile, zamanla içindeki tamamlanma güdüsü ile tek eşliliğe doğru geliştiği düşünülebilir. Çünkü insan biyolojik bir varlık olmasının yanı sıra hayvanlardan farklı olarak; anlama, bilme, yorumlama hatta sanat yapma yetisiyle biyolojik üstü bir varlıktır. Eğer doğadaki bu üstün varlık, yani insan tek eşlilik kavramını geliştirmemiş olmasaydı muhtemelen aşk, sadakat, sadakatsizlik, kıskançlık, bağlılık ve tutku gibi kavramlar da olmayacaktı. Ve bu kavramların olmadığı bir dünya, muhtemelen çok daha renksiz ve sıradan olacaktı. Özetle, ben insanoğlunun kesinlikle tek eşliliğe ve sadakate uygun olduğunu düşünüyorum. Ama bunun için birçok koşulun gerçekleşmesi gereklidir. Selin Karacehennem, ‘Erkekler aslında çok basittir!’ diyor. Sizce?
Yine bir genelleme… Ayrıca bu ifadede çok ciddi bir başkalaştırma var. Bu tür başkalaştırmalar; eşleri birbirinden uzaklaştırmakta, birbirini anlamasını güçleştirmekte ve aralarındaki sorunları çözmeyi zorlaştırmaktadır. Bilirkişi ya da uzman kişilerin bu tür başkalaştırıcı ifadelerden kaçınması gerektiğini düşünüyorum.
Aşkı, o heyecanı yıllarca sürdürmek için neler yapılmalı?
Bir ilişkide ihtiyaçlarımızın farkında olmak, bu ihtiyaçları karşılama hakkımız olduğunu kabullenmek ve ihtiyaçlarımızı karşılamaya çalışmak; bireyselliği gerçekleştirmenin yoludur. Tüm bunları karşımızdakinin ihtiyaçları için de yapabilmek, bu da birlikteliği gerçekleştirmenin yoludur. Böylece ilişkide; bütünleşme, heyecan, güven gibi birçok olumlu duygunun devamlılığı sağlanabilecektir.
Çift danışmanlığı ile bireysel danışmanlık arasındaki benzerlikler ve farklılıklar…
İkisi de temelde aynı prensiplere bağlıdır. Ancak çift terapisinde terapi süreci boyunca seanslara her iki birey de katılır. Bu durum bazı yaklaşımlarda farklılık gösterebilir ve ilişkiye yönelik bir sorun tanımlanmasıyla terapiye başlanır. Çift terapisinde bireylerin kişiliklerinden çok ilişkinin parametrelerine odaklanılır.
Son olarak eklemek istedikleriniz…
‘Çift Terapisi’nin ne olduğu konusunda sokaktaki insanın fazla bilgisi yok. Bu bilgiyi edinmesi; ya bir gün ihtiyaç duyup terapiste gitmesiyle ya da medya tarafından bilgilendirilmesiyle mümkün olacaktır. Bu nedenle yaptığımız bu röportajımızı çok önemli buluyorum. Arzu GÜNEŞ kimdir?Uzman Psikolog Arzu GÜNEŞ, lisans eğitimini Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji bölümünde, uzmanlık eğitimini ise Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Sosyal Psikiyatri dalında tamamladı.
Çeşitli anaokullarında psikolog ve danışman olarak çalıştı. Bayındır Tıp Merkezinde ve Başbakanlık bünyesinde Psikolog olarak görev yaptı, TED Ankara Koleji’nde Eğitim Danışmanlığı görevini üstlendi. Daha sonra İsviçre’nin Zürih kentinde, The C.G. Jung Institute’da eğitimlere, klinik çalışmalara katıldı. Özellikle ‘Çift Terapisi’ konusunda çalışmalar yaptı ve The Swiss Art Therapy Training Institute’da ‘Sanat Terapisi’ eğitimi aldı. Mesleki birikimlerini ‘Çiftlerle Psikoterapi’ konulu kitap çalışmasına ve amatör olarak yazdığı Tiyatro oyunlarına yansıtmaya çalışan Arzu Güneş; devlet ve özel sektörde toplam 18 yıl psikolog olarak çalıştıktan sonra, 2008 yılı itibarıyla çalışmalarını serbest olarak sürdürmektedir. Evli veya evli olmayan çiftle yapılan ‘Çift Danışmalığı’ dışında birçok bireyle de çalışan Arzu Güneş çeşitli seminer ve konferanslar vermektedir
Uzlaşmak için çatışmak gerekir