Showing posts with label ödüllü. Show all posts
Showing posts with label ödüllü. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

Masumiyet Müzesi ilk 10 a kalamadı

LONDRA - "Three Percent" adlı New York'taki Rochester Üniversitesi'ne bağlı bir uluslararası Edebiyat internet sitesinin 2007 yılından bu yana verdiği 'İngilizce en iyi Çeviri Ödülü'nün bu yılki 25 adayından 15'i önceki gün elendi.
Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk'un İngilizce'ye çevrilen son romanı 'Masumiyet Müzesi' de adaylar arasında ilk 10'a kalamadı.
23 farklı ülkeden, 17 farklı dilde yazılan eserler arasından geriye kalan 10 adayın, "kitabın orjinalliği ve çevirisi" dikkate alınarak belirlendiği kaydedildi.
'İngilizce En İyi Çeviri Ödülü'nü alacak roman, 10 Mart 2010'da açıklanacak.
10 Roman adayı, yazar ve ingilizce çevirmenleri şöyle: -Cesar Aira, "Ghosts" (İspanyolca'dan İngilizce'ye çeviren Chris Andrews) -Gerbrand Bakker, "The Twin" (Felemenkçe'den İngilizce'ye çeviren David Colmer) -Ignacio de Loyola Brandao, "Anonymous Celebrity" (Portekizce'den İngilizce'ye çeviren Nelson Vieira) -Hugo Claus, "Wonder" (Felemenkçe'den İngilizce'ye çeviren Michael Henry Heim) -Wolf Haas, "The Weather Fifteen Years Ago" (Almanca'dan İngilizce'ye çeviren Stephanie Gilardi ve Thomas S Hansen) -Gail Hareven, "The Confessions of Noa Weber" (İbranice'den İngilizce'ye çeviren Dalya Bilu) -Jan Kjaerstad, "The Discoverer" (Norveççe'den İngilizce'ye çeviren Barbara Haveland) -Sigizmund Krzhizhanovsky, "Memories of the Future" (Rusça'dan İngilizce'ye çeviren Joanne Turnbull) -Jose Manuel Prieto, "Rex" (İspanyolca'dan İngilizce'ye çeviren Esther Allen) -Robert Walser, "The Tanners" (Almanca'dan İngilizce'ye çeviren Susan Bernofsky)
Geçen yılın "en iyi çeviri kitap ödülünü", Imre Goldstein tarafından Macarca'dan İngilizce'ye çevrilen Attila Bartis'in "Tranquility" kitabı almıştı. Bartis'in kitabı "Sessizlik" adıyla Türkçe'ye de çevrilmişti.
'Masumiyet Müzesi' ilk 10'a kalamadı

Sunday, February 28, 2010

Pamuk, Le Clezio ve Bolano ile yarışıyor

LONDRA - 16 Şubat'ta açıklanacak '2010 en iyi Çeviri Kitabı Ödülü' için 'Masumiyet Müzesi' ile Orhan Pamuk, Nobel ödüllü yazar Jean-Marie Gustave Le Clezio ve Şilili yazar Roberto Bolano ile yarışıyor.
'Three Percent' adlı New York'taki Rochester Üniversitesi'ne bağlı bir uluslararası Edebiyat internet sitesinin 2007 yılından bu yana verdiği ödülün bu yılki adayları önceki gün duyuruldu.
23 farklı ülkeden, 17 farklı dilde yazılan eserler için aday gösterilen 25 yazar ve çevirmen şöyle:
-Cesar Aira, "Ghosts" (İspanyolcadan İngilizceye çeviren Chris Andrews) -Ferenc Barnas, "The Ninth" (Macarcadan İngilizceye çeviren Paul Olchvary) -Ignacio de Loyola Brandao, "Anonymous Celebrity" (Portekizceden İngilizceye çeviren Nelson Vieira) -Gerbrand Bakker, "The Twin" (Felemenkçeden İngilizceye çeviren David Colmer) -Roberto Bolano, "The Skating Rink" (İspanyolcadan İngilizceye çeviren Chris Andrews) -Hugo Claus, "Wonder" (Felemenkçeden İngilizceye çeviren Michael Henry Heim) -Hans Fallada, "Every Man Dies" (Almancadan İngilizceye çeviren Michael Hofmann) -Juan Filloy, "Op Oloop" (İspanyolcadan İngilizceye çeviren Lisa Dillman) -Ricardas Gavelis, "Vilnius Poker" (Litvanya dilinden İngilizceye çeviren Elizabeth Novickas) -Cemal Gitani, "The Zafarani" (Arapçadan İngilizceye çeviren Faruk Abdülvahab) -Wolf Haas, "The Weather Fifteen Years Ago" (Almancadan İngilizceye çeviren Stephanie Gilardi ve Thomas S Hansen) -Gail Hareven, "The Confessions of Noa Weber" (İbraniceden İngilizceye çeviren Dalya Bilu) -Jan Kjaerstad, "The Discoverer" (Norveççeden İngilizceye çeviren Barbara Haveland) -Sigizmund Krzhizhanovsky, "Memories of the Future" (Rusçadan İngilizceye çeviren Joanne Turnbull) -JMG Le Clezio, "Desert", (Fransızcadan İngilizceye çeviren C Dickson) -Cao Naiqian, "There's Nothing I Can Do When I Think of You Late at Night" (Çinceden İngilizceye çeviren John Balcom) -Orhan Pamuk, "The Museum of Innocence" (Türkçeden İngilizceye çeviren Maureen Freely) -Fernando del Paso, "News from the Empire" (İspanyolcadan İngilizceye çeviren Alfonso Gonzalez and Stella T. Clark) -Jerzy Pilch, "The Mighty Angel" (Lehçeden İngilizceye çeviren Bill Johnston) -Jose Manuel Prieto, "Rex" (İspanyolcadan İngilizceye çeviren Esther Allen) -Merce Rodoreda, "Death in Spring" (Katalancadan İngilizceye çeviren Martha Tennent) -Ersi Sotiropoulos, "Landscape with Dog and Other Stories" (Yunancadan İngilizceye çeviren Karen Emmerich) -Mati Unt, "Brecht at Night" (Estonya dilinden İngilizceye çeviren Eric Dickens) -Abdurrahman Waberi, "In the United States of Africa" (Fransızcadan İngilizceye çeviren David ve Nicole Ball) -Robert Walser, "The Tanners" (Almancadan İngilizceye çeviren Susan Bernofsky)
İLGİLİ HABERLER
Klasikler içinde bir Orhan PamukOrhan Pamuk laikleri kızdıracak'Birazcık aptallık fena olmazdı''Orhan Pamuk, aşkı ellerimize yerleştiriyor'Pamuk: 'O Kemal ben değilim ama...'
Geçen yılın 'En İyi Çeviri kitap Ödülü'nü, Imre Goldstein tarafından Macarca'dan ingilizce'ye çevrilen Attila Bartis'in "Tranquility" kitabı almıştı.
Pamuk, Le Clezio ve Bolano ile yarışıyor

Londra da ayın kitabı Masumiyet Müzesi

LONDRA - Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk'un İngilizceye çevrilen 'Masumiyet Müzesi' adlı romanı, İngiliz kitabevi Waterstone's tarafından ayın kitabı seçildi.
Kitabevinin Londra'nın en işlek ve turistik caddelerinden Oxford Street'deki şubesinin vitrinlerinde yer alan 'Masumiyet Müzesi' kitabı, 15 sterline satılıyor.
Kitapla ilgili olarak vitrinde yer alan posterde ise, ''Nobel ödüllü yazardan, Modern İstanbul'da geçen, saplantılı bir aşkı anlatan roman" yazısı yer alıyor.
Waterstone's'un başkent Londra ve Birleşik Krallık'ta birçok şehirde ayrıca İrlanda'da, Amsterdam ve Brüksel gibi bazı Avrupa şehirlerinde de şubeleri bulunuyor.
Pamuk'un kitabının ocak ayı boyunca, kitabevinin bazı şubelerinin vitrinlerinde yer alması bekleniyor.
'TÜRK LOKUMU TATLIDAN EKŞİYE DÖNÜŞMÜŞ'Bu arada İngiliz Independent gazetesinin dünkü sayısında, kitap eleştirilerinden biri 'Masumiyet Müzesine' ayrıldı.
James Urquhart imzalı eleştiride, "Bu romanda bir buluşma var, ancak kötü bir şekilde hız eksik" denilerek, "romandaki akışın yavaş olduğu" yorumu yapıldı.
Londra'da ayın kitabı 'Masumiyet Müzesi'

Masumiyet Müzesi ni Çin de okuyacak

PEKİN - Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk'un "Masumiyet Müzesi" adlı romanının Çince çevirisi yayımlandı.
"Shanghai Century Publishing" grubu bünyesinde yer alan Horizon Media tarafından yayımlanan kitabın çevirisini Çin Uluslararası Radyosunun Türkçe bölümünde çalışan Chen Zhubing yaptı.
Orhan Pamuk'un daha önce 'Benim Adım Kırmızı', 'Kara kitap', 'Yeni Hayat', 'Beyaz Kale', 'İstanbul', 'Cevdet Bey ve Oğulları', 'Kar' ve 'Sessiz Ev' adlı kitapları Çinli okuyucularla buluşmuştu. Yayınevi yetkilileri yazarın Öteki Renkler adlı kitabının Çincesinin de bu yıl yayımlanacağını belirtti.
Masumiyet Müzesi, bu hafta içinde kitapçılarda ve internet üzerinden yapılan satışlarla Çinli okuyucularla buluşacak.
'Masumiyet Müzesi'ni Çin de okuyacak

Pamuk: Kendimi sürgünde görmüyorum

LONDRA - Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk, bazen ABD'de, bazen de Türkiye'de yaşadığını, "kendisini sürgünde görmediğini" söyledi. Pamuk, İngiliz kitabevi Waterstones'un kitap ve eleştiri dergisi "Books Quarterly"de gazeteci, yazar ve yayıncı Mark Lawson'un sorularını yanıtladı.
Lawson, Pamuk ile söyleşisinin ardından kaleme aldığı makaleye, "Türkiye'nin büyük kuratörü" başlığını attı. Makalesine, "Orhan Pamuk, Türkiye'nin en büyük, ama en tartışmalı yazarı" yorumuyla başlayan Lawson, Pamuk ile röportajı telefonla yaptığını, Orhan Pamuk'un ABD'nin Massachusetts eyaletinin Boston şehrinde olduğunu öğrenince ise aklına "Pamuk'un sürgünde olup olmadığının geldiğini" yazdı.
Bu konuyu röportajında yazara soran Lawson'a, Orhan Pamuk şu yanıtı verdi: "Harvard Üniversitesinde ders vermek için ABD'de bulunuyorum. Sürgünde değilim. Ara sıra Türkiye'ye dönüyorum, kendimi sürgünde görmüyorum. Zaman zaman Türkiye'de, zaman zaman Amerikan üniversitelerinde, zaman zaman da Dünyanın her yerinde yaşıyorum."
"HALA MEŞGULÜM VE HALA ÜLKEMİ SEVİYORUM"Pamuk, Mark Lawson'un, "Bir dergiye verdiği demeç sonucu aleyhinde açılan davanın Türkiye ile ilişkilerini etkileyip etkilemediği" sorusu üzerine de, "Eğer ikametgah anlamında soruyorsanız, hayır fazla etkilemedi. Psikolojik ve duygusal anlamda da değişiklik olmadı. Hala meşgulüm ve hala ülkemi seviyorum" dedi.
Nobel Edebiyat ödüllü yazarların genellikle meşguliyetlerin artmasından şikayet ettiklerinin anımsatılması üzerine de Pamuk, kendisi için bunun doğru olmadığını söyleyerek, şöyle konuştu: "Ödülümden çok fazla keyif aldım. Sadece biraz hayatımdaki meşguliyeti artırdı, o kadar. Bana yeni okuyucular da kazandırdı. Yeni kitaplarımı hevesle bekleyen yeni okuyucularım var. Neden şikayet edeyim ki? İnsanlar Nobel ödülüyle mağdur edilmiş gibi davranmak istiyorlar, bence bu doğru değil. Herkese Nobel ödülünü kazanmayı tavsiye ediyorum, çok güzel bir şey."
İngilizceye çevrilen son kitabı "Masumiyet Müzesi" konusunda ise Pamuk, kitabın tarihi bir Roman olmadığını, kitapta anlatılan olayları bizzat gördüğünü, yaşadığını ve tecrübe ettiğini kaydetti.
Bu yıl Pamuk'un küratörlüğünü yaptığı İstanbul'da açılması planlanan Masumiyet Müzesi'nden de makalesinde bahseden Lawson, "Bu müzenin açılacak olması, Pamuk'un Türkiye'den sürgün edilmediğinin kanıtı gibi" ifadesini kullandı.
Pamuk: Kendimi sürgünde görmüyorum

Thursday, December 24, 2009

Auschwitz le Srebrenitza arasında Avrupa fikri


Auschwitz’den Srebrenitza’ya uzanan bir tarihin ara sokaklarında gezinen Hollandalı gazeteci Geert Mak, iki Dünya Savaşı, toplama ve esir kampları gibi badirelerden sonra oluşan ‘Avrupa’dan hâlâ umutlu.
ENİS Batur’un, ‘Amerika Büyük Bir Şaka Sevgili Frank, Ama Ona Ne Kadar Gülebiliriz’ kitabının ismini, dev bir mercekle Avrupa’ya yansıtmaya kalkışsak ne olur acaba? Yani, asıl ‘büyük şaka’ Amerika değil de, Avrupa olabilir mi? Bunu, bir coğrafyadan söz ederken değil, bir medeniyet kümesi olarak Avrupa fikrinden söz ederken getiriyoruz hatırımıza üstelik. Bu tür tuhaf düşünceler arasında gezinmemize, tek başına Auschwitz’den Srebrenitza’ya (Srebrenika) uzanan o keskin çizgi yol açmıyor. Sadece bu ikisi bile böyle bir sorgulama için yeterli olurdu elbette ama Geert Mak’ın, “Avrupa’da Yirminci Yüzyıl Boyunca Seyahatler” isimli kitabı bu konuda çarpıcı bilgilerle dolu. Binyılın biteceği günlerde NRC Handelsblad adına Avrupa’nın altını üstüne getiren Hollandalı gazeteci, sadece gördüklerini aktarmakla yetinmiyor, onların neden öyle göründüklerine dair tarihsel bilgilerle, olup biteni gözümüze gözümüze sokuyor. İyi de ediyor doğrusu. Hele şu soru ve buna verdiği cevap, Auschwitz’den Srebrenitza’ya uzanan tarihin kısa bir özeti sanki:“Biz Avrupalıların ortak bir tarihi var mıdır? ‘Elbette’ der herkes ve sıralamaya başlar: Roma İmparatorluğu, Rönesans, Aydınlanma Çağı, 1914, 1945, 1989, Oysa Avrupalıların bireysel tarihi deneyimleri birbirlerinden çok farklıdır: Örneğin Polonyalı yaşlı şoför, hayatında dört kez yeni bir dil öğrenmek zorunda kalmış; dostluk kurduğum Alman karı koca, önce bombardımanları, sonra da Doğu Avrupa’da oradan oraya sürülmeyi yaşamış; ziyaret ettiğim Basklı aile İspanya iç savaşı yüzünden bir Noel akşamı kıyasıya bir kavganın içine düşmüş ve sonra da ömür boyu susmayı yeğlemişti (...) her biri kendi başına birer dünyadır ve üstelik bunların hepsi de Avrupa’dır.”Bugün hepimize ‘muasır medeniyet’ olarak görünen Avrupa’nın tarihini, gezginlerin gözünden izlemek, iki dünya savaşını da, bu savaşlardan sonra yaşananları da diri tutuyor. Auschwitz ile Srebrenitza arasındaki asma köprüde sallanan Avrupa fikrinin hangi badireleri atlattığını görmek açısından da son derece çarpıcı bu. Belki, oraya bakarak bu topraklara çevirebiliriz yüzümüzü. Ve hatta bir miktar çeki-düzen bile verebiliriz zihnimize. Düşünün ki, İspanya’da yaşanan iç savaştan hiç mi hiç söz etmedik üstelik... (Avrupa’da Yirminci Yüzyıl Boyunca Seyahatler, Geert Mak, Çev. Mürset Topçu, Literatür Yayınları)
Pamuk, Atina’da yok satıyorDIŞ Haberler SERVİSİNOBEL ödüllü yazar Orhan Pamuk’un “Masumiyet Müzesi” adlı son eseri Yunancaya çevrildi ve Dünyanın en popüler yazarlarının bile Yunanistan kitap piyasası için kıskanacağı satış rakamlarına ulaştı. Tercümesini Stella Vretu’nun yaptığı “Masumiyet Müzesi” Okeanis Yayınevi tarafından basıldı. Kitap, sadece yedi gün içinde 10 bin adet sattı. “Masumiyet Müzesi” Atina’daki kitapçılarda 26 Euro’ya satılıyor. Yunan gazeteleri de Pamuk’un son kitabından övgü ile bahsettiler. İNGİLİZ Financial Times Gazetesi de Masumiye Müzesi’ni övdü. Ian Irvine imzalı yazıda, “Kitabın sonunda Kemal, Aşk için katlandığı onca ızdıraba rağmen mutlu bir hayat sürdüğünü ilan ediyor. Okuyucu bundan başka bir şey için yalvarabilir ama Pamuk, Kemal’in yüce ve trajik takıntısını sabırla gözlemleyerek, Lolita, Madame Bovary ve Anna Karenina’nın yanına yakışacak değerde bir Romantik aşkı yarattığı esere konu etmiş” denildi.
GÜNÜN AJANDASI
Modern zaman dervişinden davet
Çağdaş dans sanatçısı Ziya Azazi, “11 Dervish” adlı ve uluslararası Sahne sanatları alanında pek çok ödüle layık görülen eseriyle bu akşam Tiyatro Maan performans Sahnesi’nde olacak. Mevlevi dervişlerin dönüşlerini temel alarak oluşturduğu koreografileriyle çağdaş dans sanatına farklı bir yorum getiren Azazi eserinde, geleneksel “sufi dansını” zihinsel ve fiziksel sınırları zorlayıcı yönünü muhafaza ederek kişisel tarihçesi ile örtüşen estetik ve kinetik bir dile dönüştürüyor. Biletler 25-30 TL. Tel: 0212 245 25 06.
Büyük Selçuklu Mirası projesi
CUMHURBAŞKANLIĞININ himayesinde hazırlanan Büyük Selçuklu Mirası Projesi’yle, Türk milletinin kurduğu en önemli devletlerden birisi olan Büyük Selçuklu Devleti’ne ait günümüze ulaşan tüm eserler görsel olarak kayıt altına alınacak. Projenin belgesel yönetmeni ve fotoğraf sanatçısı İbrahim Dıvarcı konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Proje kapsamında Afganistan, Azerbaycan, Ermenistan, Irak, İran, İsrail, Mısır, Özbekistan, Suriye, Türkmenistan, Türkiye ve Yemen ile özerk cumhuriyet olan Nahcıvan’daki Selçuklu Mimari eserlerinin son durumları tespit edilip fotoğrafları ve görüntülerinin çekilecek. Proji, 850 bin dolara malolacak. ? A.A
Avrupa’nın gözde kenti İstanbul
2010’da Avrupa’nın kültür başkenti olacak İstanbul üzerine Almanya’da peşpeşe kitap ve dergiler yayınlanıyor. Türkoloji Profesörü Klaus Kreiser’in “İstanbul” adlı kitabı C.H. Beck yayınevi tarafından piyasaya sürüldü. Kitapta, okuyucuya kentteki 15. yüzyıldan günümüze kadar uzanan kültürel Yaşam üzerine önemli bilgiler ediniyor. 320 sayfadan oluşan kitabın fiyatı 24.90 Euro. Kitabın Türkçe’ye çevrilip çevrilmeyeceği ise henüz bilinmiyor. ? MÜNİH
Atmasyon tiyatro oyunu
Ankara’daki Mavi Sahne’nin oyuncuları bu akşam sizi doğaçlama tiyatro yapmaya davet ediyor. Seyirciden aldıkları konuyla başayıp sonunun nereye varacağını hiç tahmin edemeyeceğiniz bir Oyun sergiliyorlar. Sedat Demirsoy’un yönettiği Tuluatmasyon adlı oyun bu akşam Mavi Sahne’de. Biletler 12-15 TL. Tel: 0312 426 26 29.
Nehar Tüblek başvuruları
ÜNLÜ Karikatür sanatçısı Nehar Tüblek adına Beşiktaş Belediyesi ve Karikatürcüler Derneği’nin birlikte düzenlediği 15. Nehar Tüblek Karikatür Yarışması’nın son katılım tarihi 5 Şubat 2010. “Komşularla sıfır sorun - Uluslararası, toplumlararası, insanlar arası ilişkilerde kalıcı barış için...” konulu yarışmada ödüller, Tüblek’in ölüm yıldönümü olan 6 Mart’ta anma töreniyle verilecek. Birinciye 3 bin, ikinciye 2.500, üçüncüye 1.800, mansiyona (3 adet) 1000, Onur ödülü olarak da 1.500 TL. verilecek.
Auschwitz’le Srebrenitza arasında Avrupa fikri

Wednesday, December 9, 2009

İstanbul’u yazanların İstanbul hatırası


Sefa KAPLANKENTLER, biraz da edebiyatçılarıyla anılır aslında. Dublin denilince akla James Joyce’un, Prag denilince Franz Kafka’nın gelmesi bunun somut bir göstergesidir. St. Petersburg Dostoyevski ile anlamlıdır elbette, Kahire Necip Mahfuz’la bir kez daha dahil olmuştur dünya gündemine. Paris, Baudelaire’in mısralarında soluklanmaktadır uzunca bir süredir. Lizbon, Jose Saramago ile yürümüştür dünya sahnesine. New York, Paul Auster’ın kentidir sanki.Peki ya İstanbul? Dünyanın en eski kentlerinden biri olan İstanbul’u hangi edebiyatçı ile birlikte anabiliriz? Ayasofya’ya methiye yazan Bizanslı Şair Paulus Silentiarius olabilir mi mesela? Yahut, İstanbul’un bir taşına koca İran ülkesini feda eden şenşakrak Osmanlı şairi Nedim? Yahya Kemal mi Nâzım mı‘Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul, Görmedim gezmediğim sevmediğim hiçbir yer’ diyen Yahya Kemal zaten İstanbul şairi olarak bilinir. Öyle ise ‘Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda, Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında’ diyerek en içli hasret şiirlerini yazan Nâzım Hikmet’i ne yapacağız o zaman? Yahut, Orhan Pamuk’u ve onun olağanüstü tatlar taşıyan ‘İstanbul’ kitabını nereye koyacağız? Sait Faik, Ahmet Hamdi Tanpınar, Asaf Halet Çelebi, Necip Fazıl, Orhan Veli? İstanbul, unuttuklarımızla birlikte bütün bu isimlerin toplamından ibarettir elbette. Edipler toplandıİşte İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş.’nin Yusuf Çağlar’ın editörlüğünde hazırladığı ‘Bir Fotoğrafın Aynasında İstanbul’un Meşhur Edebiyatçıları’ isimli kitap bu meseleyi bir kez daha düşünmemizi sağlıyor. Kitabın kapağında yer alan fotoğraf ve bu fotoğrafın hikâyesi, biraz da mevcut Edebiyat ortamına bakarak hüzünlenmemize yol açıyor. ‘Nereden nereye’ diyerek nostaljinin ara sokaklarında gezinmenin anlamı yok elbette ama Sanayi-i Nefise’nin Edebiyat Şubesi için Alay Köşkü’nde bir araya gelen edebiyatçıların fotoğrafı, bugün herhangi bir fotoğrafta bile bir araya gelemeyen edebiyatçılara yönelik bir sitem sanki.
TİYATROHizmetçiler ölüm planı yapıyorİstanbul Şehir Tiyatroları’nın sahnelediği Hizmetçiler adlı Oyun 6 Aralık’a kadar Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde. Jean Genet’nin yazdığı oyun, Claire ile Solange adlı iki kız kardeşin, hanımlarını öldürme planlarını, o evde yokken kurdukları düşsel dünyanın içinde oynadıkları oyunlarla gerçekleştirmeye çalışmalarını anlatıyor.EDEBİYATMacar yazarlar Kütahya’daGoethe Enstitüsü’nün “Kültür Köprüleri” programı çerçevesinde Türkiye’nin 24 kentini ve 8 Avrupa ülkesini kapsayan “Avrupa Edebiyatı Türkiye’de Türk Edebiyatı Avrupa’da” adlı kültür projesi, bugün Kütahya’da. Fotoğraf ve kitaplarıyla birçok burs kazanan ödüllü yazar Attila Bartis “Sessizlik” adı ile Türkçeleştirilen romanından; 2002’de yayınlanan “A pusztitas könyve” adlı romanıyla ödül alan György Dragoman ise“Beyaz Şah” adlı 15 dile çevrilmiş romanından bölümler okuyarak gençlerle Kütahya Dumlupınar Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi Konferans Salonu’nda söyleşiler gerçekleştirecekler.SÖYLEŞİYüksel Arslan sergisinde RimbaudYüksel Arslan’ın ilk retrospektif sergisi eylülde İstanbul Bilgi Üniversitesi kampusunde yer alan Santralistanbul’da açılmıştı. Arslan’ın, dünyadaki ve Türkiye’deki koleksiyonlardan derlenen 500’ün üstünde eseri 21 Mart’a kadar yine burada görülebilecek. 1961’den beri Paris’te yaşayan sanatçının sanatını ve düşünce dünyasını, sanatçının etkilendiği kaynakların izini sürerek izleyiciye göstermeyi amaçlayan Sergi kapsamında düzenlenen “Tanıklıklar” başlıklı panelde bu çarşamba Hasan Anamur, “Rimbaud” üzerine konuşacak. Tel: 0212 311 73 46.KONSERŞükrü Tunar’dan yeni yorumlarÜlkemizin sayılı klarinet virtüözlerinden Serkan Çağrı, Türk sanat müziği sanatçısı Şükrü Tunar’ın eserlerini içeren yeni albümünün tanıtım konserini bu akşam İstanbul Ghetto’da yapıyor. Sony Müzik etiketiyle çıkan iki CD’lik albümün ilk bölümünde Şükrü Tunar’ın eserlerinin Ata Demirer, Ziynet Sali, Ercan Saatçi, Hayko Cepkin ve Sıla gibi isimlerin eşlik ettiği şarkılar yer alırken, ikinci CD ise Serkan Çağrı’nın ünlü bestekarın eserlerine yaptığı yorumlardan oluşuyor. Biletler 18-23 TL, Biletix’te. ANMANecipoğlu için çalacaklarMayıs ayında 4’üncü Rio Arp Festivali’nden dönerken Atlas Okyanusu’na düşen uçakta kaybettiğimiz arp sanatçısı Ceren Necipoğlu’nu anma konseri bu akşam saat 19.30’da İstanbul Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall’de. Konserde yakın arkadaşları Şirin Pancaroğlu ve Fransız sanatçı Isabelle Perrin, onun sevdiği yapıtlardan oluşan rengarenk bir Program sunacaklar. Başvuru: 0212 359 66 48.SERGİKomşu günüSabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi (SSM), her sergi döneminde gerçekleştirdiği geleneksel Komşu Günü etkinliği kapsamında, bugün 10.00-22.00 saatleri arasında, yine Emirganlıları ağırlayacak. Komşu Günü’nde, 28 Şubat’a kadar devam edecek “Osmanlı Döneminde Venedik ve İstanbul; Nam-ı Diğer Aşk” sergisi ve Müze ücretsiz gezilebilecek. Emirganlılar, ikametgâhlarını gösteren bir belgeyle muhtarlıktan davetiye alarak, İstanbul ve Venedik aşkına tanıklık etmek için Komşu Günü’ne katılabilecek.
İstanbul’u yazanların İstanbul hatırası

2009’un en iyi 10 yerli romanı

EN İYİ 101- Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi - Ayfer Tunç2- Çöplüğün Generali - Oya Baydar3- Yüzünde Bir Yer - Sema Kaygusuz4- Fay Kırığı - Mehmet Eroğlu5- Eflatun Koza - Cahide Birgül 6- Dünyanın Uğultusu - Behçet Çelik7- Yorgun Sevda - İrfan Yalçın8- Sonradan Yaşamak - Önay Sözer9- Aşk - Elif Şafak10- Gizli Aşk Bu - Özen YulaBİR DELİLER EVİNİN YALAN YANLIŞ ANLATILAN KISA TARİHİZamansız Türkiye panoramasıCan Yayınları’ndan çıkan “Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi”, mekân ve zaman sınırı tanımayan, bir ucu 19. yüzyıla, bir ucu günümüze dayanan yazınsal bir Türkiye panoraması. Şaşırtıcı bir öykünün bittiğinin sanıldığı yerde, okuru olmadık bir öyküyle yeniden afallatan bir “insan manzaraları” kitabı da denebilir. Belki de bu sebepten jüri üyelerimizin yedisi de onu seçti. Karadeniz’in küçük bir kentinde denize sırtını dönmüş bir akıl hastanesinden yola çıkılarak farklı kişilerin Yaşam zincirinden oluşan bir roman. ÇÖPLÜĞÜN GENERALİKaranlık ve gerilimliKaranlık, gerilimli ve biraz kötümser. Ne karakterlerin isimleri var, ne de yerlerin. Bir felaket atlatılmış, sonrasında da 3 Maymun virüsü yüzünden belleğini yitirmiş, geçmişinden bihaber bir toplumun kahramanları var Oya Baydar’ın kitabında. İlerleyen bölümlerinde felaketten önce olan bütün olayları, Türkiye olarak son bir kaç yıldır yaşadığın-mızı fark edeceksiniz: Büyük bir dava, kuyulardan çıkan cesetler, cephanelikler... gibi. Zaten Baydar da şöyle diyor: “Ergenekon davası sürecinde olan olaylardan etkilendim ve bu romanı kurguladım.” Can Yayınları’ndan çıkan kitabın tek korkutucu yanıysa romandaki ülkenin haritadan silinmiş olması.YÜZÜNDE BİR YERBabaannesinden esinlendiGenç kuşağın önde gelen isimlerinden Sema Kaygusuz’un Yüzünde Bir Yer adlı kitabı Doğan Kitap’tan yayınlandı. Susmanın aslında ne kadar çok şey ifade ettiğinin kanıtlandığı bir Roman bu. Babannesinin Dersim’den Samsun’a göçüşünün hikâyesini yıllarca dile getirmemesinin, suskunluğununun ardına gizlediği sırrın ne olduğunu merak etmesiyle atılmış romanın temelleri. Ve ortaya kendi deyimiyle “Yeryüzünde kendi toprağından sürülmüş, çocukları zorla ellerinden alınmış, katledilmiş insanların ortak utancı ve suskunluğu”nu dillendirdiği romanı çıkmış.FAY KIRIĞI IÜçlemenin ilkiAgora Kitaplığı’ndan çıkan Mermet Eroğlu’nun “Fay Kırığı I” adlı romanı, bir üçlemenin ilki: “Mehmet”, “Emine” ve “Rojin”. Kitapta ayrı dünyalara ait insanlarla, 25 yıldır süren savaşın bir dönemi, ülkemizin-Laik-Müslüman, Türk-Kürt çatlağı eksenindeki- son 15 yıllık bölünüşü anlatılıyor. “Mehmet”, bir anlamda giriş romanı; 2005-2006 arasındaki olaylara yoğunlaşıyor. “Emine” de 2006-2008 anlatılacak ve olaylar yine İstanbul eksenli olacak. “Rojin” 1993-1994 arasında Hakkâri’de, Şemdinli’de geçecek. EFLATUN KOZAUçurumlarınıza baktıracakEverest Yayınları’ndan çıkan kitapta genç bir kadın gazeteciliğe başlar. İlk dosyası ise sakin hayatını altüst eder. Yıllardır izleri bulunamayan iki kadının dosyası üzerinde gördüğü eflatuna dönüşmüş mürekkep lekesinin peşinden çıkacağı yolculuk onu, eflatun kadınların gizemli dünyasına sürükleyecektir. Duygusal gerilimlerin güçlü anlatıcısı Cahide Birgül, Eflatun Koza’da bir kez daha okuru kendi uçurumlarına bakmaya zorluyor. DÜNYANIN UĞULTUSUHayata karşı savaşKanat Kitap’tan yayınlanan Dünyanın Uğultusu, bir aşk hikâyesi. “Gün Ortasında Arzu” ile 2008 Sait Faik Hikâye Armağanı’nı kazanan Behçet Çelik, bu ilk romanında huzursuz bir dünyayı resmediyor. Yalın anlatımın dikkat çektiği kitapta kapitalizmle yaşamak zorunda kalan insanların nasıl direnmeye çalıştıklarını görüyoruz. Taşra ile şehir arasında kalmış olan Ahmet’in aynı zamanda iki kadın arasındaki hayatını ve hayata karşı savaşını okuyoruz. YORGUN SEVDAEdebiyat ödüllüBol ödüllü yazar İrfan Yalçın’ın uzun bir aradan sonra yayınlanan bir kitabı Can Yayınları’ndan çıktı. İnsanlardan, arkadaşlarından ve hayattan umudunu kesmiş bir genç kadının bir lunaparkta çalışmaya başlamasıyla değişen, yenilenen ruhunu anlatıyor. Yalçın, bu eseriyle de Türk edebiyatının önemli isimlerinden Cevdet Kudret adına verilen “Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü”nü aldı. SONRADAN YAŞAMAKProfesörden tuhaf olaylarFelsefe profesörü Önay Sözer’in yeni romanı Sonradan Yaşamak, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı. Kitapta geçmişte kaldığı sanılan bir dramının sonradan ama ilk kezmiş gibi yaşanmasına neden olan tuhaf olaylar silsilesi anlatılıyor. Nazire, hem tanınmış Ressam Zefir’e Canlı modellik yapar, hem de hayatıyla bir yazara konu olur. Beyoğlu’nda nostaljik bir otelde bu üç kişi arasında başlayan garip hikâye, okuyucunun hiç tahmin etmediği bir şekilde sonlanıyor.AŞKErkeklere siyah kapakElif Şafak’ın mart başında çıkan son romanı “Aşk” kısa sürede en çok okunanlar arasındaki yerini almıştı. Yazar, önceki romanlarında olduğu gibi yine toplumsal kuralların ve geleneklerin kıskaca aldığı insana yoğunlaşıyor. Mevlana ve Şems’in ilahi aşkından yola çıkarak dünyevi bir aşkı anlatan Elif Şafak, “Bizler aşkı unuttuk belki ama yüreğimizde derinde bir yerde o özlem hep var. Aslında hiç vazgeçmedik aşktan. Hep arayış halindeyiz” diyor. kitap ilk çıktığında pembe kapaklıydı ama birkaç ay sonra siyah kapaklısı da yayınlandı. Kimse resmi bir açıklama yapmadı ama herkes bunun sebebini erkeklerin pembe kitap taşımak istememesine bağlıyor. GİZLİ AŞK BUTürk filmi gibi romanEverest Yayınları’ndan çıkan kitap aslında 12 sayfalık bir Film hikâyesi olarak yazılmıştı. Bir buçuk yıl sonra Özen Yula onu roman haline getirdi. Müjde, Şener, Özgü, Ayşenil, Hümeyra, Suzan... Türk sinemasının duayenleri bu kitabın karakterlerine isim veriyor. Adları hayatları ile örtüşmese de ister istemez okur zihninde bu romanı onlarla resmediyor.
2009’un en iyi 10 yerli romanı

Tuesday, December 8, 2009

Saramago’dan ‘yayıncısı’ Berlusconi’ye eleştiri


Yani İtalyan Başbakanı. Saramago, ‘yayıncısı’ hakkında pek de iyimser şeyler düşünmüyor.
YAZARLAR ile iktidarlar arasında hep sorunlu bir ilişki vardır hiç kuşkusuz. Yazar, dünyayı algılama biçimi itibariyle muhaliftir zaten. Burada ilk planda söz konusu olan, yazar ile kendi ülkesindeki iktidar arasındaki ilişkidir elbette. Ama yazarlık kumaşı sağlam olanlar, yeryüzündeki diğer iktidarlara ve o iktidarların kullanılma biçimine de eleştirel davranmakta pek müşkülpesent davranmazlar. 1998’de Nobel Ödülü alan José Saramago da kumaşı sağlam yazarlardan biri. Öyle olduğu için skandallarla dünya gündemine oturan İtalyan Başbakanı Berlusconi hakkında söyledikleri hemen dikkat çekiyor. Üstelik Saramago, kitaplarının İtalyancası Berlusconi’nin sahibi olduğu bir yayınevi tarafından yayımlandığı için, (Einaudi Yayınevi) bir miktar kendisini de dahil ediyor Berlusco’nin günahlarına: “Okyanusta minik bir damla kuşkusuz, ama rüşvetçiliğin tek kötü alışkanlığı olmadığını varsayarsak, purolarının parasını ödemeye yetmiştir en azından (s.23)” Saramago, Turkuvaz Yayınları tarafından yayımlanan ‘Not Defterimden’ isimli kitabında daha başka şeyler de söylüyor Berlusconi hakkında:“Berlusconi’nin yaşamı ve mucizeleri hakkında genel olarak bilinenlerin dışında pek az şey biliyorum. İtalyan halkı kuşkusuz benden çok daha iyi biliyor olmalı ki, bir, iki, üç kez onu başbakanlık koltuğuna oturttu. Eh, hep duyduğumuz gibi, halklar egemendir ve onlar yalnızca egemen değil aynı zamanda bilge ve temkinlidirler; özellikle sürekli demokrasi egzersizleri vatandaşlara politikanın işleyişi üzerine ve gücü ele geçirmenin çeşitli yolları hakkında bazı yararlı bilgiler sağlayalı beri. Bu demektir ki halk oy vermeye çağrıldığında ne istediğini çok iyi biliyor. Somut olarak, diğerlerine değil de (onların da sırası gelecek), sözünü ettiğimiz İtalyan halkına bakarsak, Berlusconi’ye yönelik üç kez ortaya konmuş olan duygusal eğiliminin herhangi bir ahlaki değerlendirmeye ilgisiz olduğu kanıtlandı. Gerçekten de, mafyanın ve Camorra’nın (bir organize suç örgütü) memleketinde başbakanın bir suçlu olduğunun kanıtlanmasının ne önemi olabilir? Adaletin asla iyi bir üne sahip olmadığı bir memlekette başbakanın yasaları kendi çıkarına olacak şekilde, aşırılıklarına ve yetki istismarına karşı kendini herhangi bir cezalandırma girişiminden koruyacak tarzda onaylatmayı başarmasının ne önemi var ki?”(José Saramago, Not Defterimden, Çeviren: Nesrin Akyüz, Turkuvaz Yayınları)
Mafyayı yazanları, filmini yapanları boğmak istiyorum
Reha ERUS / Roma İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, İtalya’nın dünya genelindeki imajını zedelediği gerekçesiyle mafyayla ilgili Film çekenleri ve kitap yazanları boğmak istediğini söyledi. Berlusconi, Sardunya adasındaki bir parti toplantısında yaptığı konuşmada, “İtalya’nın dünyadaki imajını zedeleyen dokuz sezonluk La Piovra (Ahtapot) dizisini çekenleri ve mafyayla ilgili kitapları yazanları bulsam, yemin ederim boğarım” dedi. Berlusconi, çok sayıda genç parti yandaşının katıldığı toplantıda, mafyanın 1992-1993’te işlediği cinayetlerle ilgisi olduğu yönünde basında çıkan iddiaları da yalanladı. Silvio Berlusconi, bu iddiaların temelsiz ve küçük düşürücü olduğunu söyledi.Rakip gazeteye davaMEDİASET medya grubunun başkanı olan Marina Berlusconi, babasının holdinginin, mafya parasıyla kurulduğunu iddia eden rakip La Repubblica Gazetesi’ne karşı 1 milyar Euro’luk tazminat davası açtı.Merkez sol eğilimli La Repubblica Gazetesi, Berlusconi’nin Fininvest yatırım holdingi ile medya grubu Mediaset’in Cosa Nostra’ya bağlı mafya babalarınca finanse edildiğini öne sürmüştü.
Paris’te Yaşar Kemal fotoğrafları sergisi
FRANSA’da devam eden “Türkiye Mevsimi” kapsamında, gazeteci, televizyoncu, fotoğrafçı Güneş Karabuda’nın açtığı “Yaşar Kemal’in 50 yılı” isimli fotoğraf sergisinde, kendi alanlarında uluslararası üne kavuşan dönemin önemli isimleri bir araya geldi. Paris’teki Elele göçmen ve kültür merkezinde açılan sergiye gelen yazar Yaşar Kemal, Güneş Karabuda, Sipa Press’in kurucusu ve eski sahibi Gökşin Sipahioglu sergide uzun uzun konuşup eski günleri andılar.
Prof. Gökmen: Kürtçe Opera neden olmasın
Esra KAYA / ANKARADEVLET Opera ve Balesi Genel Müdürü Prof. Dr. Rengim Gökmen, Kürtçe bir opera sahnelenmesi konusunda tekliflere açık olduklarını belirterek, “Opera alanında Kürtçe bir esere rastlamadık. Ama bu konuda teklif gelirse hayır demeyiz” diye konuştu. Hükümetin ‘Demokratik Açılım’ çalışmalarının etkisiyle, Van Devlet Tiyatrosu’nda ‘Reşe Şeve’ (Karabasan) adlı oyunun ilk kez Kürtçe sahnelenmesinin ardından, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Gökmen de Kürtçe operaya sıcak baktıklarını açıkladı.
Guadalajara Kitap Fuarı Pamuk’la açıldı
MEKSİKA’da düzenlenen uluslararası 17’nci Guadalajara kitap fuarı dün Nobel ödüllü yazarımız bu yıl Orhan Pamuk’la açılış yaptı. Pamuk, İspanyolca konuşan ülkeler edebiyatının en büyük kitap şöleninin açılışında “son romanı “Masumiyet Müzesi”ni tanıttı. Pamuk’un yanı sıra Nobel ödülü sahibi Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez ve meşhur Meksikalı yazar Carlos Fuentes de açılışta hazır bulundu. Fuar 6 Aralık’a kadar açık kalacak.
GÜNÜN AJANDASI
Deli Dumrul
İSTANBUL Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın yeni oyunu Mecbur Adam’ın galası bu akşam 20.30’da Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde yapılacak. Ragıp Yavuz’un yazıp Erol Keskin’in yönettiği oyunda Dede Korkut’un Deli Dumrul hikâyesi farklı bir bakışla işleniyor. Deli Dumrul kuru bir çayın üstüne köprü yaptırmıştır. Geçenden 30, geçmeyenden döve döve 40 akçe alır, derken konaklayan bir yiğit ölür. Buna içerleyen Deli Dumrul Azrail’e meydan okur. Telefon: 0216 492 90 84.
Ateşin oyunu
? SADBERK Hanım Müzesi ve Ömer M. Koç Koleksiyonlarındaki 330 adet eseri bir araya getiren ‘Ateşin Oyunu’ sergisi İznik çini ve seramik sanatının gelişimi hakkında izleyenlere detaylı bilgi vermek amacını taşıyor. Rengârenk, çeşit çeşit eserler 15. yy- 17. yy İznik çini ve seramiklerinin görsel hikayesini anlatıyor. Büyükdere Piyasa Cad. No: 27- 29 Sariyer. Tel:0212 242 38 13
Aseton Hayal’de
? 2005 yılından beri birçok Festival ve mekanda Canlı performans sergileyerek alternatif müzikseverlerin beğenisini kazanan Aseton, konser maratonuna hız kesmeden devam ediyor. Müzikotek’in yapımcılığında yeni Albüm çalışmalarına başlayan grup, bu akşam akşamı Beyoğlu Hayal Kahvesi’nde dinleyicilerle buluşacak. Giriş’in 20 TL, konser 22.30’da. Tel: 0212 244 25 58
Habermas diyor ki
? ALMAN filozof Jürgen Habermas’ın 2000’li yıllarda kaleme aldığı makalelerden oluşan Doğalcılık ve Din Arasında Felsefi Denemeler’in Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlandı. Kitabın merkezinde, zamanımızın entelektüel durumunu belirleyen iki eğilim arasındaki gerilim var: Habermas bu denemelerde bir yandan doğalcı kültürel Evrim anlayışının önemine değinirken bir yandan da toplumsal ve kültürel rasyonelleşmenin sekülerleştirici etkilerini yorumluyor.
Saramago’dan ‘yayıncısı’ Berlusconi’ye eleştiri