Showing posts with label Ekonomi. Show all posts
Showing posts with label Ekonomi. Show all posts

Sunday, February 28, 2010

Ferrarim olsa satmazdım

Levent Soygür'ün "Biraz Hikaye, Biraz Şiir' adını taşıyan ve Goa Yayınları tarafından yayımlanan kitapta her biri ayrı bir renkle özelleştirilen 17 kısa Hikaye ve 24 Şiir yer alıyor.



Şu anda Coca-Cola'da İş geliştirme Yöneticisi olarak çalışan ve pazarlama alanında özellikle Rock'n cock başta olmak üzere Müzik ve Futbol konularında başarılı programlara imza atan Levent Soygür, yazdıklarının Robin Sharma'nın yazdıklarıyla bir yakınlığı olmadığını belirtiyor ve "Ben Ferrarim olsa satmayı değil, hediye etmeyi tercih ederdim. Bilgelik anlayışı bunu gerektirir. Benimkisi kendi kendime verdiğim bir sorumluluk sözü. Seçme şansı olmayıp da seçim yapmak zorunda bırakılanlar adına bu kitabı yazdım" diyor.



Soygür, kitaba giden yolculuğun Eminönü-Kadıköy vapurunda bir karton koli kağıdı üzerine yazdığı ilk satırlarla başladığını ve değişik zaman aralıklarına, değişen duygu zenginliklerine ve gözlemlerine dayalı diğer öykü ve şiirlerin de birbirini izlediğini söylüyor.



"İSTANBUL Mazoşist BİR SEVGİLİ GİBİ, HEM ACI VERİYOR HEM DE KOPAMIYORSUNUZ"





İstanbul'a 11 yıl önce geldiğini ve şehirdeki ilk izleniminin yalnızlık duygusu olduğunu ifade eden Soygür, "İstanbul'daki ilk dönemlerinde bir anlamda şehirle arkadaş oldum. İstanbul'a sevgi biraz mazoşist bir sevgi. Hem insana acı veriyor hem de onsuz yapamıyorsunuz" dedi.





Kitabın ismi ile ilişkili "Neden biraz hikaye biraz şiir, bu bir güvensizlik işareti mi?' sorusuna Soygür, "Kitapta hem kısa öyküler hem de kısa şiirler yer alıyor. Bunu bir teknik olarak düşünmedim. Yazdığım öyküler bazen şiirlerini üretti. Bazen de şiirler öyküye dönüştü. O yüzden öykülerle şiirler arasında tamamlayıcılık da var. Aslında bu öykülerin hepsi bir araya gelse belki bir uzun hikaye çıkabilir. Yazdıklarım ne bir Roman ne de deneme. Belki ilerde bu öykülerden bir roman yazmayı da düşünebilirim" yanıtı veriyor.







Levent Soygür, hayata ve insan görüntülerine, olaylara bir gözlemci olarak baktığını, yazdıklarını da yaşadığı gözlemlerden yola çıkarak kaleme aldığını belirterek, "Her bir öyküye ayrı bir renk verdim ve toplam 17 öykü oldu. Her bir öykü ile o renklerin anlamları ve çağrıştırdıkları arasında doğrudan bir ilişki var. Yazdıklarımla benim kişisel hayatım arasında doğrudan paralellikler var, ancak gerçeğe yakın kurgularla bazı öykülere zenginlik katmaya çalıştım" diyor.





"YEMEĞE ARA VERİLMESİN İSTEDİM"



Soygür, kitabın gerek içerik gerekse boyut olarak küçüklüğü konusunda şu yorumu yapıyor:



"Okuma kolaylığı olsun istedim. İnsanlar, ara vermeden başka bir uğraşı ile bölünmeden 45 dakikada okuyabilsinler istedim. Nasıl ki ara verilen yemeğe soğursak, benim kitabım için de aynı şey olabilir diye düşündüm. Nitekim okuyucuların pek çoğu aldıklarında hemen bitirdiklerini söylüyorlar." Soygür, kitapla ilgili okurlardan birçok yorum aldığını, genelde bu yorumların okuyanda yarım kalmışlık duygusu verdiği şeklinde olduğunu söylüyor. Kitapta herkesin kendine ait bir şeyler bulduğunu anlatan Soygür, "Hikayelerim çok samimi bulunmuş. Keşke hikayeler daha uzun olsaydı diyenler de var. Düz bir anlatımı tercih ettim ve duygularıma hiçbir şekilde maskeleme yapmadım" diyor. Kitapla ilgili yorum ve eleştirilerin Facebook, Twitter gibi sosyal paylaşım sitelerinde bugünlerde sıklıkla yer aldığını ve her gün okuyuculardan çok sayıda mail geldiğini belirten Soygür, bu konuda şu görüşleri dile getiriyor: "Kitabıma tepkisiz kalınmaması beni çok sevindirdi. Ne kadar sattığından ziyade bu tepkilerin yoğunluğu da önemli. İmza günleri düzenlemesem de, okuyucularımdan gelen tek tek imza taleplerini de karşılamaya çalışıyorum. Kiminin kitabını bir Alışveriş merkezinde, kiminin kitabını da bir arkadaş grubu içinde imzalıyorum. Bu da hem kitabı hem de okuyucu profilini farklılaştıran bir başka nokta."



"İŞ HAYATINDAKİ CESARET İLE EDEBİ CESARET ÇOK FARKLI"





Coca-Cola'nın iş hayatındaki ilk şirketi olduğunu ve şirkete satış elemanı olarak girdiğini ve bugün İş Geliştirme Müdürü olarak çalıştığını belirten 1972 doğumlu Levent Soygür, kitaba giden yolculuğun iç dünyasını şu sözlerle ifade ediyor:



"Kendi kendiniz için yazdığınızda bunu büyük bir zevkle yapabilirsiniz. Ancak bunu başka birileriyle paylaşmaya yani kendi iç dünyanızdan dış dünyaya açmaya karar verdiğinizde iş zorlaşıyor. İş hayatında gösterdiğim cesaretin yüzde birini öykü ve şiir yazmakta gösterebildiğimi bile söylemek çok zor. Yazdıklarımın bir kitabın konusu olabileceği konusunda da bir hayli tereddüt ve tedirginlik yaşadım. Edebiyatla ilgili şiir olsun, öykü olsun en küçük bir çalışmayı bile birilerinin önüne götürmek ve kitaplaştırmaya çalışmak gerçekten büyük cesaret istiyor. Neyse ki bu cesareti yakın çevremdeki insanların ve kimi iş arkadaşlarımın da desteğiyle gösterebildim ve kitabımı yayınlatmayı başardım."



"CESARETE GİDEN ÜÇ TEMEL SORU"



Soygür, iş hayatındaki cesaret ile edebi cesaret arasında çok büyük farklar olduğunun altını çizerek, bu konuda şu yorumda bulunuyor:



"Bir işe kalkışmadan önce kendime hep şu üç soruyu sorarım. Her bir soruya doğru yanıtlar bulmadan diğer soruya da geçmem. Birincisi 'Doğru nedir ve bu doğru ile hangi sonuçlara ulaşabilirim? İkincisi risk ya da riskler nedir ve bu riskler için elimi taşın altına koyabilir miyim?' diye sorarım. Üçüncü temel soru da 'Eğer kendi şirketim olsa ne yapardım?' Kendi şirketim için yapmayacağım şeyi çalıştığım şirket için de kesinlikle yapmam. Hatta bu konuda çalıştığım şirket için daha fazla düşünürüm. Çalıştığım şirkette şimdiye kadar hep cesaret gerektiren çok fazla kararlar aldım. Ve bu ilkeler bana doğru kararlar almamda hep yardımcı oldu. kitap yazarak ve bunu da yayınlatarak yeni bir cesareti daha denemiş oldum. Artık heyecanımı ve tedirginliğimi yendim, daha fazlasını yapabilirim. Belki sırada bir romansı cesaret gelebilir."


'Ferrarim olsa satmazdım'

Tuesday, December 29, 2009

Orta Asya ya gidiyorsanız Türkleri alın

TÜRK iş dünyasının küresel ekonomiye açılımını hızlandırmak ve kurumsal dış ekonomik ilişkiler geliştirmek için kurulan Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu’nun (DEİK) önceki gün gerçekleşen genel kurulunda DEİK’in kurucularının anılarının da yer aldığı “Dış Dünyanın Anahtarı DEİK” adlı kitap katılımcılara dağıtıldı. Kitaptaki en ilginç anılardan biri de Türk iş dünyasının Sovyetler Birliği sonrasında Türk cumhuriyetlerine açılımında büyük emekleri olan ve bunedenle Orta Asyalı Türklerin ‘aksakal’ ünvanı da verdiği Nihat Gökyiğit’e ait. Gökyiğit, bir ABD’li Finans grubuna Orta Asya pazarını anlatırken Japonlarla yaşadığı bir anıyı hatırlatıp, “Dikkat edin, giderken yanınıza mutlaka Türkleri alın, yoksa orada pantolonsuz kalabilirsiniz” demiş. 1992’de, Türk işadamlarının Alman ve ABD’lilerle OrtaAsya gezisi yapıp işbirliği imkanlarını araştırması üzerine Japonlardan da böyle bir talep gelir. 13-21 Nisan 1993 tarihlerinde gezi programlanır. Turgut Özal’ın meşhur 11 günlük Orta Asya gezisi de (dönüşünde öldü) aynı tarihtedir. Nihat Gökyiğit Türk-BDT iş Konseyleri başkanı, Servet Harunoğlu da Türk Kazak İş Koseyi Başkanı olarak Özal’dan izin alır ve Japonlarla buluşurlar. Nihat Gökyiğit’in, kitabın 315’inci sayfasında yer alan anısı şöyle: “Japonlarla Orta Asya gezisi yaparken Semerkant’ta bir gece kaldık. Sabah herkes saat 06.00’da bavullarını kapı önüne koyacak ve yarım saat sonra da otelden ayrılacaktık. Baktım bir Japon yüzü bembeyaz olmuş bir şeyler anlatıyor. ‘May I Help You’ dedim, ‘Ben heyecandan giyeceğim pantolonu da bavula koymuşum, bavulu da aşağı indirmişler’ dedi. Aşağıda 140 parça bavul ve eşya, kamyonla gidecek istiflenmiş. Aşağı inmesi lazım ama pantolonsuz. Çantamda uzun bir yağmurluk vardı, verdim, giydi, indi kendi bavulunu arıyor. Bu arada bir kamyon bavul da uçağa gitmiş. Bu arada Keidanren (Japonşa İş Bederasyonu) genel sekreteri sürekli ‘neden geç kalıyoruz’ diyor. ‘Sizin arkadaşlardan biri pantolonunu kaybetti, çare arıyoruz’ dedim. Heyetin başkan yardımcısı çantasından bir pantolon çıkardı. Pantolon oldu ve gidebildik. 5-6 ay sonra bir ABD finans grubu Orta Asya’ya çıkmadan önce DEİK’ten brifing alıyor. ‘Aksakal söyleyeceğin bir şey var mı’ dediler. Dikkat edin giderken yanınınıza mutlaka Türkleri alın, yoksa pantolonsuz kalabilirsiniz.’Varlıer Tükmenbaşı’nı eleştirdi herkes güldüDIŞ Dünyanın Anahtarı DEİK adlı kitabın 292’inci sayfasında da Türk-Türkmen İş Konseyi eski başkanı Oktay Varlıer’in anısı yer alıyor. Türk cumhuriyelerinin devlet başkanlarına bir eleştirinin dile getirilmesinin güç olduğu dönemlerde yaşanan olay şöyle: “Aşkabad’da Demirel ve Türkmenbaşı ile işadamlarının katılacağı toplantıda konuşma yapmak istedim. Türkmenler ‘kesinlikle olmaz, bizi şikayet edersiniz, Türkmenbaşı da çok kızar’ dediler. ‘Söz veriyorum söylemeyeceğim’ dedim, 5 dakika verdiler. ‘Kusuruma bakmazsanız, konuşmama bir eleşiriyle başlayacağım’ dedim. Herkes dondu. ‘Sizin burada yemekleriniz çok güzel, dayanamayıp çok yiyoruz, kilo alıyoruz, bu şikayetimi Sayın Türkmenbaşı’na bildirmek istiyorum’ dedim. Millet bir kahkaha attı.”Turgut Bey’i ben hallederim sen de Papandreu’yu halletKİTABIN 222’inci sayfasıda da Türk-Japon ve Yunan iy konseyleri eski başkanı Şarık Tara’nın, Klaus Schwab ile birlikte ‘savaşın eşiğine gelmiş’ Türkiye ile Yunanistan’ın başbakanlarını buluşturma projesi anlatılıyor. Tara’nın anısı şöyle: “Davus’taydım. Klaus’la ahbabız, gelecek yıl neyapalım diye düşünüyoruz. Dedim ki; gelecek sene Turgut Özal ile, Papandreu’yu buluşturalım. Turgut Bey’i benhallederim, Papandreu’yu sen hallet. ‘Çok iyi fikir’ dedi. Ben geldim, Turgut Bey’e söyledim; o hazırzaten, halletmek diye bir şey yok. Klaus ise üç defa gitti Atina’ya ikna etti sonunda. Davos’ta Belvedere Oteli’nin büyüksalonunda birçay vaktif biraraya geldi heyetler. 50 Türk 50Yunanlı vardı. Herkes ağlıyordu, o kadar duygulu bir andı. Çünkü millet barış istiyor, bozan politikacılar. Turgut Bay’le Papandreu geldiler el sıkıştılar. Sonra Konsey’ ikurmak için ben İstanbul’a geldim.”Atina’yla Selanik kapıştı kapıyı patrik hazretleri açtıKİTABIN en ilginç bölümlerinden biri de Türk Yunan İş Konseyi eski başkanlarından Rahmi Koç’un anılarının yer aldığı sayfalar. Koç’a göre Konsey’in verimli olmasını engelleyen en önemli sebeplerden biri Yunanlıların kendi içinde organize olamamasıydı. Yunan kanadını oluşturacak işadamlarının Atina’dan mı yoksa Selanik’ten mi olması gerektiği giderek bir anlaşmazlık konusu haline geliyordu ve hatta kavgaya dönüşmüştü. Sonunda Konsey kuruldu ve 1993’te Rahmi Koç başkan oldu. Rahmi Koç Yunanlı işadamlarını işbirliğine ikna için yaptığını şöyle anlatıyor: “En önce patrik hazretlerine (Barthelomeos) gittim. ‘Siz bize yardım edin bu işbirliğinin olması için’ dedim. Zengin ve meşhur yunanlılara mesajımızı büyük ölçüde onun kanalından göndermiş olduk.”
Orta Asya’ya gidiyorsanız Türkleri alın

Saturday, December 19, 2009

Yıldız Sertel vefat etti


New York’ta 1923’te doğan Yıldız Sertel, orta ve lise öğrenimini Arnavutköy Amerikan Kız Kolejinde yaptı. İkinci Dünya Savaşı sırasında Londra Yüksek iktisat Okulunda Ekonomi okuyan Sertel, savaştan sonra ABD Columbia Üniversitesi’nde sosyoloji dalında yüksek lisans tezi verdi.
Ailesiyle 1950’de yurtdışına çıkan Sertel, değişik Avrupa şehirlerinde yaşadıktan sonra Nâzım Hikmet’in yardımıyla Bakü’ye yerleşti. Yıldız Sertel, annesi Sabiha Sertel’i 1968 yılında Bakü’de kaybettikten sonra babası Zekeriya Sertel ile Paris’e göç etti. Paris’te 1971-1989 yılları arasında üniversitede Osmanlı ve Orta Doğu tarihi dersleri okutan Sertel, Fransa ve Türkiye’de sosyal, ekonomik konularda ve anı türünde pek çok makale ve kitap yayımladı. Yıldız Sertel, 1991 yılında yurda dönerek, yazı yaşamını sürdürdü ve Sertel Gazetecilik Vakfını kurdu.

Yıldız Sertel vefat etti

Wednesday, December 16, 2009

ŞENDİLLER KRİZİ


Alevi çalıştaylarının altıncı ve son oturumu, davetliler arasında bulunan Maraş katliamı sanıklarından Ökkeş Şendiller nedeniyle krize dönüştü. Çalıştay davetini Şendiller yüzünden reddeden isimlerden eski Bakan Fikri Sağlar “O orada olursa ben yokum” derken, Şendiller de toplantıya katılmayacağını açıklayan isimleri “Tabana mesaj vermeye çalışmak”la suçladı.
Oturumu yönetecek olan Yrd. Doç. Dr. Necdet Subaşı ise “Madımak’ı, Gazi’yi, Çorum’u konuşmayacağız da ne yapacağız? Kendimiz çalıp kendimiz mi oynayacağız” diyerek, Şendiller’in davet edilmesini savundu.
Alevi çalıştaylarının altıncısı, Ankara’da Muharrem ayının ilk gününe denk gelen 17 Aralık’ta yapılacak. Çalıştayda hükümeti temsilen Devlet Bakanı Faruk Çelik ile Kemal Kılıçdaroğlu, Arif Sağ, Kamer Genç, Bayram Meral, Akın Birdal, Prof. Dr. Cengiz Güleç, Ercan Karakaş, Fikri Sağlar, Derviş Günday, Haluk Özdalga, Prof. Dr. Abdurahman Küçük, Namık Kemal Zeybek, Seyfi Oktay, Mukadder Başeğmez, Haşim Haşimi, Hüseyin Tuğcu, İbrahim Yiğit ve Mehmet Moğultay ve Şendiller hazır bulunacak. Çok sayıda Alevi vatandaşın hayatını kaybettiği Maraş katliamı sanığı Şendiller’in çalıştaya çağrılması ise krize neden oldu.
Bakan Çelik’in bizzat arayarak Çalıştay’a davet ettiği bazı isimler Şendiller’in çağrılmasına tepki gösterdi. Sağ, Sağlar ve Genç, Şendiller’in olduğu toplantıya katılmayacaklarını açıkladı. Bazı Alevi örgütleri de “Yahudi toplantısına Hitler çağrılır mı?” diyerek eleştirilerini ortaya koydu.

‘Tabana mesaj veriyorlar’
Milliyet’e konuşan Şendiller ise toplantıda Maraş dışındaki konulara da değineceğini ifade ederek “Cemevleri konusunda net bir şey söyleyemem ama uzman arkadaşlarla görüşeceğim” dedi. Kürt açılımı gibi hamleleri anlamlı bulmadığını belirten Şendiller, Alevi çalıştayının bu konulardan önce başladığını anımsattı. Kendisinin gelmesi halinde çalıştaya katılmayacaklarını açıklayan Genç ve Sağlar’la aynı dönemde TBMM’de bir arada olduğunu ifade eden Şendiller, “Onların biraz tabana dönek mesaj vermeye çalıştığını düşünüyorum” dedi.
Sağlar ise “Maraş’ta Alevileri katleden bir anlayışın çalıştayda olmasına karşı olduğunu” belirterek, “Ellerinde Alevi kanı olanlar nasıl katlettiklerini mi anlatacaklar” diye sordu.
Şendiller’i kendilerinin çağırdığını anlatan Subaşı ise “Ökkeş Bey Maraş olaylarıyla ilgili kamuoyunda bilinenin aksine çok farklı yaklaşımı olduğunu iddia ediyor. Bu konuyla ilgili kitap yazmış. Bir mahkeme değiliz. Amacımız ezber bozmak” dedi. Devlet Bakanı Faruk Çelik de, Şendiller’i kendisinin değil bürokratların davet ettiğini açıklarken “O da Alevi olaylarıyla ilgili biri. Biz mahkeme değiliz. O da Alevi olaylarına karışmış” dedi. Çelik, çalıştayın ertelenmeyeceğini de ifade etti.

‘Açık bir hakaret’
Alevilik araştırma Merkezi Başkanı Ali Yıldırım ise Şendiller’in davet edilmesinin “hükümetin yaptığı bir gaf olmanın ötesinde derin bir anlam taşıdığı”nı söyledi. Yıldırım “Alevileri katilleriyle aynı masaya çağırmak açık bir hakarettir” dedi.
SOYADINI DEĞİŞTİRDİ
Şendiller, 1978’deki Maraş olaylarıyla ilgili davada sanık olarak yargılandı. Olayların başlamasına neden olan bombanın Şendiller tarafından Çiçek Sineması’na atıldığı iddia edildi. İdamla yargılanan Şendiller, 12 Eylül darbesinden 1 ay önce beraat etti. O dönemde Kenger olan soyadını Şendiller olarak değiştirdi. 1991’de MÇP’den Meclis’e giren Şendiller, bir yıl sonra Muhsin Yazıcıoğlu ile birlikte BBP’yi kurdu. Şendiller, 1992’de, dönemin Cumhurbaşkanı Özal’ın oğlu Efe Özal’ın köpeğine “Ökkeş” adını vermesiyle de gündeme gelmişti.
MARAŞ’IN KİTABINI YAZDI
Şendiller, Nisan 2008’de çıkardığı “Kanlı Oyun” adlı kitabında, Maraş olaylarıyla ilgili iddialarda bulunmuştu. Şendiller “O kanlı olayların müsebbibi, o zamanki Başbakan Bülent Ecevit ve ekibidir. Ecevit, olaylarda sol örgütlerin rolü olduğunu belirten İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı’yı daha Ankara’ya dönmeden istifa ettirip yerine Hasan Fehmi Güneş’i geçirmiştir. Güneş de, ben dahil yakalanan sağcıları Ankara’ya getirterek 17 gün işkence yaptırıp olayları üstlenmeye zorlamıştır” ifadesini kullanmıştı.
111 kişi ölmüştü
Maraş’ta 23 Aralık’ta cami ve belediye hoparlörlerinden yapılan “çağrılar” sonrası Alevilerin yoğun olduğu yerlere silahlı saldırılar olmuştu. İki gün süren olaylar sonucu büyük çoğunluğu Alevi 111 kişi yaşamını yitirmişti, yaklaşık 1000 kişi de yaralanmıştı.
ŞENDİLLER KRİZİ

Wednesday, December 9, 2009

Ortadoğu’da ‘manyak’ satıyor

ONLARINKİ Yugoslavya göçmeni bir aile. Tito rejimi gelince neleri var neleri yok bırakıp 1952’de İstanbul’a göçüyorlar. Aile büyüğü Ömer Kahyalıoğlu terzilik mesleğini yeni memleketlerinde de sürdürüyor. Küçük bir tuhafiye dükkanı açıyor. İç çamaşırlarına ilgiyi görünce ufak ufak kendisi üretmeye başlıyor. İkinci kuşak akrabası Kamuran Atakan, Sultanhamam’da tezgahtar olarak çalışırken, Ömer Kahyalıoğlu’nun oğlu Selahattin Kahyalıoğlu ile birlikte 1964’te Yeni İnci’yi kuruyorlar. Atakan pazarlamaya, Kahyalıoğlu imalata bakıyor. Atakan elinde bavul şehir şehir geziyor. Çaldığı her kapı yüzüne kapanıyor ama yılmıyor. Yurtdışı fuarları, yeni gelişmeleri izliyorlar. Fransa’dan dantel getirip Türkiye’de olmayan iç çamaşırları yapıyorlar. “Bunlar böyle bir şey üretemez, kesin hazır getirip üstüne etiket dikiyorlar” söylentileri çıkıyor. 2000’lere gelindiğinde, oğullar Kaan Kahyaoğlu ve Furkan Atakan şirketin yönetimine giriyor. 100’den fazla ülkeye kendi ismiyle ihracat yapan, yılda 2.5 milyon adet iç çamaşırı satan Yeni İnci’nin 18 yaşında yönetime gelmiş Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Furkan Atakan, çocuk yaşta Yeni İnci’nin dünya markası olduğunu hayal ettiğini söylüyor. “Babam Kamuran Atakan çocuk yaşta beni fabrikaya getirirdi. Çalışanlarla bir arada olmamı isterdi. ‘Paranın zor kazanıldığını gör, kolay harcama’ sözünü hiç unutmam” diyen Furkan Atakan ile iç giyimin inceliklerini konuştuk. Popo kaldıran ürüne kadın ve gay ilgisiEn çok hangi bölgelere ihracatınız var?- Ortadoğu en büyük ihracat pazarımız. Mısır, Dubai, Suudi Arabistan, Kuveyt vs. en çok sattığımız ülkelerden. İtalya, Portekiz, Almanya, Fransa’ya da Rusya, Ukrayna, Doğu Avrupa’ya da ihracatımız var. Ortadoğu’da Fantezi diye tabir edilen bol dantelli, çok seksi ürünlerin fazla sattığı hep konuşulur. Siz de bu tür ürünleri en çok o bölgeye mi satıyorsunuz?- Evet öyle. Seksi, dantelli iç çamaşırlarını, g-string’leri en çok bu bölgeye satıyoruz. Size daha ilginç bir şey söyleyeyim. Bu ülkelerde erkek g-string’leri de manyak satıyor. Başlarda çok şaşırmıştık ama çok talep görüyorlar. Ayrıca kalçaları daha çıkık gösteren ‘Pop-up’ ismini verdiğimiz bir külot yaptık 2 yıl önce. Türkiye’de çok yoğun satıyor. Hem poposu basık kadınlar hem de gayler alıyor. Bu ürün Suudi Arabistan’da, İran’da yoğun biçimde satıyor. Orada da erkekler alıyor mu bilmiyorum fakat başlarda buna da çok şaşırmıştık.Kapalı kültürlerde seksi iç çamaşırına ilgi yüksekO bölgelerde neden seksi iç çamaşırına ilgi daha yüksek?- Kapalı ve baskıcı toplumlarda hep böyle bir eğilim var. Eskiden bayi kanalıyla tam olarak nerede neyin sattığını göremezdik fakat şu anda internetten satış yapıyoruz ve biliyoruz. Türkiye’de Siirt, Hakkari gibi Güneydoğu şehirlerinden jartiyerli setlere yoğun ilgi olduğunu görüyoruz. Örneğin erkek boxer’a küçük bir cep yapıp içine hediye Prezervatif koyduk. Güneydoğu’dan inanılmaz bir talep geldi.Ortadoğu seksi üründe Rusya’yı geride bırakırRusya, Ukrayna eski Doğu Blok’u ülkelerinde de ışıltılı, pırıltılı, seksi iç çamaşırları çok talep görüyor. Onların ilgisi Ortadoğu’da olandan daha mı yüksek?- Kesinlikle Ortadoğulular bu konuda önde. Ortadoğu, Rusya’yı seksi üründe fazlasıyla geride bırakır. Örneğin Avrupa’da hep en basic (temel) ürünler satar. Çok fazla süs, dantel istemezler. Mayo ve erkek pijamasına giriyor yatırımları tek çatıda topluyorKadın pijamasının ardından, erkek pijamaya giriyorsunuz. Mayo da gelecek mi? Yeni yatırım planlarınız var mı?- İki yıl önce Kitaro markasıyla erkek iç çamaşırına başladık. Kadın gecelik, pijama bu yıl başladı. Erkeğe de talep gelince 2010’da bunu yapma kararı aldık. Mayoda da 2010 yazına yetiştirmeye çalışacağız. Bizdeki ürün çeşidi kimsede yok. Maddam isminde ilk mağazayı Nişantaşı’nda açtık. Yıl sonuna kadar Fındıkzade, Fatih ve Sultanhamam’da birer mağaza daha açacağız. Mağazacılığı ayrı bir şirket olarak götürüyoruz. Hayalim Londra ve Paris’te mağaza açmak. Üretim bu kadar arttıkça 7 tesiste yaptığımız imalat bize yetmemeye başladı. Şimdi hepsini bir çatı altında toplamayı planlıyoruz. 10 yılda yatırımlarımız 20 milyon doları geçmiştir. Meme kanserine yakalanmış Şair sutyen karşılığı kitap gönderdiMeme kanserine yakalanmış ve ameliyat olmuş kadınlar için protez sutyen yaptınız. Türkiye’de bu ürün için çok talep var mı?- Bu işe 3 yıl önce müşterilerimizden gelen talep doğrultusunda girdik. Hep bizim ürünlerimizi kullanan bazı kadınlar, meme kanserine yakalanıp, memelerinden biri alınınca kendilerine uygun sutyen bulamamaktan ve medikal ürünlerin çok pahalı olduğundan yakındı. Bir memeleri alınmış olsa da şık sutyen takmalarını sağlıyoruz. Para kazandığımız bir iş değil. Bu bizim için bir sosyal sorumluluk işi aslında. Üç yılda 100 bin sutyen satmışızdır. Bu ürün müşterimizle inanılmaz bir bağ yaratıyor. Hediye gönderen kadınlar var. Kadın bir şair kitabını imzalayıp göndermiş. Silikon yaptıran kadın, sutyen yerine meme ucu kullanıyorFURKAN Atakan, iç çamaşırı endüstrisinde yaşanan şu ilginç bilgileri aktardı:Meme uçlarının belli olmamasını sağlayan aparata çok ilgi var. Göğüslerine silikon yaptıran kadınların sutyen takma ihtiyacı ortadan kalkıyor, meme uçları belli olmasın diye bu ürünleri kullanıyorlar.Türkiye’de satılan kadın külotlarının yüzde 40’ı g-string ve tanga.Türkiye’de de dünyada da kadınların memeleri beden ölçüleri değişmeden büyüyor. Memeleri küçük gösteren sutyenlere ilgi sürekli artıyor.
Ortadoğu’da ‘manyak’ satıyor

Roma’ya mı gidecek?


İtalya’nın önde gelen gazetelerinden La Repubblica, 1981’de Papa’ya suikast girişiminde bulunan Abdi İpekçi’nin katili Mehmet Ali Ağca’nın Türkiye’deki cezasını tamamlayarak serbest kaldıktan sonra İtalya’da yaşamayı planladığını öne sürdü.
Gazetede dün, “Ağca Özgürlüğüne Kavuşuyor: (Karol) Wojtyla’nın Kabrine Gideceğim” başlığıyla yayımlanan haberde şu ifadeler yer aldı: “Ağca İtalya’da yaşamayı düşlüyor. 28 yıllık mahkûmiyetin ardından 18 Ocak’ta serbest kalacak. 100 Gazete onunla görüşmeyi arzuluyor. Özel demeç için 2 milyon dolar istiyor. Dan Brown’a kitap için mektup yazdı.”

Umduğu olmadı
Haberde, “Ağca’nın Türkiye’de beklediğini bulamadığı” görüşüne yer verildi. Haberde, şunlar kaydedildi:
“Ağca serbest kalınca dilediğini yapma imkânına sahip olacak. Kendisi Türkiye’de yaşama niyetinde değil. Doğduğu ülkenin hapishanelerinde yaşadığı dokuz yıllık hapis, onun için müspet bir deneyim olmadı. Orada, İtalya’da Rebibbia, Ascoli ve Montacuta cezaevlerinde geçirdiği 20 yıla kıyasla daha iyi yaşayacağını düşlüyordu. Ama, hiç de beklediği gibi olmadı.
Ağca, birkaç hafta dinlendikten sonra Roma’ya gitmeyi planlıyor. Niyeti, Vatikan’a giderek, suikast girişiminde bulunduğu, ardında da kendisini affeden, 1983’te Noel’den iki gün sonra kendisini hücresinde ziyaret ederek yüz yüze bir görüşme yapan Papa 2. Jean Paul’ün kabri huzurunda dua etmek.”

İtalyan gazetesi La Repubblica, Ağca’nın 18 Ocak’ta tahliye olacağını ve Roma’ya gideceğini yazdı.

Dan Brown’a Roman önerisi
Haberde, “Bir süre önce Hıristiyanlığa geçen Ağca’nın Portekiz’e yaptığı vatandaşlık başvurusunun reddedildiği” belirtildi. Haberde, uluslararası bir Televizyon kanalından söyleşi için 2 milyon dolar istediği iddia edilen Ağca’nın, Da Vinci Şifresi’nin yazarı Dan Brown’a “Vatikan Şifresi” adı altında bir roman kaleme alma önerisinde bulunduğu ve kitabın filme dönüştü-rülmesini de düşle-diği belir-tildi.
Roma’ya mı gidecek?

Tuesday, December 8, 2009

Başkasının kimliği ile bandrol alıp korsan kitaba yapıştırdılar

Tüm önlemlere rağmen önü alınamayan korsan kitap bu sefer işçi emeklisi Timur Akdemir'in başını yaktı. Korsan çeteleri Akdemir'in kimlik bilgileri ile Kültür Bakanlığı'ndan aldıkları 200 bin adet bandrolü Hulki Cevizoğlu'nun korsan kitaplarına yapıştırarak piyasaya sürdü. Manisa'da 2006 yılında kitaplarını imzalayan yazar Hulki Cevizoğlu bir kitabının arkasında bandrol olmasına rağmen korsan olarak basıldığını fark edince suç duyurusunda bulundu. Savcılık bandrol numaralarının Timur Akdemir tarafından "Aşk Şiirleri Antolojisi" adlı kitap adına alındığını belirledi. Akdemir hakkında dava açıldı. Bir beyaz eşya fabrikasından emekli olan Akdemir, hakime işçi emeklisi olduğunu ve kitap yazmak bir yana gazeteden başka bir şey okumaya dahi vaktinin olmadığını söyledi. Bunun üzerine el yazısının tespiti için oturarak ve ayakta 4 sayfa adını soyadını ve imzasını attıran mahkeme Akdemir'e söylediklerini ispat etmesi için davayı ileri bir tarihe erteledi.
Başkasının kimliği ile bandrol alıp korsan kitaba yapıştırdılar

Klasör ardına gizlenmek suç

Kişinin bu davranışıyla arkadaşlarını yalnızlaştırmaya çalıştığı kararına varan hakimler, emsal bir karara imza atarak masa üzerine dizilen kitap ve dosyalarla saklanmayı "Psikolojik Taciz" kapsamında suç olarak değerlendirdi.



Son dönemde oldukça güncel hale gelen Mobbing(Psikolojik Taciz) her gecen gün yeni şekli ve farklı bakış açısıyla hayatımıza giriyor.



Çorlu İş Mahkemesi'nin verdiği bir kararı bozan Yargıtay 9.Hukuk Dairesi ise nerdeyse Mobbing'in tanımına yeniden şekillendirdi. Aynı iş yerinde şef statüsünde olan bir kişinin, masasının üzerine kitap doldurarak diğer çalışanların kendisini görmesini engellemesini Mobbing olarak değerlendiren Yargıtay, bunun diğer çalışanlar üzerinde psikolojik baskı yarattığı görüşüne vardı.



Yargıtay 9.Hukuk Dairesi, "Davacı, masasının üzerini kitapla dolduran şef tarafından hakarete uğradığı, psikolojik tacize uğradığının, toplanan delillerle tespit edilmiştir. Bu nedenle davacının haklı fesih nedeni vardır" denilerek emsal bir karara imza attı.
Klasör ardına gizlenmek suç

Bakanlık 127.5 milyon ücretsiz ders kitabı dağıttı


Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, 2009-2010 eğitim öğretim yılında ilköğretim ve ortaöğretim öğrencilerine 127 milyon 589 bin 497 adet ücretsiz ders kitabı dağıtıldığını bildirdi.
Çubukçu’nun verdiği bilgiye göre ücretsiz ders kitaplarının maliyeti ise 186 milyon 502 bin 982 TL oldu.
Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, MHP Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in ilköğretim ders kitaplarına ilişkin soru önergesini yanıtladı. Bakan Çubukçu’nun verdiği bilgiye göre 2003 yılında başlayan ücretsiz ders kitabı temini projesi kapsamında 2009-2010 yılında ilk ve öğretim öğrencilerine 127 milyon 589 bin 497 adet kitap dağıtıldı. Sözkonusu kitapları maliyeti, dağıtım giderleri dahil 186 milyon 502 bin 982 TL oldu. Ders kitaplarının alımında herhangi bir firmanın tercih edilmesinin mümkün olmadığını kaydeden Çubukçu, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığınca kabul edilen ders kitabı bulunan firmaların ihaleye katıldığını belirtti. İhalelerin açık ihale usulü yapıldığını kaydeden Çubukçu, Devlet Kitapları Döner Sermaye İşletmesi Müdürlüğü’nce basılan kitap sayısını ise 10 milyon 537 bin 576 olarak açıkladı.
Özel sektöre ait ders kitaplarının ortalama forma maliyetinin KDV dahil 0,135 TL olduğunu ifade eden Çubukçu, bakanlığın yayını olan ders kitaplarının forma maliyetinin ise KDV dahil 0,145 TL olarak gerçekleştiğini kaydetti.

Bakanlık 127.5 milyon ücretsiz ders kitabı dağıttı