Showing posts with label Sahne. Show all posts
Showing posts with label Sahne. Show all posts

Sunday, February 28, 2010

Scorsese: Kariyerim üç defa çöktü

'Kızgın Boğa/ Raging Bull', 'Taxi Driver', 'Sıkı Dostlar/Goodfellas', 'Köstebek/ The Departed' gibi sayısız başyapıta imza atan Martin Scorsese, son filmi 'Zindan Adası/ Shutter Island' ile sinemaseverlerin karşısına çıkmaya hazırlanıyor.
Leonardo DiCaprio, Mark Ruffalo, Ben Kingsley, Emily Mortimer, Michelle Williams, Max von Sydow, Patricia Clarkson gibi güçlü bir oyuncu kadrosuna sahip Film Şubat'ta Türkiye'de gösterime giriyor.
İşte Sinema tarihini en iyi bilen isimlerin başında gelen Scorsese'nin son filmi 'Zindan Adası'yla ilgili son röportajı:
BÖYLESİNE BÜYÜK ACI ÇEKEN BİR ERKEK...Önce hangisi geldi? Senaryo mu, kitap mı?Önce senaryoyu, sonra kitabı okudum. Hikayesi ve kendi kendisini çözümleme şekli hoşuma gitti. Ana karakter inanılmaz bir yolculuğa çıkarken sorumluluk duygusunu kabullenmesi; suçluluk duygusuyla nasıl başa çıktığı; şiddet dürtüsünün üstesinden nasıl geldiği anlatılıyor. Böyle bir Yaşam sürmenin nasıl bir şey olduğu ve verilen kararlar ilgimi çekti. Kendimizi daha iyi hissetmek için verdiğimiz kararları düşündüm. Bunların başkaları için de iyi olması gerekmez. Ayrıca böylesine büyük acılar çeken bir erkeğin hikayesi ilginç geldi.
Beyinsel rahatsızlığı keşfe çıkan teması için ne diyorsunuz? Sizin için de çok ilginç alanlardan birisi olduğunu söyleyebilir misiniz? Tam olarak beyinsel rahatsızlık diyemeyiz. Bana cazip gelen tarafı, algılama olayına ağırlık verilmesiydi. İnsanlarda kendilerine yönelik çok farklı algılama biçimleri vardır. Kimin hasta olduğu, kimin hasta olabileceği veya sadece o gün kötü hissettiği tamamen algılamaya göre değişir. Belki uyuşturucu veya alkol problemleri vardır. O zaman hayatı o şekilde algılar. Sonra kendisine gelip beynini temizlediğinde “Oh, hiç de hasta değilmişim” diyebilir.

'SONUÇTAN MEMNUNUM'Film görsel açıdan çok çarpıcı. DiCaprio’nun oynadığı karakterin kabus gördüğü veya kendi geçmişini yeniden yaşadığı ilginç sahnelere yaklaşımınız nasıl oldu?Böyle sahnelere nasıl yaklaşılacağı ilginç bir problemdi. Aynı zamanda her sahnenin riskli bir Oyun halini alması nedeniyle de aktörler için zordu. Kısacası bir puzzle bulmaca gibiydi ama sonuçtan memnun kaldım.
ŞİİR GİBİ FİLMLER...'Shutter Island'ın yapımını besleyen etkilenimleriniz nelerdi? İzlediğimiz birkaç film oldu. Yapımcı Val Lewton’un 1940’ların başında çektği filmlerin modu ve tonlaması harikadır. Ekibime, 'I Walked With A Zombie' ve 'Cat People' adlı filmleri gösterdim. İkisinin de yapımcılığını Lewton, yönetmenliğini Jacques Tourneur yapmıştı. İsimleri korkunçtur ama Şiir gibi filmlerdir. Ayrıca 'The Isle of the Dead' adlı bir başka Lewton filmi daha gösterim. Yönetmenliğini Mark Robson’un yaptığı o film de ilginçtir.
Bunların yanısıra tabii ki Roman Polanski’nin 'Cul-de-sac', 'Repulsion' ve kendi türünün en muhteşem örneği kabul edilen 'Rosemary’s Baby'sini izledik. 'Rosemary’s Baby' öyle müthiş bir filmdir ki, sonunu bildiğiniz halde tekrar tekrar izlemeye doymazsınız. Çünkü meydana gelen olaylardan sonra geride kalanların nasıl davrandığını büyüleyici şekilde gösterir. Oyuncular olağanüstü, çekim tarzı mükemmeldir. Karakter davranışları açısından kendi kendisini açığa çıkaran bir filmdir.
Leo ile Mark’a, 'Laura' ve 'Out of the Past” adını taşıyan iki film daha gösterdim. Bunları Ben Kingsleye de gösterdim. 'Out of the Past'ın sonuna gelindiğinde Leo ayakta alkışlayarak, ''Bugüne kadar gördüğüm en müthiş film'' dedi.

LEONARDO İLE ÇALIŞMAK...Leonardo DiCaprio ile ortak çalışmanızın doğası yıllar içerisinde değişti mi? İşbirliğimizin zaman içerisinde değiştiğini sanmıyorum. Ancak daha yoğun hal aldı diyebilirim. Bu film Leo açısından zor oldu. Çünkü açığa çıkarılması gereken çok şey vardı ve açığa çıkarttıkça daha fazlası onu bekliyordu. Daha önce hiç aklımıza gelmeyen şeyleri bile denemek zorunda kaldık. Son derece karmaşık bir çalışmaydı. Leo kendisini bu projeye öylesine adadı ki, onun açısından o dünyada uzun süre yaşamak gibiydi.
'SANKİ CEHENNEMDE GİBİYDİK'Peki, orası yaşamak için iyi bir yer miydi? Hayır, kesinlikle değildi. Geçenlerde yaşadığımız güzel bir anı hatırlıyorum. Birbirimize şöyle bir baktık. Ben ''Teşekkür ederim'' dedim ve birbirimizi kucakladık. Sonra ayrıldık ve kendi yolumuza gittik. Ekibe teşekkür ettikten sonra evime gittim. İki ay boyunca da hiç kimseyi görmedim. Leo da gitmişti. Sonra geri geldiğinde bazı sahneleri tekrar izledik. Ekrandaki görüntüye bakıp, ''Oh o sahne, ne iğrenç gündü!'' diyordu. Veya ''Sanki cehennemde gibiydik'' diye anılarını dile getiriyordu. Sonra başka bir Sahne geldi, ''Oh ne kötüydü!'' dedi. Ekrana gelen her görüntüde ''Oh müthişti'' deyip duruyordu.
Hatırlıyorum da çok zor ve ızdırıp verici bir gündü. Kusma sahnesinden tutun da, ormanda koşma sahnesine kadar her türlü zorluk vardı. Çok sıkı çalışma yaptık. Doğrusu bu kadarını beklemiyorduk. Sanki klostrofobik dünyada iki acemi çaylak gibiydik. Ancak Leo devam etmekten hiç korkmadı ve başardı.
Scorsese: Kariyerim üç defa çöktü

Thursday, December 24, 2009

Auschwitz le Srebrenitza arasında Avrupa fikri


Auschwitz’den Srebrenitza’ya uzanan bir tarihin ara sokaklarında gezinen Hollandalı gazeteci Geert Mak, iki Dünya Savaşı, toplama ve esir kampları gibi badirelerden sonra oluşan ‘Avrupa’dan hâlâ umutlu.
ENİS Batur’un, ‘Amerika Büyük Bir Şaka Sevgili Frank, Ama Ona Ne Kadar Gülebiliriz’ kitabının ismini, dev bir mercekle Avrupa’ya yansıtmaya kalkışsak ne olur acaba? Yani, asıl ‘büyük şaka’ Amerika değil de, Avrupa olabilir mi? Bunu, bir coğrafyadan söz ederken değil, bir medeniyet kümesi olarak Avrupa fikrinden söz ederken getiriyoruz hatırımıza üstelik. Bu tür tuhaf düşünceler arasında gezinmemize, tek başına Auschwitz’den Srebrenitza’ya (Srebrenika) uzanan o keskin çizgi yol açmıyor. Sadece bu ikisi bile böyle bir sorgulama için yeterli olurdu elbette ama Geert Mak’ın, “Avrupa’da Yirminci Yüzyıl Boyunca Seyahatler” isimli kitabı bu konuda çarpıcı bilgilerle dolu. Binyılın biteceği günlerde NRC Handelsblad adına Avrupa’nın altını üstüne getiren Hollandalı gazeteci, sadece gördüklerini aktarmakla yetinmiyor, onların neden öyle göründüklerine dair tarihsel bilgilerle, olup biteni gözümüze gözümüze sokuyor. İyi de ediyor doğrusu. Hele şu soru ve buna verdiği cevap, Auschwitz’den Srebrenitza’ya uzanan tarihin kısa bir özeti sanki:“Biz Avrupalıların ortak bir tarihi var mıdır? ‘Elbette’ der herkes ve sıralamaya başlar: Roma İmparatorluğu, Rönesans, Aydınlanma Çağı, 1914, 1945, 1989, Oysa Avrupalıların bireysel tarihi deneyimleri birbirlerinden çok farklıdır: Örneğin Polonyalı yaşlı şoför, hayatında dört kez yeni bir dil öğrenmek zorunda kalmış; dostluk kurduğum Alman karı koca, önce bombardımanları, sonra da Doğu Avrupa’da oradan oraya sürülmeyi yaşamış; ziyaret ettiğim Basklı aile İspanya iç savaşı yüzünden bir Noel akşamı kıyasıya bir kavganın içine düşmüş ve sonra da ömür boyu susmayı yeğlemişti (...) her biri kendi başına birer dünyadır ve üstelik bunların hepsi de Avrupa’dır.”Bugün hepimize ‘muasır medeniyet’ olarak görünen Avrupa’nın tarihini, gezginlerin gözünden izlemek, iki dünya savaşını da, bu savaşlardan sonra yaşananları da diri tutuyor. Auschwitz ile Srebrenitza arasındaki asma köprüde sallanan Avrupa fikrinin hangi badireleri atlattığını görmek açısından da son derece çarpıcı bu. Belki, oraya bakarak bu topraklara çevirebiliriz yüzümüzü. Ve hatta bir miktar çeki-düzen bile verebiliriz zihnimize. Düşünün ki, İspanya’da yaşanan iç savaştan hiç mi hiç söz etmedik üstelik... (Avrupa’da Yirminci Yüzyıl Boyunca Seyahatler, Geert Mak, Çev. Mürset Topçu, Literatür Yayınları)
Pamuk, Atina’da yok satıyorDIŞ Haberler SERVİSİNOBEL ödüllü yazar Orhan Pamuk’un “Masumiyet Müzesi” adlı son eseri Yunancaya çevrildi ve Dünyanın en popüler yazarlarının bile Yunanistan kitap piyasası için kıskanacağı satış rakamlarına ulaştı. Tercümesini Stella Vretu’nun yaptığı “Masumiyet Müzesi” Okeanis Yayınevi tarafından basıldı. Kitap, sadece yedi gün içinde 10 bin adet sattı. “Masumiyet Müzesi” Atina’daki kitapçılarda 26 Euro’ya satılıyor. Yunan gazeteleri de Pamuk’un son kitabından övgü ile bahsettiler. İNGİLİZ Financial Times Gazetesi de Masumiye Müzesi’ni övdü. Ian Irvine imzalı yazıda, “Kitabın sonunda Kemal, Aşk için katlandığı onca ızdıraba rağmen mutlu bir hayat sürdüğünü ilan ediyor. Okuyucu bundan başka bir şey için yalvarabilir ama Pamuk, Kemal’in yüce ve trajik takıntısını sabırla gözlemleyerek, Lolita, Madame Bovary ve Anna Karenina’nın yanına yakışacak değerde bir Romantik aşkı yarattığı esere konu etmiş” denildi.
GÜNÜN AJANDASI
Modern zaman dervişinden davet
Çağdaş dans sanatçısı Ziya Azazi, “11 Dervish” adlı ve uluslararası Sahne sanatları alanında pek çok ödüle layık görülen eseriyle bu akşam Tiyatro Maan performans Sahnesi’nde olacak. Mevlevi dervişlerin dönüşlerini temel alarak oluşturduğu koreografileriyle çağdaş dans sanatına farklı bir yorum getiren Azazi eserinde, geleneksel “sufi dansını” zihinsel ve fiziksel sınırları zorlayıcı yönünü muhafaza ederek kişisel tarihçesi ile örtüşen estetik ve kinetik bir dile dönüştürüyor. Biletler 25-30 TL. Tel: 0212 245 25 06.
Büyük Selçuklu Mirası projesi
CUMHURBAŞKANLIĞININ himayesinde hazırlanan Büyük Selçuklu Mirası Projesi’yle, Türk milletinin kurduğu en önemli devletlerden birisi olan Büyük Selçuklu Devleti’ne ait günümüze ulaşan tüm eserler görsel olarak kayıt altına alınacak. Projenin belgesel yönetmeni ve fotoğraf sanatçısı İbrahim Dıvarcı konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Proje kapsamında Afganistan, Azerbaycan, Ermenistan, Irak, İran, İsrail, Mısır, Özbekistan, Suriye, Türkmenistan, Türkiye ve Yemen ile özerk cumhuriyet olan Nahcıvan’daki Selçuklu Mimari eserlerinin son durumları tespit edilip fotoğrafları ve görüntülerinin çekilecek. Proji, 850 bin dolara malolacak. ? A.A
Avrupa’nın gözde kenti İstanbul
2010’da Avrupa’nın kültür başkenti olacak İstanbul üzerine Almanya’da peşpeşe kitap ve dergiler yayınlanıyor. Türkoloji Profesörü Klaus Kreiser’in “İstanbul” adlı kitabı C.H. Beck yayınevi tarafından piyasaya sürüldü. Kitapta, okuyucuya kentteki 15. yüzyıldan günümüze kadar uzanan kültürel Yaşam üzerine önemli bilgiler ediniyor. 320 sayfadan oluşan kitabın fiyatı 24.90 Euro. Kitabın Türkçe’ye çevrilip çevrilmeyeceği ise henüz bilinmiyor. ? MÜNİH
Atmasyon tiyatro oyunu
Ankara’daki Mavi Sahne’nin oyuncuları bu akşam sizi doğaçlama tiyatro yapmaya davet ediyor. Seyirciden aldıkları konuyla başayıp sonunun nereye varacağını hiç tahmin edemeyeceğiniz bir Oyun sergiliyorlar. Sedat Demirsoy’un yönettiği Tuluatmasyon adlı oyun bu akşam Mavi Sahne’de. Biletler 12-15 TL. Tel: 0312 426 26 29.
Nehar Tüblek başvuruları
ÜNLÜ Karikatür sanatçısı Nehar Tüblek adına Beşiktaş Belediyesi ve Karikatürcüler Derneği’nin birlikte düzenlediği 15. Nehar Tüblek Karikatür Yarışması’nın son katılım tarihi 5 Şubat 2010. “Komşularla sıfır sorun - Uluslararası, toplumlararası, insanlar arası ilişkilerde kalıcı barış için...” konulu yarışmada ödüller, Tüblek’in ölüm yıldönümü olan 6 Mart’ta anma töreniyle verilecek. Birinciye 3 bin, ikinciye 2.500, üçüncüye 1.800, mansiyona (3 adet) 1000, Onur ödülü olarak da 1.500 TL. verilecek.
Auschwitz’le Srebrenitza arasında Avrupa fikri

Tuesday, December 8, 2009

ntvmsnbc okuyucuları için seçti

İSTANBUL - Bayramlarda genellikle yapılacaklar ve gezilecek yerler listeleri yapılır. Bu listeler kadar öne çıkmasa da okunması gereken kitaplar da tatillerin öne çıkan klişeleri arasında yer alır.
ntvmsnbc editörleri de sevdiği, önemli gördüğü kitaplardan birkaçını okuyucuları için seçti. Kimi kitaplar tatilin havasına uygun düşerken kimi kitaplar günümüzde olan biteni anlayabilmek için önemli başvuru kaynağı olarak göze çarpıyor.
İşte ntvmsnbc'nin seçtiği bayramda ve daha sonrasında da okunması gereken kitaplar:
Sinan Yıldırım, Güncel- Dersim 1938 ve Zorunlu İskan - Hüseyin Aygün (Dipnot Yayınları)- Çizgilerle Komünist Manifesto - Marx, Engels, Marcenaro (Yordam Kitap)- Olasılıksız - Adam Fawer (April Yayıncılık)- Yabancı - Albert Camus (Can Yayınları)- Memleketimden İnsan Manzaraları - Nazım Hikmet (Yapı Kredi Yayınları)
Bora Özcan, Ekonomi– Ay Hırsızı – Sunay Akın (İş Bankası Kültür Yayınları)- Puslu Kıtalar Atlası - İhsan Oktay Anar (İletişim Yayınları)- Mesnevi – Mevlana (Doğan Kitap)- Toplu Şiirler - Edip Cansever (Yapı Kredi Yayınları)- Küresel Finans Krizi - Mahfi Eğilmez (Remzi Kitabevi)
Göksel Durutuna, Güncel- Hayata ve Siyasete Dair - Can Dündar (İmge Kitabevi)- Cehenneme Övgü - Gündüz Vassaf (İletişim Yayınları)- Pazar Sevişgenleri - Metin Üstündağ (Sel Yayıncılık)- Eldivenler Hikayeler - Murathan Mungan (Metis Yayınları)- Suskunlar - İhsan Oktay Anar (İletişim Yayınları)
Ali Abaday, Güncel- Binbir Çiçekli Bahçe - Yaşar Kemal (Yapı Kredi Yayınları)- Anka Kuşu - Can Dündar (İmge Kitabevi)- Halepçe’den Gelen Sevgili - Suzan Samancı (Sel Yayınları)- Sahilde Kafka - Haruki Murakami (Doğan Kitap)- Yüzünde Bir Yer - Sema Kaygusuz (Doğan Kitap)
Simla Yerlikaya, Dış Haberler- Tarih-Lenk - Y. Hakan Erdem (Doğan Kitap)- Çivisi Çıkmış Dünya - Amin Maalouf (Yapı Kredi Yayınları)- Çalışmanın Mutluluğu ve Sıkıntısı - Alain de Botton (Sel Yayıncılık)- Yersiz Yurtsuz - Edward Said (İletişim Yayınları)- Cahillikler Kitabı 3 - Werner Bartens (NTV Yayınları)
Noyan Ayan, Bilim ve Teknoloji- Herkese Biraz Daha Bilim - Claude Allégre (Yapı Kredi Yayınları)- Vakıf ve İmparatorluk – Isaac Asimov (İthaki Yayınları)- Darwin Sizi Seviyor – George Levine (Metis Bilim)- George’un Kozmik Hazine Avı – Lucy ve Stephen Hawking (Doğan Kitap)- Teknoloji – Roger Bridgman (Tübitak Yayınları)
Hasan Cömert, Kültür Sanat- Aylak Adam - Yusuf Atılgan (Yapı Kredi Yayınları)''Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaydaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kim zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine; sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutmağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez. ''
- Ziyan - Hakan Günday (Doğan Kitap)''Soğuk… her yerde soğuk... İnsanın içine işleyen bir soğuk… Soğuk, bir bölgenin, bir toplumun, insanların, tarihin, günün içine işliyor. Vuruyor, çarpıyor, durduruyor. Her şey donuyor.''
- Siyah Hatıralar Denizi - Mehmet Açar (İthaki yayınları)''Genç bir müfettiş, gizemli vakalarla uğraşan iki önemli bilimadamının intiharını araştırmak üzere karlarla kaplı karanlık bir kente gelir ve iki yüz yıllık büyük bir otele yerleşir. Amacı raporunu hazırlayıp bir an önce evine dönmektir, ama bir süre sonra açıklanması imkansız olaylara şahit olmaya başlar... Esrarengiz sakinlerin yaşadığı otelde zaman başka: türlü akmaktadır... ''
- Bunny Munro'nun Ölümü - Nick Cave (Siren Yayınları)“Sonum geldi” diye geçirir içinden Bunny Munro, yakında ölecek kimselere özgü, ani bir farkındalıkla…”
- Yer Değiştiren Gölge - Nurdan Gürbilek (Metis)''Herkesin hayatında adeta sarhoşluk içinde, rüyadaymış gibi geçirilmiş anlar vardır: Ateşli bir hastalık, aşırı yorgunluk, büyük bir sevinç, Aşk ya da düpedüz sarhoşluk. İnsanın pek kendinde olmadığı, dış dünyayla bağlarının seyreldiği anlar. Üzerinden zaman geçtikten sonra, o anla ilgili birçok şey silinir gider. O sırada olup bitenler, konuşulanlar, söylenenler unutulur. Ama gene de hatırlanan bir şeyler kalır: Birinin yüz ifadesi, bir eşyanın ayrıntısı, merkezinde bunların durduğu bir an, bir sahne. Belirsizliğin içinde birden çakan bir Sahne, nerede görüldüğü çıkarılamayan bir nesnenin anlık görünüşü, kendine gelen kişi için geçmiş yaşantının özeti oluverir birden. Bugünün duygusu; insanın geçmiş yaşantıyı sevinçle mi, utançla...''
- Çizgi Roman Dünya Klasikleri; Macbeth, Dava, Suç ve Ceza, Frankenstein, Madam Bovary (NTV Yayınları)
Pınar İlkiz, Yaşam- A’dan X’e – John Berger (Metis) “Umutla beklenti arasında büyük fark var. İlk başta süreyle ilgili olduğunu düşünmüştüm, umudun daha uzaktaki bir şeyi beklemek olduğunu. Yanılmışım. Beklenti bedene ait, umutsa ruha. Fark bu. İkisi birbiriyle temas ediyor, birbirini tetikliyor ya da yatıştırıyor. Ama her birinin hayali farklı. Bir şey daha öğrendim. Bir vücudun beklentisi bir umut kadar uzun sürebilir. Seninkini bekleyen benim vücudumun mesela. Sana iki kere müebbet verdikleri anda onların zamanına inanmayı bıraktım.”
-Har – Murat Uyurkulak (Metis)“İnsanı hor görmek kadar hoş görmek de kötüdür.”
- Ölü Zaman Gezginleri – Hasan Ali Toptaş (Doğan Kitap)“O gün Tanrı’nın kendine sorduğu en zor bilmeceydin sen. Ve ben, çözmek bana düşmüş gibi sevinçliydim”
- İnceldiği Yerden - Aslı Biçen (Metis)“Ben erkek değilim, sana aşığım Saliha.”
- Kürk Mantolu Madonna – Sabahattin Ali (Yapı Kredi Yayınları)"Şimdi aramızda noksan olan şeyin ne olduğunu biliyorum." dedi. "Bu eksiklik sana değil, bana ait...bende inanmak noksanmış... beni bu kadar çok sevdiğine bir türlü inanmadığım için sana aşık olmadığımı zannediyormuşum... bunu şimdi anlıyorum. demek ki, insanlar benden inanmak kabiliyetini almışlar.... ama şimdi inanıyorum... sen beni inandırdın. seni seviyorum. deli gibi değil, gayet aklı başında olarak seviyorum... seni istiyorum...içimde müthiş bir arzu var... bir iyi olsam!"
Göksun Kök, Emlak- Kenti Dinlemek / Büyülü Kent İstanbul’dan Öyküler - Jale Sancak (Doğan Kitapçılık)Jale Sancak herkesin İstanbul'unu sözcükler, şiirler, şarkılar eşliğinde aktarıyor. Ne denli değişirse değişsin, ne denli yitimlere ve yıkımlara uğramış olursa olsun “Ben ancak İstanbul’da yaşayabilirim” demekten vazgeçmeyenlerin İstanbul’u bu... Sancak’a kendi İstanbul’unu anlatanlar arasında İlhan Şeşen, Nedim Gürsel, Selim İleri, Uğur Yücel, Sunay Akın, Refik Durbaş, Atillâ Dorsay, Demir Özlü, Handan Öztürk, İlhan Berk, Metin Kaçan, Mario Levi, Vecdi Çıracıoğlu, Jaklin Çelik, İlhan Eksen, Hasan Öztoprak yer alıyor.
- Boğaziçi'nde Yalılar, İnsanlar - Murat Belge (İletişim Yayınları)“Bir 'Boğaziçi Tarihi' değil bu; yalıların mimarí özellikleri üstüne bir kitap da değil. Yalılardan çok, yalılarda yaşayanların kişilikleri ve hayatları üstüne bir kitap. Yapmaya çalıştığım şeyi Çelik Gülersoy'a anlattığımda, 'Anladım' demişti; 'Binadan çok zina yazacaksın'... Her ne kadar 'mimarí bir iddiası olmasa da, Boğaz ve yalılarla ilgili bir şey yazan bir insan, artık iyice sayıları artan yeni, beton, zevksiz yapılarla ilgilenmek istemiyor.”
- Şehir Romantiğinin Günlüğü - Buket Uzuner (Remzi Kitabevi)''Bir şehre âşık olmak, bir insanı sevmekten farklı değildir. Eğer âşıksanız, sevdiğinizin eksiklerini, hatalarını göremez, gördüklerinizi affedersiniz. Aşkınız sürdüğü sürece sorun yoktur. Ancak aşkın bittiği yerde, artık o sevilene bağımlı hale düşmüşseniz vay halinize! Kimi kez zevkten, çoğu kez sıkıntıdan kahrolarak yanarak tutuşur ama ne kadar terk ederseniz, o kadar çok dönersiniz ona! İşte bu kente âşık olmak da tıpkı böyle bir kara sevda hikâyesidir!''
- Diyarbakır: Müze Şehir - Şevket Beysanoğlu (Yapı Kredi Yayınları)''Bir şehri anlamak, bir insanı anlamak gibidir; bir şehri anlatmaksa bir insanı anlatmak... İnsan ne kadar açığa vursa da kendini, küçük bazı kırıntılar saklar içinde, küçük gizler... Şehirler de öyle; açıkta, ortada duruşları yanıltır bakanları, şaşırtır.''
ntvmsnbc okuyucuları için seçti

Kapıcı olsam yine zengin olurdum

Ekranlardaki şovlarıyla büyük ilgi toplayan uzatmalı sevgililer Safiye Soyman ile Faik Öztürk'ün yolları sahnelerde de birleşti. 'Safiye Soyman'ın sevgilisi' olarak adını duyuran ancak zamanla sempatik tavırlarıyla Türk halkının beğenisini toplayan işadamı Faik Öztürk 'Gönül Türküleri' adlı bir de Albüm çıkardı. Öztürk, bu albümden elde edeceği geliri Şehit ailelerine armağan edecek.



Neden türkü albümü yaptınız?

Ben Elazığlı'yım. Halk müziğine düşkünüm ve birilerinin halk müziğine sahip çıkması gerekiyordu. Ben de gönüllü olarak bu işi üstlendim. 15 türkülük bir albüm yaptım.



SAHİP ÇIKTIM

Türkülere sahip çıkan yok muydu?

Son yıllarda kaç kişi Türk Halk Müziği albümü yaptı ki... Arabesk var, özgün Müzik var ama türkü yok. Aşık Veyseller, anonimler yok maalesef.



Bu albüm için hayli para harcadınız. Sizin bir maddi beklentiniz yok mu?

Benim televizyondan kazandığım paralar, burs verip okuttuğum çocuklara gidiyor. Albüm satışını da şehit ailelerine bağışladım. konser geliri de onlara gidecek. 21 çocuk okutuyorum, imkanım olsa 200 çocuk okutacağım. Çünkü ben maddi imkansızlıklar yüzünden okumadım. Lise birinci sınıfta okulu bıraktım.



Pişman mısınız?

Değilim çünkü çalışkan bir adamım. Tuvalet temizliyordum. Sonra Temizlik yaptığım fabrikada genel müdür yardımcısı oldum.



Nasıl oluyor o? Çok çalışsak biz de olabilir miyiz?

Niye olmasın? Gerçi o zaman şartlar da müsaitti.



SES EĞİTİMİ ALMADIM

Safiye Hanım'dan bir çocuğunuz olsun istemez miydiniz?

Safiye'nin kendisi bir çocuk zaten. Önce onu bir büyütelim de ondan sonra.



Albümde Safiye Hanım'a da bir şarkı var. 'Safo Safiye' nereden çıktı?

İlhan Erten aradı. "Gelinimize güzel bir şarkı yaptım" dedi. Dinledim, çok hoştu ben de albüme aldım.



Herhangi bir ses eğitimi aldınız mı?

Ben özünü seven bir adamım. Kulağım var. O yüzden gerek görmedim.



Faik Bey, sizi sevgiliniz Safiye Hanım'ın bir yerlere getirdiği konuşuluyor. Bu sizi rahatsız ediyor mu?

Benim kilom çok ağır. Beni her babayiğit kaldıramaz. Benim kendime bu kadar özgüvenim olmasaydı beni Safiye de kaldıramazdı. Benim için kimse 'çantacı' demedi, 'çıkarı var' demedi. Konuşan insanlar varsa bilemem. Beni seven de var sevmeyen de. Bu işlerin temelinde beni; gönlüm, beynim, insanlara olan sevgim buraya getirdi.



Safiye Hanım'la on yıldır birlikte yaşıyorsunuz. Neden evlenmiyorsunuz?

İnanın vaktimiz olmadı. Arada bir boşluk bulup bu kaygıya düşmedik. 2010 yılında evleneceğiz.



Hayat hikayenizi kitap haline getirmek ister misiniz?

Evet, isteyenler oldu ama ona ayıracak vaktim yok. İnan bana, ben bir apartmanda kapıcı olsaydım yine zengin olurdum. Her sabah kimse uyanmadan kalkar, arabaları yıkar, onlara kapı açardım. Ama asla para istemezdim. Nasıl olsa o insanlar sana, yapılan hizmetin karşılığını öder.



KENDİ YANAĞIMI SIKIYORUM

Sahne teklifleri gelmeye başladı mı?

Geçen bayramdan beri geliyor. Düğünlerde insanları en çok eğlendiren benim. Gelinle damat hep köşede kalır. Ben onları bile eğlendiriyorum.



Seviyorsunuz şov dünyasını ama...

İnsanlar istiyor beni. Ben aynanın karşısına geçip ayda bir kere kendimi sevip, kendime maşallah çekiyorum. 'İyi ki doğmuşum' diye yanağımı sıkıyorum. Ben eğleniyorum, parasında değilim işin.
Kapıcı olsam yine zengin olurdum