Showing posts with label Yapı Kredi. Show all posts
Showing posts with label Yapı Kredi. Show all posts

Saturday, April 10, 2010

İndirimli kitaplar sanal fuarda

İSTANBUL - Türk Kütüphaneciler Derneği'nin bu yıl 46.'sını düzenlediği Kütüphane Haftası 29 Mart – 4 Nisan tarihleri arasında kutlanırken Türk Kütüphaneciler Derneği ve İdefix.com işbirliğiyle, onlarca yayınevinin katıldığı, kitapları okuyucularıyla büyük indirimlerle buluşturan bir Sanal Fuar düzenleniyor.
22 Mart – 20 Nisan arasındaki bir aylık süre boyunca kutuphanehaftasi.org web adresinden ulaşılabilecek fuarda NTV Yayınları'ndan, İnkılap Kitabevi'ne, Altın Kitaplar'dan, Yapı Kredi Yayınları, İş Bankası Kültür Yayınları ve Doğan kitap'a kadar birçok büyük yayınevi %40'a varan indirimleriyle yer alıyor.
İndirimli kitaplar sanal fuarda

Wednesday, December 9, 2009

2009’un en iyi 10 yerli romanı

EN İYİ 101- Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi - Ayfer Tunç2- Çöplüğün Generali - Oya Baydar3- Yüzünde Bir Yer - Sema Kaygusuz4- Fay Kırığı - Mehmet Eroğlu5- Eflatun Koza - Cahide Birgül 6- Dünyanın Uğultusu - Behçet Çelik7- Yorgun Sevda - İrfan Yalçın8- Sonradan Yaşamak - Önay Sözer9- Aşk - Elif Şafak10- Gizli Aşk Bu - Özen YulaBİR DELİLER EVİNİN YALAN YANLIŞ ANLATILAN KISA TARİHİZamansız Türkiye panoramasıCan Yayınları’ndan çıkan “Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi”, mekân ve zaman sınırı tanımayan, bir ucu 19. yüzyıla, bir ucu günümüze dayanan yazınsal bir Türkiye panoraması. Şaşırtıcı bir öykünün bittiğinin sanıldığı yerde, okuru olmadık bir öyküyle yeniden afallatan bir “insan manzaraları” kitabı da denebilir. Belki de bu sebepten jüri üyelerimizin yedisi de onu seçti. Karadeniz’in küçük bir kentinde denize sırtını dönmüş bir akıl hastanesinden yola çıkılarak farklı kişilerin Yaşam zincirinden oluşan bir roman. ÇÖPLÜĞÜN GENERALİKaranlık ve gerilimliKaranlık, gerilimli ve biraz kötümser. Ne karakterlerin isimleri var, ne de yerlerin. Bir felaket atlatılmış, sonrasında da 3 Maymun virüsü yüzünden belleğini yitirmiş, geçmişinden bihaber bir toplumun kahramanları var Oya Baydar’ın kitabında. İlerleyen bölümlerinde felaketten önce olan bütün olayları, Türkiye olarak son bir kaç yıldır yaşadığın-mızı fark edeceksiniz: Büyük bir dava, kuyulardan çıkan cesetler, cephanelikler... gibi. Zaten Baydar da şöyle diyor: “Ergenekon davası sürecinde olan olaylardan etkilendim ve bu romanı kurguladım.” Can Yayınları’ndan çıkan kitabın tek korkutucu yanıysa romandaki ülkenin haritadan silinmiş olması.YÜZÜNDE BİR YERBabaannesinden esinlendiGenç kuşağın önde gelen isimlerinden Sema Kaygusuz’un Yüzünde Bir Yer adlı kitabı Doğan Kitap’tan yayınlandı. Susmanın aslında ne kadar çok şey ifade ettiğinin kanıtlandığı bir Roman bu. Babannesinin Dersim’den Samsun’a göçüşünün hikâyesini yıllarca dile getirmemesinin, suskunluğununun ardına gizlediği sırrın ne olduğunu merak etmesiyle atılmış romanın temelleri. Ve ortaya kendi deyimiyle “Yeryüzünde kendi toprağından sürülmüş, çocukları zorla ellerinden alınmış, katledilmiş insanların ortak utancı ve suskunluğu”nu dillendirdiği romanı çıkmış.FAY KIRIĞI IÜçlemenin ilkiAgora Kitaplığı’ndan çıkan Mermet Eroğlu’nun “Fay Kırığı I” adlı romanı, bir üçlemenin ilki: “Mehmet”, “Emine” ve “Rojin”. Kitapta ayrı dünyalara ait insanlarla, 25 yıldır süren savaşın bir dönemi, ülkemizin-Laik-Müslüman, Türk-Kürt çatlağı eksenindeki- son 15 yıllık bölünüşü anlatılıyor. “Mehmet”, bir anlamda giriş romanı; 2005-2006 arasındaki olaylara yoğunlaşıyor. “Emine” de 2006-2008 anlatılacak ve olaylar yine İstanbul eksenli olacak. “Rojin” 1993-1994 arasında Hakkâri’de, Şemdinli’de geçecek. EFLATUN KOZAUçurumlarınıza baktıracakEverest Yayınları’ndan çıkan kitapta genç bir kadın gazeteciliğe başlar. İlk dosyası ise sakin hayatını altüst eder. Yıllardır izleri bulunamayan iki kadının dosyası üzerinde gördüğü eflatuna dönüşmüş mürekkep lekesinin peşinden çıkacağı yolculuk onu, eflatun kadınların gizemli dünyasına sürükleyecektir. Duygusal gerilimlerin güçlü anlatıcısı Cahide Birgül, Eflatun Koza’da bir kez daha okuru kendi uçurumlarına bakmaya zorluyor. DÜNYANIN UĞULTUSUHayata karşı savaşKanat Kitap’tan yayınlanan Dünyanın Uğultusu, bir aşk hikâyesi. “Gün Ortasında Arzu” ile 2008 Sait Faik Hikâye Armağanı’nı kazanan Behçet Çelik, bu ilk romanında huzursuz bir dünyayı resmediyor. Yalın anlatımın dikkat çektiği kitapta kapitalizmle yaşamak zorunda kalan insanların nasıl direnmeye çalıştıklarını görüyoruz. Taşra ile şehir arasında kalmış olan Ahmet’in aynı zamanda iki kadın arasındaki hayatını ve hayata karşı savaşını okuyoruz. YORGUN SEVDAEdebiyat ödüllüBol ödüllü yazar İrfan Yalçın’ın uzun bir aradan sonra yayınlanan bir kitabı Can Yayınları’ndan çıktı. İnsanlardan, arkadaşlarından ve hayattan umudunu kesmiş bir genç kadının bir lunaparkta çalışmaya başlamasıyla değişen, yenilenen ruhunu anlatıyor. Yalçın, bu eseriyle de Türk edebiyatının önemli isimlerinden Cevdet Kudret adına verilen “Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü”nü aldı. SONRADAN YAŞAMAKProfesörden tuhaf olaylarFelsefe profesörü Önay Sözer’in yeni romanı Sonradan Yaşamak, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı. Kitapta geçmişte kaldığı sanılan bir dramının sonradan ama ilk kezmiş gibi yaşanmasına neden olan tuhaf olaylar silsilesi anlatılıyor. Nazire, hem tanınmış Ressam Zefir’e Canlı modellik yapar, hem de hayatıyla bir yazara konu olur. Beyoğlu’nda nostaljik bir otelde bu üç kişi arasında başlayan garip hikâye, okuyucunun hiç tahmin etmediği bir şekilde sonlanıyor.AŞKErkeklere siyah kapakElif Şafak’ın mart başında çıkan son romanı “Aşk” kısa sürede en çok okunanlar arasındaki yerini almıştı. Yazar, önceki romanlarında olduğu gibi yine toplumsal kuralların ve geleneklerin kıskaca aldığı insana yoğunlaşıyor. Mevlana ve Şems’in ilahi aşkından yola çıkarak dünyevi bir aşkı anlatan Elif Şafak, “Bizler aşkı unuttuk belki ama yüreğimizde derinde bir yerde o özlem hep var. Aslında hiç vazgeçmedik aşktan. Hep arayış halindeyiz” diyor. kitap ilk çıktığında pembe kapaklıydı ama birkaç ay sonra siyah kapaklısı da yayınlandı. Kimse resmi bir açıklama yapmadı ama herkes bunun sebebini erkeklerin pembe kitap taşımak istememesine bağlıyor. GİZLİ AŞK BUTürk filmi gibi romanEverest Yayınları’ndan çıkan kitap aslında 12 sayfalık bir Film hikâyesi olarak yazılmıştı. Bir buçuk yıl sonra Özen Yula onu roman haline getirdi. Müjde, Şener, Özgü, Ayşenil, Hümeyra, Suzan... Türk sinemasının duayenleri bu kitabın karakterlerine isim veriyor. Adları hayatları ile örtüşmese de ister istemez okur zihninde bu romanı onlarla resmediyor.
2009’un en iyi 10 yerli romanı

Tuesday, December 8, 2009

Benim olduğum yerde ölüm yok


Çünkü bu sergide yer alan çalışmalar ölüme ve hastalığa meydan okuyor. Tedavisi sırasında sağ kolunu kullanamadığında sol eliyle desen çizmeye devam etmiş. Ve bu desenler dünyaya daha alaycı başka bir gözle bakıyor. Uluç bu farklılığı “Sanatın bir tarafı bilinmeyeni aramak ve bulmak değil midir?” diyerek özetliyor. Hastanede yanında olan hayat arkadaşı Vivet Kanetti “Doktorun da bu duruma çok şaşırdığını, Ömer’in o dönemi bir samuray savaşçısı gibi geçirdiğini” söylüyor. Ömer Uluç’a göre ise yaptığı bir terapi. “Zaten ben resmin terapi olduğunu hastalanmadan çok önceleri keşfetmiştim. Mühendislik iyiydi hoştu ama kafamı tedavi etmiyordu. İyi bir resim yaptığım zaman çok mutlu olmaya, her şeyi unutmaya başladığımda işte benim işim bu demiştim” diyor. Ömer Uluç’un sarmalları Yaşam döngüsünün ta kendisiydi. Sonra o sarmallar yaratıklara dönüşmeye başladı. Bir sonraki aşamada tuvalden çıkarak aramıza karıştılar. Şimdi ise parçalanıyorlar, çürüyorlar. Ona göre zaten yaşlılıkla gelen hastalıkların hepsi birer çürüme. “Parçalar benim resmimde kendini hem tekrarlıyor hem de başka parçalarla birleşerek başka biçimler, yaratıklar yaratıyor. Ben biliyorsun yaratık ressamıyım” diyor. Bir tek zaman lazım Uluç’a göre “İnsanlar gelecekte bir gün başka dünyalardan gelen yaratıklarla da karşılaşacaklar bu kaçınılmaz bir şey. Zaten İkinci Dünya Savaşı’nda beş milyon Yahudi’yi öldüren adamlar yaratık değil miydi? İnsan denen mahlu yaratıktır”...Ömer Uluç şimdi günlerini biraz dinlenerek biraz kitap okuyup düşünerek geçiriyor: “Önümüzdeki yılın planları arasında başlayıp da yarım kalmış çalışmaları tamamlamak, farklı mekânlara uzanmak, uzay yolculuğuna devam etmek var. Ama benden iki yıldan önce bir Sergi beklemeyin. İnsanın tek ve ebedi sorunu var o da zaman, şimdi bana bir tek zaman lazım” diyor.

Müzayedelerde yarış ATI olmak hoşuma gitmiyor
Ömer Uluç’a göre Antik A.Ş.’nin düzenlediği bu son müzayedenin Türkiye’nin en önemli olayı gibi sunulması ona son derece traji Komik gelmiş. Burhan Doğançay’ın kendi dışında gerçekleşen bir olayı fazla abarttığını düşünüyor. Çağdaş sanat üzerine yapılan spekülasyonların ne Burhan Doğançay’a ne de bir başkasına uzun vadede yararı olacağına inanmıyor.
Aynı müzayedede kendi "Odalık" adlı eserinin başlangıç fiyatından yüzde 570 fazla satılmasının da onun için hiçbir önemi yok. Ün ve para kazanma üzerine kurulu bir düzen ve müzayedede yarış atı olmak hoşuna gitmiyor. "Sergim var ve yapıtlarım orada, isteyen gider görür, bakar" diyen Ömer Uluç’un yapıtları 13 Aralık’a dek Yapı Kredi Kazım Taşkent Galerisi ve Sermet Çifter Salonu’nda.
Benim olduğum yerde ölüm yok

Saramago’dan ‘yayıncısı’ Berlusconi’ye eleştiri


Yani İtalyan Başbakanı. Saramago, ‘yayıncısı’ hakkında pek de iyimser şeyler düşünmüyor.
YAZARLAR ile iktidarlar arasında hep sorunlu bir ilişki vardır hiç kuşkusuz. Yazar, dünyayı algılama biçimi itibariyle muhaliftir zaten. Burada ilk planda söz konusu olan, yazar ile kendi ülkesindeki iktidar arasındaki ilişkidir elbette. Ama yazarlık kumaşı sağlam olanlar, yeryüzündeki diğer iktidarlara ve o iktidarların kullanılma biçimine de eleştirel davranmakta pek müşkülpesent davranmazlar. 1998’de Nobel Ödülü alan José Saramago da kumaşı sağlam yazarlardan biri. Öyle olduğu için skandallarla dünya gündemine oturan İtalyan Başbakanı Berlusconi hakkında söyledikleri hemen dikkat çekiyor. Üstelik Saramago, kitaplarının İtalyancası Berlusconi’nin sahibi olduğu bir yayınevi tarafından yayımlandığı için, (Einaudi Yayınevi) bir miktar kendisini de dahil ediyor Berlusco’nin günahlarına: “Okyanusta minik bir damla kuşkusuz, ama rüşvetçiliğin tek kötü alışkanlığı olmadığını varsayarsak, purolarının parasını ödemeye yetmiştir en azından (s.23)” Saramago, Turkuvaz Yayınları tarafından yayımlanan ‘Not Defterimden’ isimli kitabında daha başka şeyler de söylüyor Berlusconi hakkında:“Berlusconi’nin yaşamı ve mucizeleri hakkında genel olarak bilinenlerin dışında pek az şey biliyorum. İtalyan halkı kuşkusuz benden çok daha iyi biliyor olmalı ki, bir, iki, üç kez onu başbakanlık koltuğuna oturttu. Eh, hep duyduğumuz gibi, halklar egemendir ve onlar yalnızca egemen değil aynı zamanda bilge ve temkinlidirler; özellikle sürekli demokrasi egzersizleri vatandaşlara politikanın işleyişi üzerine ve gücü ele geçirmenin çeşitli yolları hakkında bazı yararlı bilgiler sağlayalı beri. Bu demektir ki halk oy vermeye çağrıldığında ne istediğini çok iyi biliyor. Somut olarak, diğerlerine değil de (onların da sırası gelecek), sözünü ettiğimiz İtalyan halkına bakarsak, Berlusconi’ye yönelik üç kez ortaya konmuş olan duygusal eğiliminin herhangi bir ahlaki değerlendirmeye ilgisiz olduğu kanıtlandı. Gerçekten de, mafyanın ve Camorra’nın (bir organize suç örgütü) memleketinde başbakanın bir suçlu olduğunun kanıtlanmasının ne önemi olabilir? Adaletin asla iyi bir üne sahip olmadığı bir memlekette başbakanın yasaları kendi çıkarına olacak şekilde, aşırılıklarına ve yetki istismarına karşı kendini herhangi bir cezalandırma girişiminden koruyacak tarzda onaylatmayı başarmasının ne önemi var ki?”(José Saramago, Not Defterimden, Çeviren: Nesrin Akyüz, Turkuvaz Yayınları)
Mafyayı yazanları, filmini yapanları boğmak istiyorum
Reha ERUS / Roma İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, İtalya’nın dünya genelindeki imajını zedelediği gerekçesiyle mafyayla ilgili Film çekenleri ve kitap yazanları boğmak istediğini söyledi. Berlusconi, Sardunya adasındaki bir parti toplantısında yaptığı konuşmada, “İtalya’nın dünyadaki imajını zedeleyen dokuz sezonluk La Piovra (Ahtapot) dizisini çekenleri ve mafyayla ilgili kitapları yazanları bulsam, yemin ederim boğarım” dedi. Berlusconi, çok sayıda genç parti yandaşının katıldığı toplantıda, mafyanın 1992-1993’te işlediği cinayetlerle ilgisi olduğu yönünde basında çıkan iddiaları da yalanladı. Silvio Berlusconi, bu iddiaların temelsiz ve küçük düşürücü olduğunu söyledi.Rakip gazeteye davaMEDİASET medya grubunun başkanı olan Marina Berlusconi, babasının holdinginin, mafya parasıyla kurulduğunu iddia eden rakip La Repubblica Gazetesi’ne karşı 1 milyar Euro’luk tazminat davası açtı.Merkez sol eğilimli La Repubblica Gazetesi, Berlusconi’nin Fininvest yatırım holdingi ile medya grubu Mediaset’in Cosa Nostra’ya bağlı mafya babalarınca finanse edildiğini öne sürmüştü.
Paris’te Yaşar Kemal fotoğrafları sergisi
FRANSA’da devam eden “Türkiye Mevsimi” kapsamında, gazeteci, televizyoncu, fotoğrafçı Güneş Karabuda’nın açtığı “Yaşar Kemal’in 50 yılı” isimli fotoğraf sergisinde, kendi alanlarında uluslararası üne kavuşan dönemin önemli isimleri bir araya geldi. Paris’teki Elele göçmen ve kültür merkezinde açılan sergiye gelen yazar Yaşar Kemal, Güneş Karabuda, Sipa Press’in kurucusu ve eski sahibi Gökşin Sipahioglu sergide uzun uzun konuşup eski günleri andılar.
Prof. Gökmen: Kürtçe Opera neden olmasın
Esra KAYA / ANKARADEVLET Opera ve Balesi Genel Müdürü Prof. Dr. Rengim Gökmen, Kürtçe bir opera sahnelenmesi konusunda tekliflere açık olduklarını belirterek, “Opera alanında Kürtçe bir esere rastlamadık. Ama bu konuda teklif gelirse hayır demeyiz” diye konuştu. Hükümetin ‘Demokratik Açılım’ çalışmalarının etkisiyle, Van Devlet Tiyatrosu’nda ‘Reşe Şeve’ (Karabasan) adlı oyunun ilk kez Kürtçe sahnelenmesinin ardından, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Gökmen de Kürtçe operaya sıcak baktıklarını açıkladı.
Guadalajara Kitap Fuarı Pamuk’la açıldı
MEKSİKA’da düzenlenen uluslararası 17’nci Guadalajara kitap fuarı dün Nobel ödüllü yazarımız bu yıl Orhan Pamuk’la açılış yaptı. Pamuk, İspanyolca konuşan ülkeler edebiyatının en büyük kitap şöleninin açılışında “son romanı “Masumiyet Müzesi”ni tanıttı. Pamuk’un yanı sıra Nobel ödülü sahibi Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez ve meşhur Meksikalı yazar Carlos Fuentes de açılışta hazır bulundu. Fuar 6 Aralık’a kadar açık kalacak.
GÜNÜN AJANDASI
Deli Dumrul
İSTANBUL Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın yeni oyunu Mecbur Adam’ın galası bu akşam 20.30’da Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde yapılacak. Ragıp Yavuz’un yazıp Erol Keskin’in yönettiği oyunda Dede Korkut’un Deli Dumrul hikâyesi farklı bir bakışla işleniyor. Deli Dumrul kuru bir çayın üstüne köprü yaptırmıştır. Geçenden 30, geçmeyenden döve döve 40 akçe alır, derken konaklayan bir yiğit ölür. Buna içerleyen Deli Dumrul Azrail’e meydan okur. Telefon: 0216 492 90 84.
Ateşin oyunu
? SADBERK Hanım Müzesi ve Ömer M. Koç Koleksiyonlarındaki 330 adet eseri bir araya getiren ‘Ateşin Oyunu’ sergisi İznik çini ve seramik sanatının gelişimi hakkında izleyenlere detaylı bilgi vermek amacını taşıyor. Rengârenk, çeşit çeşit eserler 15. yy- 17. yy İznik çini ve seramiklerinin görsel hikayesini anlatıyor. Büyükdere Piyasa Cad. No: 27- 29 Sariyer. Tel:0212 242 38 13
Aseton Hayal’de
? 2005 yılından beri birçok Festival ve mekanda Canlı performans sergileyerek alternatif müzikseverlerin beğenisini kazanan Aseton, konser maratonuna hız kesmeden devam ediyor. Müzikotek’in yapımcılığında yeni Albüm çalışmalarına başlayan grup, bu akşam akşamı Beyoğlu Hayal Kahvesi’nde dinleyicilerle buluşacak. Giriş’in 20 TL, konser 22.30’da. Tel: 0212 244 25 58
Habermas diyor ki
? ALMAN filozof Jürgen Habermas’ın 2000’li yıllarda kaleme aldığı makalelerden oluşan Doğalcılık ve Din Arasında Felsefi Denemeler’in Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlandı. Kitabın merkezinde, zamanımızın entelektüel durumunu belirleyen iki eğilim arasındaki gerilim var: Habermas bu denemelerde bir yandan doğalcı kültürel Evrim anlayışının önemine değinirken bir yandan da toplumsal ve kültürel rasyonelleşmenin sekülerleştirici etkilerini yorumluyor.
Saramago’dan ‘yayıncısı’ Berlusconi’ye eleştiri